
Ah! Kalbin Bildiğine Yetişemeyecek Kadar Yoksuldur Belki Dilim!
“Yok!” dediler bana.
“Duymadık biz böyle bir şeyi;
ne kendi içimizde
ne de bir başkasının dilinde!
Derin bir yanılgı içindesin sen.
Hayaldir anlattığın
hem de kendi ateşinden doğmuş bir hayal!”
...
Ey Sevgili!
Her yalnızlığımda varlığının işaretleri
aklımın karanlığına düşmeseydi
ve seni andığında
kendi bayramına koşmasaydı çocuk yüreğim,
elbette inanmazdım ben de
görünmeyeni görünenden yakın kılana!
...
Düşman mı oldu şimdi yüreğim,
seni anlatmaya yetmeyen bütün kelimelere?
Nedir dilimde kıvranan da
hiçbir söze sığmayan?
Ah! Kalbin bildiğine yetişemeyecek kadar
yoksuldur belki dilim!
...
Bir hastalıktır
Sevgiliyi nimetleriyle ölçmek:
Menfaat hastalığı!
Tahtına bir bilge gibi oturur;
oysa teraziler gizlidir cübbesinin altında.
Verileni sayar, alınanı tartar,
sonra “inandım!” der
bu hesapçı korkak!
...
Seni saatlerin bahçesine dikmedim ben!
Ne sabah yaklaştırdı seni bana
ne akşam uzaklaştırdı.
Çiçek mi ki sevgim,
mevsimlerin ağzına bakacak?
Ah, geçici bir dünyanın önünde
ebedî diz çökmez benim yüreğim!
...
Kalbimden başka bir kap bulamadım
Sana olan sevgimi taşıyacak.
Öyleyse ah!
Senin sevginle iyiyi büyütmeliyim
Bütün yeryüzü ve içindekiler için!
...
“Sevgili, gözle görülendir,” dediniz.
Ha! Pek bilgece konuştunuz!
“Suretini göster bize onun!” dediniz.
Sustum.
Ah! Hangi sureti gösterseydim,
seni yalnız ona benzetmiş olmayacaktım?
...
Şaştılar bana.
Yalnız güzel bulduğum yerde
arasa idim izini,
nasıl tanırdım seni
gözümün güzellik seçemediği yerde?
Ey Sevgili!
Gözümün senden çevrildiği yerde bile
sana döner biricik yüreğim!
...
Bir gece bütün benzetmeleri
soydum gözümden:
Suret sustu, hayal sustu.
Karanlıkta bütün görüntüler çekildi
ve ah! İlk kez o vakit
gördüklerimin seni kuşatamayacağını gördüm!
...
“Ne kadar büyüdü sevgin?” dediler.
Hangi küçüklüğümü anlatmalıydım onlara?
“Ne kadar eksildi?” dediler sonra.
Hangi uzaklığımı saymalıydım?
Ah, teraziler getirmişler
ölçüldüğü anda aşkın olana!
Ne dün sen daha uzaktın
ne yarın daha yakın olacaksın:
Değişen sensin sanır insan,
oysa kendi perdesidir incelen!
...
“Kalbin istediği gibi sever insan,” dediler.
İstedi kalbim
ve her isteyen gibi kendini istedi ilkin!
Sonra senin çağrın ulaştı ona.
Ha! Efendi sandığım kalp
tahtından indi o vakit:
İstekleri kaldı aşağıda,
teslimiyet yükseldi!
...
Varlığının delilleri ulaştı bana, ey Sevgili!
Artık hangi nimeti şart koşabilirdim sana?
Sen vardın ya!
Ah, bundan büyük hangi karşılığı
dilenebilirdi yüreğim?
Bir nimet daha vermene
bağlı olsaydı sevgim,
seni değil, verdiğini severdi kalbim!
...
Kim ki yalnız verileni sever,
kendi karşılığını ister!
Kim ki vermek için uzattığı elini
almak için açık tutar!
Ha! Kılık değiştirmiş bencilliktir
onun inandım dediği!
...
Ey Sevgili!
Beni sev diye sevmedim seni!
Ah! Yalnız yankımı arasaydım,
dağa seslenirdim sana değil!
Senden bana dönenler için değil,
sen olduğun için yöneldim sana!
...
Bir oluştur benim anlattığım sevgi!
