
Ah! Bir Mutsuzluktan Kaçmak, Mutluluğa Kavuşmak Değildir!
- Ergün Gültekin

- 18 Oca
- 4 dakikada okunur
Demek artık beklemek istemiyorsunuz; kendinizi denemeden, yönünüzü ateşe vurmadan, yalnızca bulunduğunuz yerin sıkıntısından kurtulmak için ilk koltuğa oturmak istiyorsunuz, siz acele edenler!
Evet! Demek ki istemiyorsunuz onu, bir amaca tutunmayı, siz kaçışı bir mutluluk sanısı diye yüceltenler!
...
Bakın, bu aceleyi seçen yüzler solgun; başlar dik durur, ama bir mutsuzluk konuşur gözlerinde: “Bu yer beni küçültüyor: yeter ki buradan kurtulayım” — ah! böyle konuşuyor bakışları.
Evet, ayrılmaya karar veren bu yüzler mutsuz; kendinden emin ama bakışları kararsız: “Bu yer bana dar geliyor: yeter ki kaçıp gideyim” — böyle konuşur gözleri.
“Aşılması gereken bir şeydir bu ıstırap: insanın kendi kendini küçültmesidir burada kalması” — ah! böyle fısıldar dilleri.
...
Ha! Kendi kararını vermek, yaşamının doruk noktası sanıldı; ama seçilen şey, yön bulmak değil bir nefeslik gevşemeydi.
Ama ben derim ki: yücelmiş olanın, sırf rahatlamak uğruna yeniden alçalmasına izin vermeyin!
...
Kendi seçimiyle böyle acı çekenler için kaçıştan başka kurtuluş yoktur artık.
Sizin için seçmek, ey acele edenler, bir cesaret ve sabır sınavıydı — mutsuzluktan bir uzaklaşma hamlesi değil. Ve siz seçerken, kendi yaşam amacınızı haklı çıkarmaya bakmalıydınız; korkunuzu değil!
Bu yüzden diyorum size: aceleyle kabul ettiğiniz her fırsat kurtuluş değildir. Evet, siz seçerken, yaşamı büyütecek bir amaca mı yaklaştığınıza bakın; geçici rahatlığa değil.
...
Seçtiğinizle uzlaşmanız da yetmez, ey sevilenler. Taşıdığınız pişmanlık, yönünü yitirmiş bir hayata duyulan öfke olsun — ancak o zaman hâlâ orada kalıp çalışmanızı mazur gösterebilirsiniz bana.
Evet! Acele etmeden kalmanız da yetmez. Sonra orada kalanları kendinizle geliştirmek zorundasınız siz.
Ve pişmanlığınız, “keşke gitseydim” demek değil, başkalarının gelişimine daha yüksek bir katkı duygusuna duyulan özlem olmalı — ancak o zaman hâlâ bekleyip çalışmanızı bana makul gösterebilirsiniz.
...
Dilinizi değiştirin de şöyle konuşun: “Bu alternatif beni hedefime yaklaştırmıyor” deyin, “fırsat iyiymiş” değil; “Bu beni geliştirmiyor” deyin, “şartlar zor” değil; “Bu beni küçültüyor” deyin, “henüz hazır değilim” değil.
Evet, evet! “hedefime uygun” demelisiniz, “rahat” değil; “bu zorluk taşınır” demelisiniz, “yorucu” değil; “beni büyütür” demelisiniz, “şimdilik olur” değil.
...
Ve siz, erkenden yorulanlar! Eğer bütün iç konuşmalarınızı yüksek sesle söyleseydiniz, çevrenizdekiler şöyle haykırırdı: “Sus! Böyle fırsat kaçar mı? Herkes böyle yapıyor!”
Ama bilin ki mutsuzluk başka bir şeydir, mutluluk başka; evet, amacın götüreceği yer bambaşka bir şeydir. Ve bu üçünün arasında düz bir yol yoktur!
Evet! “Boş ver! Şans ayağına gelmiş, niye düşünüyorsun!” derlerdi; ama bilin ki duygu ve tercihler arasında kendiliğinden işleyen bir akıl yoktur.
...
Başkaları ile aynı boydaydınız emek yoluna çıktığınız an; ama sonunda değişimin acımasızlığı ile yüzleştiniz, rüzgâra dokunan taşlar yolunuza düştükten sonra.
Evet! Bir karamsar hayal soldurdu sizi ve bir iyimserlik itti sizi başka bir alternatife. O an rahatlayacağınız şeye tutundunuz: terk edip gitmek! Ah! Toparlanmadan kaçıp uzaklaşmak!
