top of page

Topal Timsah (Yeni Bölüm #13)

Ey kardeşlerim! Çürümüş bu ocağın dumanı uzun süre üstümüzde kaldı. Evet, birlikte aynı sofra başında oturduk, yol gösteren işaretler saklandı, ölçü karardı da değerlerin sözü bulanıklaştı.

Ama ben sizin gibi bu bulanıklığı bir eksik saymıyorum; çünkü şuna inanırım: yolun kaybolduğu yerde insan, önce neyin düzelmeyeceğini değil, neyin yıkılacağını öğrenir.

Evet! İyi olan bazen kitapta yazmaz; yaşanmışlıktan süzülür. Uzun süre görmek, dinlemek, yanlışın yüzüne bakmak da bir öğretidir. Ama bu öğretinin adı ıstırap değildir; tecrübedir.

...

Ben uyumlu görünüp içten içe eriyenlerden miyim? Bu soruyu kendime boşuna sormam. Çünkü kudretin konuştuğu yerde çoğu ya baş sallar ya gölgeye kaçar. Oysa ben gören ve bekleyen değilim; gören ve zamanı geldiğinde yük alanım.

Serttir bu düzenin çarkları, soğuktur; ama tanırım karanlık ruhları ve bir çocuk gibi hemen karşılarına dikilmem. Gözükara yükseliş yerine bilinçli mesafeyi seçerim. Ha, ha! Bu yorgun ruhlar bu berrak duruşa dayanamaz.

Rahatlık değil, açıklık isterim; çünkü bilirim: bir değişim için sadece haklı olmak yetmez. Acelecilikle yürütülen doğru bir dava yanlış bir elle yere düşer. Evet! Rüzgârla dikilen çadırın ipi ilk fırtınada kopar.

İşte bu yüzdendir ki acele etmem: etki, güven, tutarlılık ve saygı doğmadan hiçbir inşanın tutunmayacağını bilirim.

Özellikle tiksinirim şu kaygan kudretten: bugün dediğini yarın inkâr edenlerden, adalet terazisini eğip bükenlerden. Ama yine de kaçıp uzaklaşmak yerine, bu bataklıkları kendime öğretmen bilirim.

Ah! Acırlar bana; her yerde yanlış gördüğümü sanırlar. Doğrudur, ben yanlışları çok görürüm — işim budur. Ama benim sözüm şudur: “Yanlış gelsin de öğretmen olsun bana.”

Yanlışın içinde durdukça insan, neyi savunacağı berraklaşırmış. Tıpkı bunun gibi kısa menfaatin peşinde koşanları gördükçe, uzun yolun erdemi içimde kocaman olup büyür. Evet bu gözler, yarın kurulacak düzenin taşlarını titizlikle şimdiden seçer.

...

Ben güçlüye boyun eğmedim hiç. Bir süre suskun kaldıysam da bu, sözümle eylemim birbirine düşmesin diyedir. Çünkü insanlardan istediğim şeye kendim karşı gelirsem, dava daha doğmadan ölür.

Örnek olmak ise bir dilek değildir; yazgıdır bende. Kimi kulakla inanır, kimi gözle. Ben ise insanlara yürüyen değerler olarak, evet yaşayarak göstermek zorundayım.

Benimle “bu mümkünmüş” demelerini isterim. Evet! Benim mümkün olarak söylediğim her şey zamanı geldiğinde olmalıdır. Çünkü ben hayatımda mümkün olmayan bir şeyi söylemem.

...

Evet! Onlara benzememeyi seçiyorum; çünkü dikkatle yürüyen, bataklığa diz çökmek zorunda değildir. Gözüm açık, omzum dik yürürüm içlerinde; önemsizin büyük sanıldığı, gürültünün hüküm diye dolaştığı yerlerden kendimi sakınarak.

İşte bu sebeple, bir süre yanlışlarına katlanıyorum ama onların içine de karışmıyorum; çünkü kutsal bir amaç taşımayan yerde insan ya sürüye katılır ya da kendi aklını bileyler. Ve ben aklımı bilemeyi seçenlerdenim.

...

Bu yüzden onlara çoğu kez yalnız sorunu gösteririm; çözüme yürüdüğümü saklarım. Ben de niyetimi saklarım; çünkü bilirim: her niyet her bakışa açılmaz.

Ha! Bekleyişim bir uyku değildir; hangi yerde yıldırım gerekir, hangi yerde sabırla kazma vurulur, onu ayırt edebilmek içindir.

Çoğunun tavsiye olarak sunduğu görüşleri dinlemem, evet bunlara hakim olan sebepleri sormayı bile lüzumlu görmem.

