
Kötülüğün Geçtiği En Güvenli Kapı, Yerinden Kıpırdamayan İyilik Değil Midir?
- Ergün Gültekin

- 24 May
- 4 dakikada okunur
Ah! İyi kalpli olmak değil: eylemsizliktir korkunç olan! Üzülen bakışın insanın karanlığına düştüğü ama elin yine de insana iyiyle uzanmadığı eylemsizlik!
Başı döner insanın orada, bu iki tercihten: bir yanı kaçmak ister, öteki yanı uçuruma rağmen mazlumu tutmak ve kaldırmak ister.
...
Ah, dostlarım, anlayabildiniz mi benim yüreğimin anlatmak istediği bu çelişkiyi?
İşte budur insanın uçurumu ve tehlikesi: bakışların insanın düşüşüne düşmesi ve ellerinin yine de kıpırdamaması!
...
Nice pasif iyi gördüm ben: kimi korkudan oturup kalan, kimi yumuşak döşeklerini kaybetmemek için susan, kimi de her gün biraz daha iyi olmaktan kaçıp uzaklaşan!
“Bugün susayım da bunu başkası taşısın; buna yarın bakarım” — işte böyle büyür insanın içindeki bataklık.
Ve bir gün gelir: kendi çözülüşüne alışır da buna huzur adını verir.
...
Evet! Nice insan gördüm: çöküşüne yastık seren ve buna da bilgelik diyen. Hepsi, evet hepsi -insanın düşebileceği karanlığı gördüğü için- uzaklaşmak ister kötü kalplilerden.
Ama insanlığın dibini gördüm ben; onu gördüğüm için daha büyük sorumluluk duymayı öğrendim.
Evet! Tam da bu yüzden daha ağır bir sevgiyle yaklaşırım ben yanlışlar yapmış insana. Evet, evet! Yük kuşanmak yaraşır yüreğime.
...
İnsanlık onuru ne kadar düşebiliyorsa, onu ayakta tutacak omuz da o kadar gereklidir erdeme.
Bu yüzden korkarım ben kötü bir insan olmaktan. Ama sadece ondan değil; kendi içimde yorulabilecek merhametten de korkarım.
Zira insan çoğu kez kendi yorgun vicdanı tarafından yarı yolda bırakılır.
...
Yaptığım ilk aykırılık budur benim: karanlık ruhlara karşı hep tetikte durmayayım diye gidip aralarında otururum zalimlerin, isterse yaralasınlar diye beni.
Ah, yanlarında durmasaydım bu insanlara karşı: iyilik bir rehber olabilir miydi ki insan yüreğime?
Kolayca çeker götürürdü hakikat beni aşağılara ve ateşe! Böyle yazılmış benim yazım, asıl bu insanları kurtarmalıyım!
...
İnsanların arasında kötülükten ölmek istemeyen biri tüm iyileri yapmayı öğrenmeli; ve kötülük arasında merhametli kalmak isteyen kirli ellere dokunmasını da bilmeli.
...
Bu nedenle bir kör gibi yaşamam insanlar arasında. Bilakis gözümü en görünmez eksiğe, en sessiz yaraya, en saklı kötülüğe dikerim.
Sık sık şöyle teselli ederim kendimi: “Pekâlâ! Hadi bakalım! Yaşlı yürek! Zorlu bir görev düştü başına: tadını çıkar onun — insanlığın gibi!”
...
Ah! Nice iyi niyet gördüm ben: temiz kalmak uğruna geri çekilen, kötülüğe dokunmadığı için kendini erdemli sanan.
Evet! Nice felaket gördüm ben: kötülerin cesaretinden değil, iyilerin uyuşmuş bekleyişinden doğan.
Ah! Kötülüğün geçtiği en güvenli kapı, yerinden kıpırdamayan iyilik değil midir?
...
Evet! Sorumluluk bilinci incindiğinde, kötülükten daha diri bir şey yeşerir elbette, insanın yüreğinde: bencillik!
Paylaşımcılıkla desteklenmeyen bencillik değil midir, tüm yarım kalmış ihtiyaçların anası?
...
Ey iyi kalpliler! Ben kimseye zarar vermedim diyenler! Niyetleriniz iyiyi büyüten bir yürüyüş ve iradeniz ise kocaman bir dirayet olmalı: zira iyi bir erdemin iyi bir taşıyıcısı olmalı!
...
İyi oyuncu olduklarını gördüm tüm iyi niyetlilerin: susuyorlar ve temiz kalpli görünmek istiyorlar — tüm ruhlarını kaplamıştır bu istem.
Ah! Kendilerini oynarlar sahnede, kendilerini mazur gösterirler; sevmem yaşamı onların yakınında seyretmeyi — ağır gelir yaşlı yüreğime.
...
