top of page

Topal Timsah (Yeni Bölüm #14)

Öfkeyle seslendim kalabalığa:

Ne oluyor size böyle, insanoğulları?

Benden başkası bulsaydı sizi

Nice olurdu ya haliniz!

Ne düşkün budalalar bunlar derlerdi.

Değerlere küfredenler sanarlardı sizi?

...

Ha! Kendinizi ne sandınız da

Bu hâle razı oldunuz!

Ah! Nedir sizi burada tutan —

Kim bağladı sizi böyle?

Altın kokusuna eğilen dizleriniz mi,

Yoksa korkuyla beslenen yüreğiniz mi?

Ha! Siz buna yaşamak mı diyorsunuz —

Baş eğmeyi erdem sayan!

...

Ah! Bağışlayın beni —

Sözlerim ağır geliyorsa size!

Çünkü ben, kulak verenlerden değilim

Yalnız bedel ödeyenlerdenim.

Değer dediğiniz şeyi duymakla kalmam;

Onu taşırım da yanarım onunla.

Evet! Siz susarken ben konuştum —

Siz eğilirken ben direndim.

Evet, doğrudur böylesi!

...

İnsanları böyle,

Bu biçimde köle gibi çalıştırmak

Onların çalışmayıp aç kalmalarından

Daha mı iyidir dedin sen?

Ha! Böyle mi ölçersin sen insanı,

Ey topal timsah?

Açlığı kırbaç, emeği zincir yapan

Aklınla mı hükmedersin?

Söyle! Doyan sen misin

Yoksa aç kalan yine onlar mı?

Ah! Düşün ettiğin bu sözü,

Ey Topal Timsah;

Evet! Hemen anlayacaksın ki,

Bu sözlerde sömürü gizli.

...

Belki benim gibi

‘Kölelik bir ahlaksızlıktır’ diyen kişiler,

Elbette şimdiye dek yeryüzünde

isyana giden en büyük adımı attılar.

Evet, en büyük çağrıyı yaptılar!

Ama üzülerek öğrendim sonraları:

Böyle bir düzeni düzeltmek yeryüzünde

Özgürlüğünü kendisi verenler oldukça,

Hiç de kolay değilmiş!

Ah, ne zordur: insanı kurtarmak, kendinden!

...

Bağışla beni, ey topal timsah

Sert geliyorsa sözüm!

Bağışla bu yaşlı, ama susmayan kalbi:

Çünkü ben sende yolunu şaşıranı değil,

Yönünü bilen bir açlık görüyorum!

Bak! Yeryüzünde hâlâ

Sömürecek ne çok şey var diye

Hoplayıp, sıçrıyor yüreğin.

...

Açlıktır bilirim!

Bütün suç bu düzende:

Odur insanı köleliğe yeniden döndüren.

Ve bir zamanlar onu reddetmiş olsa da:

İnsan, tokken başka, açken başka bakar

Etik değerlere!

İşte insan: ihtiyacı büyüdükçe, küçülür!

...

O vakit kalabalığa haykırdım:

Bu yaptığınız — sahiden!

Aç kaldığınız günlerde yaptığınızdan

Daha aşağılık, daha onursuz!

Çünkü o günler bedeniniz açtı

Ama şimdi ruhunuz eğiliyor.

Ah, açlık insanı küçültmez;

Ama adaletsizliğe alışmak — çürütür!

...

“Ya sen,” dedim, sırıtan timsaha:

Bu özgür zamanda,

Bundan sonra kim inanır sana,

Sen böyle adaletsizliğe suskun kaldıkça?

Söyle! Haklı mı sandın kendini,

Yoksa alıştın mı kendi yaptıklarına?

Ha! Senin adaletin, işine gelen yerde başlar!

Evet, açıkçası! Yapılan hesaplı bir zulümdür!

...

İnsanlar dediler: Dünya böyledir!

Güçlü olan yer, zayıf olan çalışır.

Zalim yalnızca düzeni kurar da

İnsanlar kendileri eğilir.

Seslendim: Hayır! İnsan eğilmez, alıştırılır!

Sırtlara önce yük koyulur,

Sonra o yük kader diye adlandırılır!

Evet! Yük taşımanın kendisini,

Zinciri olan kişi kaderi sanır!

Sordum hepsine:

Bu olanlar size doğru mu görünüyor?

Bencil sofralarının artıklarıyla

Susturulan bir ruh, temiz kalabilir mi?

Homurdanarak cevap verdiler:

Bir şeyler var dediler, titreyerek,

Bu düzende bize iyi gelen bir şeyler var.

Belki doğru değil… ama güvenli…

Belki adil değil… ama alışılmış…

İşte! İnsan burada çöker dedim:

Alışılmış güvenliği,

Hakikatten üstün tuttuğu anda!

Konuş! Ne yaptın sen kendine?

Sen ki bir zamanlar başkaldırmıştın.

Şimdi neden timsahın gölgesinde

Sefilce yatıyorsun?

"Bana bunu sen öğretmiştin" dedi birisi:

İnsan zincirlerini kırar diye.

Ben de kırdım— ama sonra gördüm:

Zincirsiz kalan, yönsüz kalır.

Ve yönsüz kalan, en yakın güce sığınır!

...

Ve ben sustum. Çünkü anladım:

İnsan her zaman zincirini sevmez

Ama zincirsizliğe de dayanamaz.

Ve işte bu yüzden, ey insanlar:

Kölelik bazen zorla değil, korkudan seçilir.

30 Mart 2026

Oran, Ankara


Yorumlar


bottom of page