Ama ayağa kalkmak icap ederse, yapılması gerekeni gerçekleştirmekten de çekinmem. Ah! Temenni ederim ki buna mecbur olmayayım.

...

İnanırım, her çarpıklık aynı merhemle iyileşmez; o yüzden bilgi toplamak isterim. Evet! Ben yanlış yapanları değil, yanlışı doğuran iklimi izlerim sessizce. Çünkü kimse yaptığının hesabını vermiyorsa, orada çürüme kendiliğinden yayılır.

Bilgi toplamak için çok emek harcamam da gerekmez; çürüme zaten kokusuyla konuşur benimle.

...

Ha! Bilgi toplamak ve harekete geçmek de bazen yetmez. Bir yerde adaletin dili kırılmışsa düzene vurulan küçük dokunuşlar insanı aldatır. Evet! Önce zihinlerin önündeki inanç perdesi yırtılmalıdır. Ben buna inanırım.

...

Değerlerin boğulduğu yerde niyetler maskelenemez; dedikodu yükselirken emek yere itilir, ölçü kaybolur. Bu yüzden bakarım kalabalığa ve kahkahalarla gülerim hallerine.

Yine de onlara zaman tanırım, tembeli de çalışkanı da saklayamaz kendisini benden. Kimi çalışmaz, çünkü kaçar; kimi çalışmaz, çünkü zorbanın yanından uzak durur. Ama bilirim: Kusurunu gizlemeyen iyi niyetini de gizlemez.

Evet! Ne istediğimi bilirim ama ne yapacağımı belli etmem. Bu sessizliğin içinde kendi kendime konuşurum: tek tek yürekler doğrulmadan, büyük düzen doğrulmaz; yukarıdan atılan buyruk, insanların gönlünde bir yasa doğurmadan kalıcı olmaz.

...

Henüz adım atmıyorsam korkudan değil; yalnız iradenin kırılacağını, örgütlenmiş iradenin ise taşkınlar yaratacağını bildiğimdendir.

Bu yüzden zemini yoklarım: kim güven taşır, kim rüzgâr taşır, onu tartarım. Ah! Davet etmek için tufanın gemisine...

...

İşte bu sebeple yüzlerinden tanımaya çalışırım aykırı yetenekleri; itilmiş, görülmeyen, sesi bastırılmış olanları. Bilirim: kimseye “ne dersin?” denmeyen yerde kimse “biz” demez; buyruğun gerekçesiz indiği sofrada yeni söz uzun süre barınmaz.

Benim gayem sözümü duymayan kulaklarda tükenmek değil; doğru yer geldiğinde, doğru insanlarla, doğru sırayla yürümektir. Zira nice içi bulanık “akıllılar” gördüm; sonunda gerçeklik onları yakaladı.

Evet, içi dışı bir olan aykırılar da benim gibi sessiz ama tutarlıdır. Bu susuşu onlardan mı öğrendim, onlar mı benden? Yoksa her birimiz, sözün boşa düştüğü yerde susmanın bir zamanlama sanatı olduğunu kendiliğimizden mi keşfettik, bilmiyorum.

...

Ben benliğimin değil, onurun ve adaletin davasını taşırım. Bu davanın efendisi ben değilim; en yüksek otoritesi kişiler değil, değerlerin kendisidir.

Her güne soğukkanlı başlarım. İsraf edilen zamanı, yerinde sayan işleri, aynı yanlışın aynı günde bin kere doğuşunu seyrederim. Çünkü tekrar eden yanlış insana ya öfke verir ya ayırt etme kudreti. Ben kudretimi beslerim.

Sabah erken, yollar boşken göğe bakarım. Harekete geçmek için işaret ararım; göğün bir çizgisi gibi berrak bir amaç belirsin diye. Çünkü amaç yokluğunda insan, önce neyi istemediğini öğrenir. İşte bu, değişimin ilk kapısıdır.

Gün biter; ben ise içime dönerim. Susuşumun içinde bile bir iş görülür. Çünkü bilirim: karar anı geldiğinde geri dönüş yoktur. Ah! Değişim niyetin şarkısı değildir; geri adımı olmayan bir yürüyüştür.

...

Evet, bir değişimi tek başıma yapabileceğimi bilerek — ama başkalarının da katılımcı olmasını dileyerek — yürürüm yanlışların içinde: sessizce, dikkatle, zalim kalabalığın içinde fark edilmeden...

21 Aralık 2025

Yıldız, Ankara


Yorumlar


bottom of page