
Taşınacak Bir Yazgı Değildir, Vicdanına Öfke Ve Huzursuzluk Veren!
Kardeşim, bir derdin varsa ve o senin için bir yazgıysa, hiç kimseyi sorumlu tutmazsın bu acıdan.
Gerçekten, başına her gelene imtihan adını vermek ve sineye çekmek istersin; onun yükünü omuzlamak ve onunla avunmak istersin.
...
Bak hele! Şimdi kendi boyun eğişine sabır adını veriyorsun da suskunluğunla zulmün sürmesine yardım ediyorsun! Evet, zalimin safında yer tutuyorsun sen de!
Daha iyi yapmış olurdun şunu deseydin: “Katlanılacak bir yazgı değildir bu; vicdanımı sarsan ve öfkemi ayağa kaldıran, üstelik karşısında ayağa kalkmam gereken bir haksızlıktır.”
...
Evet, kardeşim! İtirazın, susarak elde edeceğin her kazançtan daha yüce olsun.
İsyanını haksızlığın karşısında dile getirirken de kalbindeki öfkeden utanma, çünkü o susmayı reddeden vicdanının ateşidir.
...
O halde ayağa kalk da şunları haykır: “Bu, zalimin bana biçtiği bir kader değil, benim karşıma çıkan bir sınavdır.
Ah! Onu görüyorum, tam da burada karşıma dikiliyor. Ama yalnızca karşısında dikildiğimde yüzleşmiş olacağım onunla.
Evet! Bir başkası da aynı haksızlığa uğramasın diye onu ortadan kaldırdığımda, geçmiş olacağım kendi imtihanımı!”
...
"Bir kader hükmü olarak görmüyorum onu, insanların bana yüklediği bir sabır borcu veya kutsal bir teslimiyet olarak da görmüyorum: Hayır! Sığınak olmasın bana yeryüzünde kurmadığım adaleti göklerden beklemek.
Adalete ait bir mücadeledir benim üstlendiğim; çok az bekleyiş vardır onda, teslimiyetse daha da az.
İşte bu kutsal amaç içimde kurdu hükmünü: bu yüzden yalnızca başımı eğip göklerden yardım dilemiyorum – şimdi iyiliği var edecek kudreti arıyorum ellerimde.”
Evet, kardeşim! Böyle haykırmalısın ve üstlenmelisin kendi sorumluluğunu.
...
Ah! Eskiden sineye çektiğin acıların vardı ve imtihanın dedin onlara. Ama şimdi yalnızca sorumlulukların var ve onlar senin acılarından doğdu.
En yüce vazifeni bu acıların bağrında filizlendirdin: onlar senin adalet talebin ve mücadele çağrın oldu.
...
Ve ister acıya katlananlardan ol, ister suskunluğu sabır sayanlardan, istersen de sorumluluğu göklere bırakanlardan ya da adaleti başkalarından bekleyenlerden ol:
Sonunda bütün teslimiyetlerin haksızlığı yok eden bir mücadeleye dönüşecek, bütün kaçışların da onurlu bir öncülüğe.
...
Eskiden içinde kuduran öfkelerin vardı: ama sonunda haklı itirazlara ve başkalarını ayağa kaldıran çağrılara dönüştüler.
Öfkenden hazırlardın cesaretini; kederinden büyütürdün iradeni – şimdi taşıyorsun ikisini de zulmün karşısına.
Ve artık bundan böyle daha yüce bir şey doğmayacak senden, senin cesaretinin ateşinden doğan yiğitlikten öte.
...
Kardeşim, gücün varsa, tek bir davan olur: haksızlığı yok etmek. Evet, daha fazlası değil: böylece yükü sabırla taşımakla kalmaz, onu başkasının sırtından da indirirsin.
Kolaydır çok sayıda mazeret bulmak ama ağır bir utançtır da. Evet! İnsanların çoğu mağdurun sabrını överek kendi korkaklıklarını gizledikleri için kenara çekilip tükettiler vicdanlarını.
…
Kardeşim, adaletsizliğe duyulan öfke ve başkaldırı yanlış mıdır? Ama zorunludur bu sarsıntı, zorunludur haksızlığın karşısındaki bu isyan, ayağa kalkış ve müdahale.
Bak, zalimlerden her biri nasıl da menfaatinin sürmesini arzuluyor: senin bütün sessizliğini istiyor, kazancının güvencesi olsun diye; korkuna, kayıtsızlığına ve suskunluğuna erdem dedirten bütün zayıflığını istiyor.
…
Her suskunluk zalimi biraz daha cesaretlendirir ve sessizliğin kök salması korkunç bir şeydir. Evet! Adalet de çürüyebilir bu tembellik yüzünden.
Korkusuna sığınıp pasif kalan, sonunda zalimin zulmüne ekler kendi suskunluğunu, tıpkı terazinin kefesine düşen ağır bir taş gibi.
...
Ah, kardeşim, hiç görmedin mi şimdiye kadar bir sessizliğin kendisine sabır deyip, masumun yarasını biraz daha derinleştirdiğini?
Evet! Adaletsizlik ortadan kaldırılması gereken bir şeydir: işte bu yüzden kötülüğe sabır diyerek katlanmamalısın – çünkü imtihan, acıyı taşımakla değil, kötülüğü durduracak iradeyi göstermekle geçilir.
22 Eylül 2026
Gaziemir, İzmir




Yorumlar