Bulduğu dünyanın putlarına yerleşmez;
kutsalın çağrısıyla ve ona sevgisiyle
yeniden yaratır bozuk dünyayı.
Yalnız yönünü değiştirmez insan:
Sevgisiyle ve sevgilisiyle birlikte
bütün yeryüzünü değiştirir!
...
“Bir sebep göster!” diye bağırdılar.
“Bir nedeni olmalı sevginin!
Herhangi bir açıklama,
hiçbir açıklama olmamasından iyidir!” dediler.
Ha! Sevgiye gerekçe aradınız siz;
kalıbınızda yine menfaat buldunuz!
Oysa bütün sebeplerin vardığı
yerdir benim sevgim:
Sebebi de o, çağrısı da o olan!
...
Üst insan olun, kardeşlerim!
Ansızın bulun kendinizi kutsalı severken!
“Bana ne verecek?” diye sormadan,
“Bende neyi tamamlayacak?” diye tartmadan.
Hiç var olmamış bir dünyayı
yeşertin sevginizle!
Benliğinizin mezarı,
yeniden doğuşunuzun beşiği olsun!
...
Geçin tek kişilik kapıdan!
Geçin ve ardınıza döndüğünüzde
bulamayın orada
efendi sandığınız eski kendinizi!
...
Sevgi!
Nedir ki nimet içindeyken
Sevgiliyi bilenin bilgisi,
darlıkta bile
onunla konuşanın bilgisi karşısında?
Nimetlerden köprü kurdular ona!
Sonra onlardan biri çekilince
karşı kıyıda kaldılar.
...
Çok gevezelik etmişler sevgi üzerine!
Tespihlerden saat yapmışlar,
yaptıklarını çekmişler birer birer.
“Ne çok inandık!” dediler
sayının ucuna gelince.
Ah! Yaptıklarını saymaktan da
kime iyilik edeceklerini unutmuşlar!
...
Ey Sevgili!
Gözlerim seni görmüyor diye
benden uzak mı sanırlar seni?
Ha! Senin görünmeyişin bile
başkalarının görünüşünden yakındır bana!
...
İşaretlere tutunma ihtiyacınızı aşınca,
ulaşacaksınız o büyük sevgiye
Bolluktayken beklentisiz bir şükür,
darlıktayken sarsılmaz bir yakınlık duymaya
ve en ıssız saatinizde bile:
“Yalnızlığımda da sen varsın!” diyebilmeye!
...
Sana aktı ilkin bütün ırmaklarım.
Sonra sana sevgim taştı kıyılarımdan!
Bir açın lokmasında çağrın,
bir yetimin ürperişinde emanetin var!
Ah! Seni sevdikçe
çoğaldı yeryüzünde
sevgimin ulaştığı yüzler!
...
Kendimi mi eksilttim Sevgili uğruna?
Ah, körler! İlk kez taştım ben kendimden!
Ve bütün dünyayı sığdırdım
benliğimden arta kalan yere!
...
Büyük sınavlar aradılar sevgime:
Ateş getirdiler de uçurum gösterdiler.
Güldüm sadece buna.
Masada tek lokma kalmıştı;
elim uzandı, bir açın hakkını hatırladı
ve boş döndü!
İşte o vakit anladım:
Ateş uzakta değildi, uçurum da!
...
Ey kardeşlerim!
Bilseniz nasıl bir hikmet gizlidir
eksik sandığınız yaratılışta!
“Şu niçin yok?” dediğinizde
bakarım da kendi görüşümü eksik bulurum.
Ah! Kusur diye gösterdiğiniz nice yerde
taşar insanın kavrayamadığı bir hikmet!
...
Azgınca vuruyor şimdi sevgim!
Cetveller çatlıyor, aynalar utanıyor,
benlik kendi hükmünden kaçıyor!
Yongalar mı?
Sizin putlarınızdır savrulan.
Varsın alayı savrulsun!
...
“Hayaldir bu!” dediler yine.
Uyandılar sonra kendi gerçeklerine:
Ne Dost vardı orada
ne de Dost’a açılan bir kapı.
Ben mi?
İnandığımdan dönmedim.
Çünkü O vardı yine orada!
Onların bütün dünyasından daha gerçek,
bana şah damarımdan daha yakın!
13 Eylül 2026
Oran, Ankara




Yorumlar