
Şimdi Siz Kardeşlerim, Mirasçıları Olun Bu Cesaretin, Size Bırakıyorum O Anahtarı!
Niceleri bir iş yerinde zulme gereğinden fazla katlanır ve başkaları da ilk sarsıntıda çekip gider. “Sınır aşılınca git!” diyen öğüt, çalışanlara hâlâ aykırı görünür.
Sınır aşılınca git: işte bunu öğretiyorum size, ey kardeşlerim!
...
Elbette, hiçbir haksızlığa karşı durmayan, orada kalmanın hangi noktada suç ortaklığına dönüştüğünü nasıl bilsin ki?
Keşke bağlılıkla boyun eğmeyi bir tutmasalardı! – Bunu haykırırım sessiz kalanlara.
...
Ne var ki sessiz kalanlar da överler kendi sabırlarını çünkü en korkak yürek bile sadık görünmek ister nihayetinde.
Kutsuyor herkes koşulsuz bağlılığı: fakat henüz bir meziyet değildir boyun eğerek kalmak.
Evet! Henüz öğrenmedi çalışanlar, korkunun erdem kılığına nasıl büründüğünü. Ah! En saygın adlarını hâlâ sabır ve sadakatten alır o!
...
Kaçış olmayan ayrılığı gösteriyorum size, ey kardeşlerim: zalimin hükmüne bir son ve insanın geleceğine bir başlangıç olan ayrılığı.
...
Kendi kararını verir bütün yolları tüketen kişi, yenilmişçesine değil, geleceğini geri alan bir insanın vakarıyla.
Böyle ayrılmayı öğrenmeli; ve böyle ayrılanın son sözünü zalime bıraktığı hiçbir istifa olmamalı!
Evet! Böyle ayrılmak en doğrusudur; hemen ardındansa boyun eğmeyi reddetmek ve bu uğurda işinden olmak gelir.
Oysa içinize bir dost gibi sokularak yerleşen, – ama efendi kesilen – korkunuz, kapıya yürüyenden de nefret eder, zalime karşı durandan da.
...
Ey kardeşlerim! Kendi gidişimi övüyorum size: zalim beni istemediği için değil, ben onun hükmüne razı olmadığım için kendi irademle seçtiğim çıkışı.
Peki hangi noktada vereceğim kararımı? Onurunu ve geleceğini korumak isteyen, zulüm düzene, itiraz suça dönüştüğünde verir kararını.
Ve emeğine ve geçmişine duyduğu saygıdan ötürü geleceğini rehin bırakmaz artık geri gelmeyecek yıllara.
...
Sahiden, ufka bakanlara benzemek istemem: hayallerini yarına bırakırlar ve bu sırada kendileri korkularına her gün biraz daha bağlanırlar.
Kimileri de kendi payeleri ve zaferleri içinde fazlasıyla körelirler; eski bir başarının hakkı yoktur artık insanın bütün yarınına hükmetmeye.
...
Evet! Kendisini aşmak isteyen herkes elde ettiklerine vaktinde veda etmeli ve öğrenmeli zor sanatını, henüz tükenmeden – ayrılmanın.
Onuru bütünüyle aşınmadan son vermeli kişi kendisini eksilten bu alışverişe: yarınını yeniden kurmak isteyenler bunu iyi bilirler.
...
Altın kafesler de vardır elbette, güvenlik diye sunulmaktır onların marifeti: bu sırada kanatları unuttururlar ve göğü küçültürler.
Kiminin cesareti yaşlanır ilk önce, kiminin de hayali. Ve kimileri daha gençken tükenmiştir: ama imkânsız değildir geç gelen uyanış.
Kimilerinin kazançları da epey ağırlaşmıştır: görünmez zincirler gibi bağlar iradelerini. Öyleyse kaybetmekten korktuklarının karşısına, onlar uğruna kaybettiklerini koysunlar.
Kimileri hiçbir zaman gitmeye hazır olmaz, daha ilk kazancında geleceğini erteler. İhtiyat değildir onları yerlerinde tutan.
Çok fazlası bekler durur ve çok uzun süre arar doğru zamanı. Bir hakikat gelse de onlara, gitmek için kusursuz bir günün hiçbir zaman gelmeyeceğini söylese!
İstifanın da bir isyan olduğunu söyleyenler gelse! Gerçek dostlar ve insanın onurunu gözetenlerdir onlar benim gözümde!
...
Oysa ben yalnız biraz daha sabretmenin ve -şartlar düzelir vaadi uğruna- her yeni haksızlığa katlanmanın öğütlendiğini duyuyorum.
Ah, biraz daha sabretmeyi mi öğütlüyorsunuz? Zalimdir sabrınızın bütün meyvesini toplayan, teselli tacirleri sizi!
...
Sahiden, pek uzun dayandı sabrı öğütleyenlerin örnek gösterdiği o dürüst çalışan: ve o günden beri bir silaha dönüştü zalimler için onun sessiz tahammülü.
Oysa yıllarca yöneticilerinin vaatlerini ve mazeretlerini dinledi, dostlarının ve yakınlarının uyarılarıyla birlikte, – o dürüst çalışan: sonunda değişim ümidinin de bir oyalama olduğunu kavradı.
Her yolu tüketti de zalime sığınacak tek bir mazeret bırakmadı ya! Böylece öğrendi ümitsizliğin artık yenilgi olmadığını ve kendi geleceğini kurmayı – ve yaşamayı da!
İnanın bana, kardeşlerim! Çok bekledi o; başına gelenleri bir başkasında görseydi, çoktan verirdi kendi hükmünü! Yeterince cesurdu o gitmek için!
...
Ne ki kararsız değildi artık! İnsan bir ortamı tek bir kötülük yüzünden terk etmez; fakat tek bir iyilik, düzene dönüşmüş kötülüğü aklamaya da yetmez. Tükenmiş ve kapanmıştır artık onun inancının ve sabrının tüm kapıları.
Oysa özgür insanda, kırgın insandakinden daha fazla gelecek ve daha az öfke vardır: daha iyi anlar kalmayı ve gitmeyi.
Gitmeye hazır ve kararında özgürdür o; kalmak için dayanak kalmadığında onurlu bir Hayır der: işte böyle anlar kalmayı da gitmeyi de.
...
İstifanız zalime sunulmuş son bir savunma olmasın, kardeşlerim: hükmünü veren, anlaşılmak için yalvarmaz artık.
İstifanızda iradeniz ve vakarınız konuşsun hâlâ, tıpkı hükmünü açıklayan bir sessizlik gibi: aksi hâlde, son sözünüz zalimin vereceği cevaba bağlı kalmış demektir.
...
Bu yüzden ben de ayrılmak istiyorum buradan, siz çalışma arkadaşlarım benim gidişimden kendi geleceğinizi seçme cesareti alasınız diye.
Ve bir eşik bırakacağım ardımda, benden sonra geleceklerin kendi adımlarıyla aşmaları için.
...
Sahiden, bir kapıya vardı gururum ve cesaretim, çevirdi anahtarı: şimdi siz kardeşlerim, mirasçıları olun bu cesaretin, size bırakıyorum o anahtarı.
Evet! Her şeyden çok istediğim, sizi o anahtarla kendi kapılarınızı açarken görmektir! İşte bu yüzden biraz daha duruyorum o eşiğin başında: Bağışlayın beni!
27 Eylül 2026
Odtü, Ankara




Yorumlar