
Pişmanlık Yalnızca Yanlış Yaptığında Mı Doğar? Hayır; Yapabilecekken Elini Çektiğinde De!
Genç kız, nice görüşme ve sıkıntının arasından ağır ağır ilerleyerek, yeni işyerinin kapısına vardı, dolambaçlı yollardan.
Gel gör ki, içeri girer girmez kendisini kalabalık ve kasvetli bir ortamda buldu: Mutsuz bakışlarla süzüldü bir süre.
Ansızın kalabalıklar arasından kollarını kavuşturmuş, yüzü uykusuzluktan solmuş yaşlı bir kişi öne fırladı.
E1 olup biteni uzaktan izliyordu. Bu yaşlı çalışan, insanların “kıdemli” dediği kişiydi: belli ki yılların içinde çok şeyler görmüştü ve belli ki insanlara bilgece laflar etmeyi pek seviyordu. Bu insan bir elini havaya kaldırarak konuşmaya başladı:
“Ey güzel kelebek, burası zulüm sarayıdır; burada bir gelecek bulamazsın ve bütün güzel hayallerini yitirirsin sen.
Neden bu balçığa adım atmak istiyorsun? Canına acısana! En iyisi bu ortama lanet oku da – evine dön! Kaç, ardına bakmadan uzaklaş buradan!
Burası yeni ve genç düşünceler için bir zindandır: burada yaratıcı fikirler diri diri ezilir ve susuncaya kadar öğütülür.
Burada solar gider bütün yeni, güneşli umutlar: burada yalnızca kalanların kurumuş hayalleri inler!
Çalışma odaları ve koridorlardan gelen kokuyu almıyor musun? Bu sarayda boyunduruk altındaki insanların iniltileri yükselmiyor mu? Görmüyor musun yıkıntıları ve tüten dumanı!
Kurumsal değerlerin yırtık beratlar gibi duvarlarda sallandığını görmüyor musun? – Bir de bu değerlerden etik ferman çıkarıyorlar!
Çalışmanın burada bir laf cambazlığına döndüğünü işitmiyor musun? İğrenç buyruklar kusuyor liyakatsiz yönetimin dili – Ve bir de etik ferman çıkarıyorlar bu sefillikten.
Çalışanları eleştiriyor bu yöneticiler ama bilmiyorlar nereye sürükleniyorlar? Birbirlerini övüyorlar ama bilmiyorlar neden bunu yapıyorlar? Sadece mühürleri vuruyorlar şakırdatarak, altınları sayıyorlar şıngırdatarak.
Onurlarını satarak yoksullaşırlar ve kese dolusu paralarla ısınmaya çalışırlar; unvanlarla yükselirler ve yetkileriyle serinlemeye çalışırlar; ah! hepsi otorite sahibinin övgüsüne düşkün olmuştur.
Bütün tamahların ve entrikaların yatağıdır burası; ama sadakatte mahir olanlar da vardır burada, işe yarar nice yalakalık meziyet kabul edilir.
Nice mahir yandaş vardır, talimat buyuran dilleri ve oturmaya ve beklemeye dayanıklı kalçaları olan; göğüslerindeki nişanlarla ve altları minderlerle desteklenmiş, hükümdarın buyruğuyla yönetici kılınmıştır bunlar.
Burada erk sahibine bağlılık sevilir ve üst yönetimin önünde bol bol yere kapanma ve dalkavukluk da vardır.
‘Talimatınız anlaşılmıştır başkanım’ – böyle yakarır bütün liyakatsizler güç sahibine: sonunda hak ettikleri rütbe değersiz omuzlarına konsun diye! Bir parmak işaretiyle iner unvan ve akçeler. Ah! Yukarıdakinin takdirini özler her liyakatsiz yürek.
Evet! Erk sahibinin kendi saltanatı vardır ve tahtın da onu yücelten soytarıları vardır : zalimden aldığı her ihsana şükreder bu unvan dilencileri. Ama her konuda liyakatsiz de değillerdir, epey maharetlilerdir taklacılıkta.
Ha! Onlar tüm gün erk sahibinin peşinde döner; güç sahibi de kendi kazancının çevresinde dolanır ellerini ovuşturarak. Çalışanlar mı? Onlar hazinenin köleleridir işte.
