top of page

Bir Efendiden Kurtulup Kendi Öfkesine Boyun Eğenin Özgürlüğü Uzak Olsun Bana!

Kardeşim, senin için bir sorgum var. Bunu kararının ardına, onu doğuran aklın derinine bırakıyorum. Hükmünün hangi derinlikten yükseldiğini görmek için.


Evet! Hükmünün doğruluğunu bir yana bırakıyorum; hükmü veren seni sorguluyorum. Bakalım tahtında kim oturuyor!


...


Hmm! Bunaldın, ayrılmak ve başka bir yola yürümek istiyorsun. Fakat sana soruyorum; karar vermeye ehil bir insan mısın sen?


Sorarım, ha! Öfkeni aşmış da kırgınlığını susturmuş musun? Evet! Arzunun hâkimi, kendi hükmünün efendisi misin?


Yoksa işten ayrılma kararın, incinmiş gururundan mı doğdu? Kendi yükünden kurtulmak istemenden mi geliyor?


....


İsterim ki yarının, bugünkü yaranın izini taşımasın!


Ah! Bir günlük öfkeye kaç yıllık ömür vereceksin? İncindiğin yer, yarının hakkında da mı hükmedecek?


Hayır! Gideceksen, seni yaran değil, gayen götürsün.


...


İşin yalnız kapıyı ardında bırakmak olmamalı, hayır, kaçışından daha yüksek bir yere varmalısın. Ah! Emelin seni oraya taşımalı; büyük işlere, onları taşıyacak bir insan olarak varmalısın!


Hayır! Değişen rüzgârlar yönünün efendisi olmamalı! Fırtınada eğilmeyen bir azim, yolundan dönmeyen bir yürek taşımalısın.


...


Kararlılık mı? Değişen rüzgârlarda aynı yerde durmak mı dersin ona?


Hayır! Kararlılığa; rüzgârların ötesinde duran daha yüksek bir amaca yürüme iradesine derim. Evet! Yönünü rüzgâra teslim etmemeye derim. Ve yiğidin, istikametini korumak için içindeki fırtınaya bile “Dur!” diyebilmesine derim.


...


Senin yol ayrımının anlamı ve tek gerçeği bu olmalı! Fakat şu acelecilerin karar dediği şey... Buna ne ad vereyim?


Ah, bir anlık öfkenin yıllara buyruğu! Ah, incinmiş gururun kendine açtığı sahte kapı! Ah, parlayan ilk ufka doğru koşan kör arzu!


Ne! Bunların her birine karar mı diyorlar? İçlerinde kabaran her fırtınayı da yollarına işaret mi sayıyorlar?


...


Öfkeleri ne kadar köpürürse, yollarına o kadar inanırlar. Ah! İçleri kabardıkça hükümleri nasıl da kesinleşir! Fakat sorarım: hangi büyük öfke, gösterdiği yolu hakikat kılmıştır?


Hayır, hayır! Bu acelecilerin cesaretini istemem. Eski zincirini kırıp kendi ateşinin tutsağı olanları istemem.


Bir efendiden kurtulup kendi öfkesine boyun eğenin özgürlüğü uzak olsun bana.


...


Şu adam, bana sabırlı görünürdü; yarınını tartmadan adım atmazdı. Fakat tacı bir başkasının başına kondu; bir gecede bütün dününü lanetledi.


Evet! Ben isterdim ki öfke geleceğin sofrasına oturduğu vakit, insan hükmünü onunla bölüşmesin!


Şu adam ise yıllarca kendi yıldızının peşinde yürürdü. Derken önünde parlak bir kapı açıldı. Ah! Kapı ışıldadı diye, yıldızının kendisini oraya çağırdığını sanıyor.


Bu ise adımlarında pek ihtiyatlı davranırdı; yollarını pek güç beğenirdi. Fakat gururuna bir diken değdi; on yıllık kökünü bir gecede söktü. Ne! Kökünden kopuşuna cesaret adı mı veriyor?


Ya şu öteki? Kendine ait bir ufkun özlemini taşırdı. Derken kendisine el uzatan ilk kervana katıldı. Ha! Kervanın gittiği yönü kendi yazgısı sanıyor.


Evet! Bütün yol değiştirenleri pek ihtiyatlı görüyorum. Hepsinin uzağı yoklayan gözleri var. Fakat en ihtiyatlısı bile, kendi gözündeki sisi, ufkun karanlığı sanıyor.


...


Kısacık sarhoşluklar vardır, kardeşim; sen onlara “karar” diyorsun. Ha! Bir an hükmederler de yıllarını kendilerine hizmetçi ederler!


Eski kapıya öfken, yeni ufka özlemin... Ah! Birbirlerini nasıl da çabuk tanırlar! Biri ötekine rastladı mı, içinde büyük bir “Evet!” yükselir; sen de onu hakikatin sesi sanırsın.


Fakat sorarım sana: Bir ses gürledi diye doğru mu söyler? Bir ateş yükseldi diye doğru yolu mu aydınlatır?


Hayır! Arzunun büyüklüğünü hakikatinin büyüklüğü sanma, kardeşim. Nice yanlış yol vardır ki, ona yürüyenin yüreği pek emindir!


Unutma! İsteğinin kudreti, yolunun doğruluğuna şahit değildir!


...


Biraz da öfken dindikten sonra iste, kardeşim! Böyle istemeyi öğren. Bırak, değişen hâllerin de arzunu sınasın.


Yükün hafiflediğinde de iste; kırgınlığın geçtiğinde de iste; yeniden değer gördüğünde de iste; yeni olanın parıltısı söndüğünde de iste!


Evet! Kuvvetli arzu, en taşkın gününde en yüksek sesle konuşan değildir; başka hâllere büründüğünde de senden ayrılmayandır.


...


Fakat yalnız beklemek yetmez!


Kendi hükmüne yasaklar da koy, kardeşim! Öfkeliyken hükmetme; kırgınken yol seçme; gözün kamaştığında yarınını bağlama!


Evet! Her içinden yükselen sese karar hakkı verme!


...


Ha! Kendine hükmetmek mi? O, kendi hükmünden ne zaman sakınacağını da bilmektir!


İnsan bazen kendisini başkalarının elinden değil, henüz gelmemiş kendi elinden korumalıdır.


...


Böyle gidişlere hemen sevinme! Kim bilir kaç insan, zincirini geç kırdığı için değil, kapısını erken çarptığı için yıllarca dönüp ardına bakmıştır!


...


Ne! Gitmeye yalnız cesaret mi yeter?


Kendine karşı ölçü, kesinliğine karşı kuşku, gayene sadık bir irade! Kardeşim, söyle; bunları taşıyacak kadar güçlü müsün?


...


Ah! En doğru hükmünden bile kendine bir taç örersin! Bir kez haklı çıktın mı, kendi sesin nasıl da çabuk hakikatin sesine benzer!


Ben arzusunu yenene güçlü derim; kendi haklılığını da yenebilene yiğit!


...


Ha! Nice insan arzusunu tahtından indirdi de kesinliğini oturttu yerine! Taht değişti yalnız; boyun eğişi kaldı.


Söyle kardeşim, söyle! Kendi hükmünün karşısında da ayakta durabilir misin?


...


Ha! Sustun.


İyi. Şimdi dön de tahtına bir kez daha bak. Kim oturuyor orada? Tutkuyla sarıldığın bir amaç mı?





20 Ağustos 2026

Yaşamkent, Ankara


Yorumlar


bottom of page