Kötülüğe kenetlenir istemim, zincirlerle bağlarım kendimi yanlış yapan insanlara, çünkü yukarı çekilmek isterim, daha yüce ve daha ağır sorumluluk taşıyan bir insana dönüşmek isterim: evet, üst insana ulaşmak ister ruhum!
...
Değerleri ayakta tutmak bir amaç olacaksa, iyi taşınmalıdır yük: bunun için de iyi taşıyıcılar gerekir.
Ve ben, omuzları çökmüş olduğu hâlde yükünü yere bırakmayanları severim.
Yürek darlığıma hekim oldukları için ve bir yük gibi insanlığı omuzladıkları için severim o aykırı denilenleri. Bana benzeyenleri!
...
Ve asıl erdem kendisinin farkında olmayan erdemse: yük alan kişi farkında değildir kendi yüceliğinin!
Ah! Aykırıların erdemindeki derinliği kim ölçebilir! Evet! İyi davranırım ve hürmet ederim onlara görünmeyen omuzlarından dolayı.
...
Şimdi sadece küçük vazgeçişlere sabır deniyor ya! Oysa bir gün daha büyük sorumluluklar gelecek dünyaya.
Evet! Aykırının sınavı büyük olmalı, ona yakışan üstünlük: eksik olmasın diye daha nice kızgın güneşler parlamalı bugünün zorluk ve sıkıntılarının üstünde!
...
Ey iyi kalpliler! Sizden öğrenmek istemez göklere olan inancım; sizin alkışlarınızdan beslenmez, ellerinizden yemez övgüyü.
İyi yalan söylersiniz değerler hakkında, inanmaz kalbim yalanlarınıza da: çünkü ta derinden inler aslında yüreğim, “Daha ne yapabilirdim!” diye.
...
Benim bir diğer aykırılığım da kötülüğe ait dehşetin, umudumu bozmasına izin vermemesidir.
Evet! Umutlu olurum hala, karanlık ruhların dokunduğu haksızlıkları görünce: o yaralıları, düşmüşleri ve hâlâ insan kalmaya çalışanları gördükçe!
Evet! Varlığım bir iyiliğe vesile olacak diye, umut dilenirim göklerden!
...
İnsanların arasında da vardır karanlıktan geri dönebilecek güzel bir soy. Evet! Harikulade çok şey vardır yanlış yapan insanda: pişmanlık gibi!
Gerçi en iyilerin bana pek de iyi görünmemesi gibi: insanın kötülüğünü de henüz son sözüne varmış bulamadım.
...
Ve hep sordum başımı sallayarak: Niye hâlâ “elimden gelen buydu” diye çıngırdıyorsunuz, siz suskun yürekler?
Sahiden, kötü kalpli insanlar için bile güzel bir gelecek var hâlâ! Evet! Merhametin en sıcak güneyi henüz keşfedilmedi, tövbeye erişmemiş insanlar için.
...
Sahiden, siz iyiler ve adiller! O kadar gülünç yanınız var ki, hele şu, şimdiye dek “ cesaret” denilen şeyden duyduğunuz korku!
Büyük olana öyle yabancı ki ruhunuz, sizleri dinlemeyen aykırılar, sıra dışı korku salacak size : tüm iyiliğiyle!
...
Ve siz bilgeler ve kendini iyi bilenler, kaçardınız sorumluluğun yakıcı güneşinden, o cesur aykırının zevkle, çırılçıplak güneşlendiği yerden!
Siz, gözümün gördüğü en yüce insanlar! Budur sizden kuşkum ve gizliden gizliye gülüşüm arkanızdan: korkarım akılsızlık adını takacaksınız diye — aykırıların kötülüğü omuzlayan omuzlarına!
...
Ah, usandım en yüce ve en iyilerden! Onların kötüleri ve yanlış yapanları yapayalnız bırakması, zalimlerin yanında oturmamı ve onları ıslah etmemi sağlayacak gerçek sorumluluğa çıkmamı gerektirdi!
Bir dehşet kapladı içimi bu en iyileri çıplak gördüğümde: bu yüzden kanatlarım çıktı süzüleyim diye yüce merhamete.
O soylu merhamete, bir vicdanın düşlediğinden daha yüksekteki yükseğe: insanların karanlıklarını gördüğü hâlde sevgilerinden utanmadıkları yere!
...
Sizi değişmiş görmek istemiyorum, ey kardeşlerim ve dostlarım: üzülen, eylemsizlikle avuç açan ve kötülüğü gördüğü yerde kaçan “iyi kalpliler” olarak görmek istemiyorum!
En doğal halimle oturmak istiyorum ben de aranızda — sizi ve kendimi sevgiyle tanıyayım diye: Susuzluğunuz merhamet olsun!
Böyle seslendi E2.
24 Mayıs 2026
ODTÜ, Ankara
Liderlik Okulu – Güz Dönemi Eğitim #40



Yorumlar