top of page

Ah! İnsan Bazen En Yükseğe, Yanlışından Dönemeyecek Kadar Çıkar!

İşten ayrılmamayı, bulunduğun yere tutunmayı öğütleyenler vardır, kardeşim! Evet! İş hayatı, sahip olduğu konumu kaybetmemeyi doğru yolda yürümek sananlarla doludur.


Ve bir kez kazandıklarını, yürüdüğün yolun doğruluğuna delil saydın mı, ah! Yolunu sorgulamayı bırakırsın; elindekileri korumaktır artık kaygın. Böylece ömrünü de kazandıklarına bekçi edersin.


İşte bu yüzden nice çıkmaz yol yıllarca yürünür! Yol hâlâ doğru olduğu için mi? Hayır! İnsan, üzerinde biriktirdiği bunca şeyi bırakmaya kıyamadığı için yürür onu.


...


Öyleyse daha çok verin onlara! Daha yüksek makamlar, daha büyük kazançlar, daha sağlam yerler!


Ha! Doldurun ellerini iyice! Öyle ki bir gün ayrılmak istediklerinde, ellerindekini bırakmaya yürekleri yetmesin!


...


Gitmeyip kalanlara korkak mı dersin? Rahatına düşkünlerin işi midir yalnız, yerinden ayrılmamak?


Hayır, kardeşim! Sadakatin mağrurları da vardır! Gidebilirler, evet! Fakat bırakacakları çoğaldıkça, ayrılmak da ağır gelir onlara!


...


İşte kurumsal hayatta durmadan yükselenler! Kazandıkça yürüdükleri yoldan kuşkuları eksilir; yükseldikçe hükümleri kesinleşir!


Her başarı, ayaklarının altına yeni bir basamak koyar. Ve basamaklar çoğaldıkça dönüş ağır gelir onlara; yanlışından dönmek bile düşüş görünür gözlerine!


“Nereye varır bu yol?” diye mi sorarlar? Hayır! “Ne kadar yükseldim?” — işte ölçüleri budur.


Varsın daha da yükselsinler! Varsın her yeni basamağı yollarının doğruluğuna şahit çağırsınlar!


Ah! İnsan bazen en yükseğe, yanlışından dönemeyecek kadar çıkar!


...


İşte şunlar da çalışkanlar! Günlerinden taşırmış, gecelerinden eksiltmişlerdir; yine de verdiklerini az sayarlar.


Ah! Her işe yetişirler de, ömürlerinin nereye gittiğine yetişmez gözleri! Bunca gayreti görünce, ardında büyük bir gaye de var sanır insan.


Hayır, kardeşim! Gayesiz olanı aylakların arasında arama yalnız! Pek çalışkanları da vardır onların. Kendi yolunu sormaz da başkasının uğruna yorulur; tükenir de tükenişini erdem sayar!


Daha çok çalışmayı mı öğütleyelim bunlara, ha! Hayır! Çalışmakta pek ustadır onlar; ne uğruna çalıştıklarına gelince — işte orada başlar yoksullukları!


Bir kez olsun sussun ellerindeki iş de kendileri işitsin: “Kimin uğruna eksiliyorum ben?”


...


İyi bir maaş, yeni bir makam, biraz da takdir —ha! Kim eğri diyebilir yürüdükleri yola? Yükseliyorlar ya! Kazanıyorlar ya! Nasıl yanlış olsun insanı yükselten yol!


Başarısızlıktan mı sakınırsın yalnız? Başarıdan da sakın, kardeşim! Nice insanı başarısızlığı geri döndürdü; nice insanı ise başarısı yürüttü — yanlış yolun ta sonuna kadar!


...


Bir kısmı yıllarını işine vermiştir; şimdi verdikleri yıllar dikilir karşılarına: “Bunca emek boşa mı gitsin?”


Ha! On yılını mı verdin ona? Öyleyse yarının on yılını da ver!


İşte böyle efendi kesilir dün, yarının başına! Önce sen verirsin ona ömründen; sonra o ister senden daha fazlasını.


...


Onların hikmeti şudur: “Kaybetmiyorsam, yanlış da yürümüyorum!”


