top of page

Ah! Kalbin Bildiğine Yetişemeyecek Kadar Yoksuldur Belki Dilim!

13 Eyl
3 dakikada okunur

“Yok!” dediler bana.

“Duymadık biz böyle bir şeyi;

ne kendi içimizde

ne de bir başkasının dilinde!


Derin bir yanılgı içindesin sen.

Hayaldir anlattığın

hem de kendi ateşinden doğmuş bir hayal!”


...


Ey Sevgili!

Her yalnızlığımda varlığının işaretleri

aklımın karanlığına düşmeseydi

ve seni andığında

kendi bayramına koşmasaydı çocuk yüreğim,

elbette inanmazdım ben de

görünmeyeni görünenden yakın kılana!


...


Düşman mı oldu şimdi yüreğim,

seni anlatmaya yetmeyen bütün kelimelere?


Nedir dilimde kıvranan da

hiçbir söze sığmayan?

Ah! Kalbin bildiğine yetişemeyecek kadar

yoksuldur belki dilim!


...


Bir hastalıktır

Sevgiliyi nimetleriyle ölçmek:

Menfaat hastalığı!


Tahtına bir bilge gibi oturur;

oysa teraziler gizlidir cübbesinin altında.

Verileni sayar, alınanı tartar,

sonra “inandım!” der

bu hesapçı korkak!


...


Seni saatlerin bahçesine dikmedim ben!

Ne sabah yaklaştırdı seni bana

ne akşam uzaklaştırdı.


Çiçek mi ki sevgim,

mevsimlerin ağzına bakacak?

Ah, geçici bir dünyanın önünde

ebedî diz çökmez benim yüreğim!


...


Kalbimden başka bir kap bulamadım

Sana olan sevgimi taşıyacak.


Öyleyse ah!

Senin sevginle iyiyi büyütmeliyim

Bütün yeryüzü ve içindekiler için!


...


“Sevgili, gözle görülendir,” dediniz.

Ha! Pek bilgece konuştunuz!


“Suretini göster bize onun!” dediniz.

Sustum.


Ah! Hangi sureti gösterseydim,

seni yalnız ona benzetmiş olmayacaktım?


...


Şaştılar bana.


Yalnız güzel bulduğum yerde

arasa idim izini,

nasıl tanırdım seni

gözümün güzellik seçemediği yerde?


Ey Sevgili!

Gözümün senden çevrildiği yerde bile

sana döner biricik yüreğim!


...


Bir gece bütün benzetmeleri

soydum gözümden:

Suret sustu, hayal sustu.


Karanlıkta bütün görüntüler çekildi

ve ah! İlk kez o vakit

gördüklerimin seni kuşatamayacağını gördüm!


...


“Ne kadar büyüdü sevgin?” dediler.

Hangi küçüklüğümü anlatmalıydım onlara?


“Ne kadar eksildi?” dediler sonra.

Hangi uzaklığımı saymalıydım?


Ah, teraziler getirmişler

ölçüldüğü anda aşkın olana!


Ne dün sen daha uzaktın

ne yarın daha yakın olacaksın:

Değişen sensin sanır insan,

oysa kendi perdesidir incelen!


...


“Kalbin istediği gibi sever insan,” dediler.

İstedi kalbim

ve her isteyen gibi kendini istedi ilkin!


Sonra senin çağrın ulaştı ona.

Ha! Efendi sandığım kalp

tahtından indi o vakit:

İstekleri kaldı aşağıda,

teslimiyet yükseldi!


...


Varlığının delilleri ulaştı bana, ey Sevgili!

Artık hangi nimeti şart koşabilirdim sana?


Sen vardın ya!

Ah, bundan büyük hangi karşılığı

dilenebilirdi yüreğim?


Bir nimet daha vermene

bağlı olsaydı sevgim,

seni değil, verdiğini severdi kalbim!


...


Kim ki yalnız verileni sever,

kendi karşılığını ister!

Kim ki vermek için uzattığı elini

almak için açık tutar!

Ha! Kılık değiştirmiş bencilliktir

onun inandım dediği!


...


Ey Sevgili!

Beni sev diye sevmedim seni!


Ah! Yalnız yankımı arasaydım,

dağa seslenirdim sana değil!

Senden bana dönenler için değil,

sen olduğun için yöneldim sana!


...


Bir oluştur benim anlattığım sevgi!

