
İçsel Yankılar (Yeni Bölüm #52)
- Ergün Gültekin

- 22 Şub
- 2 dakikada okunur
Ey kardeşlerim! Ey çok sevilenler, akmakta olan bir zamana yazılarımla niçin söz atarım sanırsınız?
Yazılarım akanı durdurmak için değildir — hayır! — akana yön sormak içindir, “Nereye?” diye haykırmak içindir.
...
Ha ha! Zaman kendi akışında masum mudur ki acı bir sözle dokunulmasın? Hayır! Suskun akan bu çağın içinde gizli bir uyuşukluk görürüm de ben, yazarım her gece.
Ne tuhaf! Değersizliğin uyuşukluğuna bırakılmış bir zamandayız ve çoğu yanlış kendini hakikat sanır!
...
Olup bitene pek çok İtirazım var elbet; kimi vakit alışılmış düzene, kimi vakit kutsanmış kabullere, kimi vakit de insanın kendi tembelliğine.
Lâkin yalnızca yanlışı yıkmak değildir muradım; yıktığımın yerine koyacak bir ışık taşırım içimde.
Ah, göklerin kutsal sesidir kulak verdiğim : karanlıkta bırakan değil, yön göstermek isteyen!
...
Üç damar açmak isterim yazılarımla hayatın gövdesinde, evet üç!
İnsana merhamet diye seslenirim E2 ile; çünkü katılaşmış kalp, düşünceyi de kör eder, hah, kör düşünce de zulmü meşru kılar.
Topluma adalet derim E1'in acı diliyle; zira ölçüsüzlük en önce güçlüye hizmet eder, güç de denetlenmezse zulüm büyür.
Yarına umut diye fısıldarım P ile; umutsuz bu çağ kendi çöküşünü kader sanır da zincirini öper.
...
Ah, ne acı! Bozulanı onarmadan ilerlemek çürümenin yürümek!
Evet icimdeki kardeş benliklerle, yeryüzünü ıslah etmek isterim. Değerlerle insanlar, asalet sahibi olsunlar isterim; çünkü bilirim: değersizleşen insan kendini kolayca satar da bunu maharet sayar.
...
Ama bir yandan da kendime sorarım: Akıl verilmişken insana niçin böylesine şaşkın yürür? Doğruyu yanlıştan ayıracak yeti varken niçin yanlışın gölgesinde oyalanır?
Sonra hatırlarım da kederle yazmaya başlarım: Bilmek başkadır, kullanmak başka — evet! Aklı taşımak kolaydır; akla değerlerle sadakat zordur, işte düğüm buradadır.
...
Yazılarım önce bir hitaptır, sonra kelime; “Ey sevilenler!” demeden satıra geçmem ben, çünkü söz önce gönle değmeli, harfe sonra dönüşmelidir.
Metne bakıp da yalnız cümle gören, benimle yarı yolda kalır, hah, harf sayar ama manayı kaçırır.
Dilim metaforlarla yürür; imgeleri görmeyen, kapının tokmağını tutar da içeri girmez. Oysa ben harf dizmem yalnızca; işaret bırakırım, mistik bir dille yön bırakırım.
Okuyan isterse yorulur, isterse uyanır; çünkü yazı pasif göz için sıradan, uyanık zihin için çağrıdır, evet çağrı!
...
Aykırı derim beni anlayanlara; yol gösteren bir ışık gibi iner onlara her bir sözüm, ah, karanlığı yararak.
Muradım şudur: Her bir aykırıya inen sözlerim, onda yeni bir isyan doğursun. Evet! Aykırı olan yürek, yıldızıma değsin de göklerin ışığı yeryüzünde temsil bulsun.
...
Fakat bilirim — evet bilirim — insanın gönlündeki ışık da sönebilir; kibirle söner, zulümle söner, değersizlikle söner.
Onun için derim ki: Sözlerimi işitin de değerlerin ışığını söndürmeyin, hayır! Çünkü merhamet, adalet, umut, ıslah ve asalet ancak ışık çoğalırsa yaşar!
...
Ben anlattıklarımla kimseyi bastırmak istemem; inşa etmek isterim, evet inşa!
Öyle bir inşa ki kendisiyle barışık olsun, insan kardeşiyle adil olsun, hayata karşı sorumlu, zamana karşı bilinçli olsun; yükünü bilen, değerini bilen bir varlık olsun.
Ben iyiyi büyütmeyi teklif ederim ama zorlamam kimseyi, çünkü iyi dediğimiz şey dayatma değil — davettir, evet davet!
Yazarım beğeni istemeden. Çünkü yükü tek başıma taşımak istemem; her okuyan kendi payına düşeni omuzlasın isterim.
İşte amacım budur, ey dostlarım: Tarihe müdahale eden bir nida olmak, insanı merkeze koymak, onu onurlu, değerli ve sorumlu bir varlık olarak ayağa kaldırmak!
22 Şubat 2026
Yıldız, Ankara



Yorumlar