Şimdi sorarım size: “Sonraları, geçici rahatlığın bedelini taşımaya gücünüz yetecek mi?”
...
Ne! Kendinizi hep zorlu bir seçimin insanı olarak mı görüyorsunuz? Ey erkenden yorulanlar! Delilik diyorum ben buna: geçici bir kaçış, kalıcı bir kurtuluş olmuş sizde.
Evet! Kendinizi yalnızca “kaderin kurbanı” olarak görüyorsunuz; ama ben buna cesaret demiyorum, tuhaf bir acelecilik diyorum. Geçici bir rahatlamanın, kalıcı bir yön kaybına dönüşmesi bu!
Ah! Belki başkalarının “fena değil”, “mantıklı”, “zamanı geldi” sözleri büyüledi güzelim aklınızı; oysa ben buna aklın korkuyla kararması derim.
...
Dinleyin beni, ey erkenden ayrılıp gidenler ve başkasına yanlışı tavsiye edenler! Bir başka yanılgı daha vardır: beklemenin güçsüzlük sanılması. Ah, sabrın da bir eylem olduğunun hiç düşünülmemesi!
Evet! Bir başka tutukluktur bu: karardan önceki körlük; ah, budur acele ruhların derine hiç inemediği şey!
Derler ki: “Niye kabul etmedi bu yolu? Oysa güvenliydi.” Ama ben diyorum ki: “Siz bir amaca sahip değilsiniz; yalnızca içinizde köpüren duyguların susmasını istiyorsunuz! Evet! Siz kaçmak istiyorsunuz, başarı değil; zorluğa katlanmamak için güzel gelecekten vazgeçiyorsunuz!”
...
Evet, akılları bunu taşıyamadı ve kandırdı onları: “Önce kaçarak kurtul, sonra bakarsın geleceğe.”
Ah! Alternatifleri aramadılar, kendilerini de geleceğe hazırlamadılar. Ve talihin uzattığına razı oldular; “Cesur olayım” derken özgüvenlerini yetkinliğe çeviremediler.
Evet! O erkenden ayrılıp gidenler zavallı duygularına uydu; bu sözler taş gibi çöktü üzerlerine ve böylece doğruyu seçtiğini savunarak etrafa anlatmaya başladılar.
...
Şimdi yükü ağırdır onların: bu yük emek değil, tekrardır; her günün kendini yinelemesi ve yoğun çabanın onları bir yere götürmemesi.
Halbuki başını yaşam amacına çevirebilseydi, yük sırtlarından yuvarlanacaktı; ama kim öğretmişti onlara duygularına böyle boyun eğmeyi?
...
Nedir insan? Kendi korkusunu akıl diye adlandıran bir varlık mı?
Nedir insan? Kalabalıkta yön arayan, yalnız kalınca ilk kapıyı çalan bir varlık mı?
Nedir insan? Kendi dileklerini plan sanan ve hayattan hep iyi dileyen ama bir dava uğruna katlanmayı bilmeyen bir varlık mı?
...
Bir zamanlar beklemek küçümsenmezdi; bir zamanlar sabır korkaklık sanılmazdı. Hem dememişler mi: “Tekkeyi bekleyen, çorbayı içer!”
Ah! Şimdi koy vermişlik bilgelik, amaçsızlık erdem ve acelecilik mi gözü açıklık oldu?
Ama bunlar yeni nesile dokunmaz ki çünkü hayalleri sınırsızlıktan beslenir. Sahiden, sizin yanlışlarınız değil; umut diye kutsadığınız bu kaçışlar üzüyor beni, ey çok sevilenler!
...
Ey acele edip uzaklaşanlar! Keşke yürüyüşünüzün adı bir yön, bir dava, bir hedef olsaydı; ama siz rahatlığı seçtiniz — karanlık umutlar ve durmadan kendini ikna etme pahasına.
İsterdim ki hisleriniz bir zan değil, tartılmış karar olsun; hesaplı riskleri seven! Çünkü sizde bizlerden büyük bir güç var; ama onu aceleyle boğuyorsunuz.
...
Ey sevilenler! Bir işaretim ben yol kenarında; şimdi tutunabilen tutunsun bana. Ve şu sözümde küpe olsun kulağınıza: “Bir mutsuzluktan kaçmak, mutluluğa kavuşmak değildir!”
Evet! Olumsuzlukları çekilebilir ve hayatı taşınır kılan tek şey şudur: yüce bir amaç için ve uğruna çalışmak!
18 Ocak 2025
ODTÜ, Ankara
Zihinsel Geviş Getirme Seansları XV




Yorumlar