Evet, bildin! Çalışanların hakkettiği emeğine göre değildir; hüküm veren keyfine göre hesaplar: en başarılı çalışanlar – yük taşır!
İçindeki aydınlık, yiğit ve temiz her şey adına, ey güzeller güzeli! Lanetle tükür bu eşiğe ve geri dön!
Burada yılgınlık, korku ve kıskançlık bütün damarlarda dolaşır; uzak dur bütün haksızlıkların bir arada kaynadığı bu zulüm çukurundan!
Uzak dur ezilmiş kölelerin ve yok olmuş hayatların, alaycı yöneticilerin, yapışkan vaatlerin sarayından. Suskunların, utanmazların, talimat buyuranlarla laf ebelerinin, kürsü hırsıyla gözü dönmüşlerin sarayından.
Ne kadar yozlaşmış, liyakatsiz, kapkara, bencil, yalaka, fesatçı varsa, hepsinin bir araya toplandığı bu şirketten: – uzak dur da evine dön!”
E1 daha fazla dayanamadı, kıdemli çalışanın sözünü burada kesti ve “Yeter artık! – diye bağırdı:
“Çoktandır tiksindiriyor beni yakınman ve yalvarman! Madem öyle, neden nice yıldır bu ortamda kaldın da bir çöplük horozuna dönüştün?
Senin damarlarında da uyuşuk, tatlı bir çile şerbeti dolaşmıyor mu, sana söylenmeyi ve yerinde kalarak öğüt vermeyi öğreten?
Neden başka bir diyara varmadın? Ya da kendi toprağını sürmedin? Uçsuz bucaksız yeryüzünde başka bir ocak yok mu?
Ey bilmiş bilmiş konuşan! Hafife alıyor ve aşağılıyorum senin nasihatlerini. Eğer bu genç meleği sakındırıyorsan – neden uzaklaştırmadın kendini bu çürümüşlükten?
Yalnızca merhametten doğar benim sana parmak sallamam ve benim konuşan yaralayıcı dilim: Ah! Doğruları tasdikleyen değilim ben!
Çöplüğün kıdemli horozu derler sana, yeni ve yetenekli nesilleri korkutarak kaçıran gözden düşmüş düzenbaz seni. Tutarsız dürüstler derim ben senin gibi uğursuzlara, konuşmanla hakikatlerin ateşini söndürüyorsun!
Seni ilk defa söylenmeye başlatan neydi peki? Beklediğin imkanın başkasına verilmesi mi? Sahiden bu yüzden mi kaldın bu bataklıkta, uzun uzun eleştirmek için bahanen olsun diye – yeni gelenleri de kapıdan çevirecek bir dayanağın olsun diye!
Evet, işte! Bütün bu haykırışların kırgın kibrinden, ey sefil yaratık, çözdüm senin sırrını!
Ancak, senin haykırmaların zarar veriyor bu gençlere, haklı olsan bile! Ve bu saltanatın her kusuru yüz kere gerçek olsaydı bile; benim doğrularıma göre her zaman – kendi çelişkinle haksız düşersin sen!”
Sana da veda ederken şunu öğreteyim ey sahtekar:
Hasret, geri getirilemeyecek bir fırsatın yürekte bıraktığı sızıdır! Ama pişmanlık yalnızca yanlış yaptığında mı doğar? Hayır; yapabilecekken elini çektiğinde de!
Sen aklını, vicdanını ve iradeni kullanabilecekken doğruları başkalarına öğüt diye bırakmışsın. Keşke kendi aklını kendin için kullansaydın, keşke kararın ve eylemin içinde kendin de bulunsaydın”
Böyle söyledi E1. Yaşlı ve genç çalışanın ve çürümüş sarayın önünden geçip gitti. Bir süre sonra omzunun ardından geride bıraktıklarına bakıp iç çekti ve sonrasında umutsuzca mırıldandı:
“Yalnızca bu insanlar değil, bu düzen de tiksindiriyor beni. İkisinin de ne ıslah olacak, ne de daha da bozulacak bir yanı var.
Yazık bu düzene! – İsterdim ki göreyim onu, temelinden sarsacak isyanı! Ah! Böyle isyanlar, asil ve azimli gençlerin gelişinden sonra mutlaka kopacaktır!”
09 Ekim 2026
Yıldız, Ankara




Yorumlar