Kaybetmek mi, kardeşim? Ellerinden çıkana kayıp derler yalnız; ellerinde kalanın kendilerinden ne götürdüğünü sormazlar.


Ha! Nice insan her şeyini korudu da bir şeyi yitirdi sonunda: her şeyi ardında bırakabilme kudretini!


...


“Burada iyiyim,” der bazıları. Öyledir, kardeşim! Yalan demem buna.


Fakat önündeki beş yılı getir de bugünün karşısına koy! Yarın, bugünün yalnız daha çoğuysa — söyle, yine “Evet!” der misin ona?


...


Bir kısmının erdemidir şu öğüt: “Dayan! Elindekini bırakma! Buraya kadar geldin — şimdi mi döneceksin?”


Ah! Taşıdığı bunca yükü gösterir ona erdemi ve buyurur: “Biraz daha taşı!”


Bazılarıysa elindekini över: “Elin dolu,” derler. “Yerin sağlam. Böylesini bırakıp da ne ararsın ötede?”


Sonra yaşı dile gelir insanın: “Bu yaştan sonra nereye?” Ve yankısı yetişir ardından: “Başka yerde başka bir dünya mı var?”


Yine başkaları önüne yarını koyar: “Biraz daha dayan! Bir basamak daha var önünde. Birkaç yıl daha — sonra dinlenirsin.”


Ha! Dün verdiğin yıllar, bugün elinde tuttukların, yarın erişmeyi umdukların... Üçü bir ağızdan seslenir: “Kal!”


...


Fakat her kazançla biraz daha ağırlaşır dönüşün bedeli, kardeşim! Önce yıllarını bağlarsın tuttuğun yola; sonra kazancını, alıştığın rahatlığı — en sonunda kendine verdiğin adı.


Ha! Bir gün dönmek istediğinde, yalnız yolundan dönmen yetmez; kazandıklarından, alıştıklarından, hatta o yolda olduğun insandan da vazgeçmen gerekir!


...


Yenilgi nice insanı yanlış yerinden sürdü; zafer nice insanı yanlış yerinde tuttu. Ah! Uzun kaldığı yere nasıl da çabuk “yurdum” der insan!


Ey günlerini didinmeye, gecelerini huzursuzluğa verenler! Siz, elleri hiç durmayanlar! Söyleyin: Yürüdüğünüz yoldan mı böylesine eminsiniz — yoksa onu tartmaya vakit bırakmayacak kadar mı doldurdunuz ömrünüzü?


Pek sağlam basıyorsunuz — öyle mi? Ha! İşlerinizin gürültüsü büyüdükçe, içinizde itiraz eden o sesi nasıl da az işitiyorsunuz!


Ve siz, aceleyi, yeni olanı, yükselmeyi sevenler! Gayretiniz gayenizin buyruğunda mı hâlâ? Yoksa buyruk el mi değiştirdi; uğruna yaşadığınız şey sustu da çalışmanız mı buyuruyor artık?


Ah! Nefes nefese çalışmak! İnsanın, ne uğruna yaşadığını kendinden saklamasının, en itibarlı yoludur!


...


Ne! Sana daha çoğu verildi diye, erişmek istediğin hayale daha mı yakınsın? Daha yükseğe çağrıldın diye, orası senin amacın mı oldu?


Pek çoğaldı elindeki — fakat özlediğin hayattan da pek uzaklaştın!


...


Söyle, kardeşim! Ne kazandın bu yıl? Onu sorma yalnız! İstemediğin bir ömrü ardında bırakma kudretinden ne yitirdin?


Ve tuttuğun yolu, yalnız sana verdikleriyle tartma! Öteki kefeye kendini koy: bunca yıl neye çevirdi seni? Koy yaşanmamış ömürlerini, kapanmış yollarını, göze alamaz olduğun başlangıçlarını!


...


Ha! Şimdi yüzünde o acele hükmü görüyorum: “Öyleyse gideyim mi?” diyorsun.


Ne! Kalışını sordum diye gidişini mi kutsadın?


Dur, kardeşim! Sana git demedim. Sana, neden kaldığını sordum!



21 Ağustos 2026

Torbalı, İzmir




Yorumlar


bottom of page