
Karar Verdiğin Yere Akacaktır Ömrün!
İnsanların arasına indiğimde, kazançlarını yollarının doğruluğuna delil sayan, eski bir avuntunun üstünde oturuyorlardı.
Bu yanlışı, onlara şunu öğrettiğimde parçaladım: başarı da sınar insanı; fakat zaferinin parıltısında yolunu görebilen ne kadar azdır!
Ah! Kazananı haklı çıkaran o köhne öğretiyi reddetmelerini istedim onlardan; makamı üstünlük, serveti değer, unvanı da liyakat ölçüsü sayanlara gülmelerini istedim.
Evet! Menfaat vaizlerine gülmelerini istedim onlardan, “Yolunu sorma, kazancına bak!” diye her çıkmazın başında kapkara bir bekçi gibi dikilenlere de.
Onların şöhret mezarlığında kendi kefenime sarınıp yattım, övgü çelenkleriyle unvan taşlarının altında – ve bende güldüm bütün zafer putlarına ve o putların dağılmış, çürümüş doğruluk iddialarına!
Evet, evet! Kazandıklarında kendilerine taç, kaybettiklerinde başkalarına darağacı kuranların adaletine! – ah, bu yüzden kahkahalarla güldüm onlara.
Ve devirdim onların eğri terazisini: tacı da darağacını da aynı uçuruma attım! Bunun üzerine sustu içimde de bolluğun sarhoşluğu ve darlığın korkusu. Evet, ikisi de insanın değerine hükmedemezdi artık gözümde.
Sahiden, göklerin yüce buyruğunu hatırlattım onlara, ağırlığı ve şaşmazlığıyla: Evet! Başarıyı da yenilgiyi de soydum insanın üzerinden ve onu çırılçıplak bıraktım niyetinin, emeğinin ve ardında yürüyen iyiliğin karşısında.
“Böyle yaptım: yükü benimdir! Böyle yanıldım: yolumu yine ben çevireceğim!” diyene dek, insanlara geçmişleriyle yüzleşmeyi ve her “olan olduyu” yeni bir sorumluluğa dönüştürmeyi öğrettim.
Kendi sevgimin bütün acımasızlığıyla: insanda öfke, kırgınlık ve bencillik olarak saklanan ne varsa, vicdanın karşısında dizmeyi ve hükümden önce karar vereni hesaba çekmeyi öğrettim onlara.
Ha! Karar verdiğin yere akacaktır ömrün!
Evet! Adaletin bekçisi, hakkın emanetçisi ve iyiliğin neferi olmayı öğrettim onlara; ömrünü hak uğruna ödediği bedelle ölçmeyi ve ardında ölümünü aşan bir fayda bırakmayı.
Bunun yaşamın hakikati olduğunu söyledim onlara; yalnız dili aşarak yüreğe inen, ele sorumluluk yükleyen ve ayağı yanlışın izinden ayıran şeye hakikat demeyi öğrettim onlara.
Yücelerden, o kendisi görünmeden veren büyük Cömert’ten öğrendim bunu: her nimet, insanın kendisinden öteye taşıması için avucuna bırakılmış bir emanettir.
09 Eylül 2026
Torbalı, İzmir




Yorumlar