Bulduğu dünyanın putlarına yerleşmez;

kutsalın çağrısıyla ve ona sevgisiyle

yeniden yaratır bozuk dünyayı.


Yalnız yönünü değiştirmez insan:

Sevgisiyle ve sevgilisiyle birlikte

bütün yeryüzünü değiştirir!


...


“Bir sebep göster!” diye bağırdılar.


“Bir nedeni olmalı sevginin!

Herhangi bir açıklama,

hiçbir açıklama olmamasından iyidir!” dediler.


Ha! Sevgiye gerekçe aradınız siz;

kalıbınızda yine menfaat buldunuz!

Oysa bütün sebeplerin vardığı

yerdir benim sevgim:

Sebebi de o, çağrısı da o olan!


...


Üst insan olun, kardeşlerim!

Ansızın bulun kendinizi kutsalı severken!


“Bana ne verecek?” diye sormadan,

“Bende neyi tamamlayacak?” diye tartmadan.


Hiç var olmamış bir dünyayı

yeşertin sevginizle!

Benliğinizin mezarı,

yeniden doğuşunuzun beşiği olsun!


...


Geçin tek kişilik kapıdan!

Geçin ve ardınıza döndüğünüzde

bulamayın orada

efendi sandığınız eski kendinizi!


...


Sevgi!

Nedir ki nimet içindeyken

Sevgiliyi bilenin bilgisi,

darlıkta bile

onunla konuşanın bilgisi karşısında?


Nimetlerden köprü kurdular ona!

Sonra onlardan biri çekilince

karşı kıyıda kaldılar.


...


Çok gevezelik etmişler sevgi üzerine!

Tespihlerden saat yapmışlar,

yaptıklarını çekmişler birer birer.


“Ne çok inandık!” dediler

sayının ucuna gelince.


Ah! Yaptıklarını saymaktan da

kime iyilik edeceklerini unutmuşlar!


...


Ey Sevgili!

Gözlerim seni görmüyor diye

benden uzak mı sanırlar seni?


Ha! Senin görünmeyişin bile

başkalarının görünüşünden yakındır bana!


...


İşaretlere tutunma ihtiyacınızı aşınca,

ulaşacaksınız o büyük sevgiye


Bolluktayken beklentisiz bir şükür,

darlıktayken sarsılmaz bir yakınlık duymaya

ve en ıssız saatinizde bile:

“Yalnızlığımda da sen varsın!” diyebilmeye!


...


Sana aktı ilkin bütün ırmaklarım.

Sonra sana sevgim taştı kıyılarımdan!


Bir açın lokmasında çağrın,

bir yetimin ürperişinde emanetin var!


Ah! Seni sevdikçe

çoğaldı yeryüzünde

sevgimin ulaştığı yüzler!


...


Kendimi mi eksilttim Sevgili uğruna?

Ah, körler! İlk kez taştım ben kendimden!

Ve bütün dünyayı sığdırdım

benliğimden arta kalan yere!


...


Büyük sınavlar aradılar sevgime:

Ateş getirdiler de uçurum gösterdiler.


Güldüm sadece buna.


Masada tek lokma kalmıştı;

elim uzandı, bir açın hakkını hatırladı

ve boş döndü!

İşte o vakit anladım:

Ateş uzakta değildi, uçurum da!


...


Ey kardeşlerim!

Bilseniz nasıl bir hikmet gizlidir

eksik sandığınız yaratılışta!


“Şu niçin yok?” dediğinizde

bakarım da kendi görüşümü eksik bulurum.


Ah! Kusur diye gösterdiğiniz nice yerde

taşar insanın kavrayamadığı bir hikmet!


...


Azgınca vuruyor şimdi sevgim!

Cetveller çatlıyor, aynalar utanıyor,

benlik kendi hükmünden kaçıyor!


Yongalar mı?

Sizin putlarınızdır savrulan.

Varsın alayı savrulsun!


...


“Hayaldir bu!” dediler yine.

Uyandılar sonra kendi gerçeklerine:

Ne Dost vardı orada

ne de Dost’a açılan bir kapı.


Ben mi?

İnandığımdan dönmedim.

Çünkü O vardı yine orada!


Onların bütün dünyasından daha gerçek,

bana şah damarımdan daha yakın!




13 Eylül 2026

Oran, Ankara


Yorumlar


bottom of page