
Peki Nasıl Ayıracağım Sizi İçimde, Ey İyimserlik Ve Ey Ümit?
- Ergün Gültekin

- 10 Ağu
- 4 dakikada okunur
I.
Ben de iyimserliğe sığındım bir zamanlar. Evet! Kötüyü gördüm — ama sonucu bilmeden yürümeye yüreğim yetmedi!
Ah, belirsizlik ağır geldi bana; ben de geleceği erkenden iyiye hükmettim ve o hükme tutunarak yürüdüm!
Ama şimdi soruyorum kendime: “Bu iyimserlikte neyin nesi? Ya ben yanlışsam?
Ya ümidin asıl sınavı, sonuç henüz karanlıktayken başlıyorsa? Ya insanlar, yarından hiçbir söz almadan ve iyiden yüz çevirmeden onunla yürüyebiliyorsa?”
...
Sonra dönüp kendi ümit dediğime baktım.
Ha! Göğün açık kaldığı yerde nasıl da kanat çırpıyordu o! Ufuk karardı mı, nasıl da kanatlarını topluyordu!
Evet! İşte o an fark ettim: Ümit sandığım şey, yalnız açık göklerde uçmayı bilen bir iyimserlikmiş meğer!
II.
Birisi bana dedi ki: “Ümit etme; sonra yıkılırsın.” Ve ben kandım o sözlere gençliğimde!
O zamanlar yıkılmaktan korktum da yarına erkenden kara bir hüküm verdim; kötüyü iyimserliğim ile beklemeyi bilgelik sandım.
Ama yaş alınca ümidim güldü bana: “Ha! Gördüklerin tükendi diye, görmediklerine de son sözü sen mi söyleyeceksin?
Ah, korku nasıl da gerçekçiliğin tacını giymeyi sever! Evet! İnsan, bakışının eriştiği yere bir taht kurar da sonra bilinmeyeni önüne getirip “imkânsız” diye mahkûm eder!
Ha! Ne büyük saltanat kurar kendine, kendi gözünün sınırları içinde!”
...
Sordu bana eğlenerek ümidim:
“Bakışının sustuğu yerde ufuk da mı susar? Sen görmüyorsun diye hangi el mühürleyebilir henüz bilmediğin güzel yolları?
Ah, kim vermiş sana yarının bu son sözünü. Kim öğretti sana bunu? Yoksa iyimserliğin mi?
Evet, evet! Henüz açılmamış olanın üzerinde hangi taht senin ki, görmediğine “yok”, bilmediğine “olmaz” diye hükmediyorsun!”
III.
Ben de bekledim vaktiyle… Sabrediyorum diye, ümidimi koruyorum diye…
Ama sonra ayaklarıma baktım. Ha! Bir de ne göreyim: Yol önümde uzanıyordu, adım bendeydi; ben ise gökten kapıların açılmasını iyimserlikle bekliyordum!
...
Ve içimdeki ümit yine güldü bana:
“Ne duruyorsun sen? Kendi atacağın adımı kimden dileniyorsun? Kalk! Senin yürümen gereken yerde, hangi sabır oturur da bekler?
Ah, ne güzel adlar buluyor korku, iyimserlikle kendine! Sen ona “sabır” adını vermişsin; o ise ayaklarına sessizce zincir vuruyor!”
IV.
Fakat dur! İyimserliği bekleyişten kurtardım diye onu tanıdığımı mı sanıyorum hala? Ya şimdi de tuttuğum yolu onun tahtına oturtuyorsam?
Ha! Bir yol seçtim diye ona mı ant içeceğim? Bir hüküm verdim diye yarını onun içine mi zincirleyeceğim?
Yoksa sen benden başka bir sadakat mi istersin, ey ümit? Kendi yolumdan daha yüksek bir sadakat? Söyle bana!
...
Gözlerini kısarak bana seslendi içimden:
“Ah! Yolun yanılıyorsa sebatın neyi kurtarır, ey insan? Hükmün yanılıyorsa, amacına güvenin neyi doğrultur?
Ve yalnız dönmeye gururun elvermediği için yürüyorsan! Ha, ha! Ümit mi diyeceksin şimdi inadının bu yeni adına?
Ha! İşte eski hastalığın yine karşında senin! Dün, yarının alnına “iyi” yazıp buna iyimserlik demek; bugün kendi yolunun alnına “doğru” yazıp buna güven demek!
Ha, ha! Hükmetme arzun ölmemiş demek—yalnız tahtını değiştirmiş!”
V.
O halde söyle, ey ümit? Hangi hükmümün tahtına oturtabilirim seni?
Yolum kapanırsa sen de mi biteceksin? Hükmüm yıkılırsa senden de mi vazgeçeceğim?
...
Hmm! Ne budalayım ben! İyimserliği kapıma koymuşum da, ümidimi yine kendi istediğim sona zincirlemişim!
Ey iyimserlik! Sen hep aynı sözü fısıldarsın: “Beklediğin gelecek; tuttuğun yol seni ona götürecek!”
Ama sen, ey ümit — sen bana böyle bir söz vermedin hiç! Sen yarını benim için süslemedin; yarın karardığında bütün ışıkların söndüğüne de hükmetmedin!
VI.
Ah! İşte anladım, şimdi ayırıyorum sizi!
İyimserlik istediği sonu bekler; ümit, istediği son gelmediğinde bile iyiyi onun mezarına gömmez!
Bir yol mu kapandı? Varsın kapansın! Bir hükmüm mü yıkıldı? Varsın yıkılsın! Yeter ki ümidim benimle kalsın!
VII.
Peki ya gece uzarsa? Ha! İşte burada ayrılıyor yollarınız yine!
Hala iyimserlik kulağıma eğiliyor da “Dayan, yarın güneş doğacak!” diyor.
Peki ya doğmazsa? Bir gece daha… sonra bir gece daha… Hangi sözüyle ayakta tutacak o beni?
Söyle bana ey ümit? Nedir öğüdün bana?
...
Tamamm, eğer bir daha seni sorgularsam, bana verdiğin mazeretlerin hepsini tüketmiş olayım. Bu konuyu kapatalım, ey ümit. Ama artık bana iyimserlikten farkını değil, daha çok kendini anlat. Sen gerçekten bilinmek istenensin!”
...
Evet! Sen, ey ümit! Sen güneşi yarına vaat etmedin ki bana; karanlık uzadı diye ışığın imkânından da vazgeçmedin!
Ha! İşte şimdi görüyorum: Sabır, güneşin yarın doğacağına inanarak geceyi saymak değilmiş! Sabır, gecenin kaç gece süreceğini bilmeden de ümidin ışığına sırt çevirmemekmiş!
Ah! Öyleyse uzasın gece! Ümit içimde ışığı yaşattıkça, sabır da karanlığın içinde büyüsün!
VIII.
Peki nasıl ayıracağım sizi içimde, ey iyimserlik ve ey ümit?
Ha! Sonucu çekip alayım önünüzden, siz konuşmadan! Ellerim düşüyorsa — senmişsin, ey iyimserlik!
Ama ellerimi göğe açarken gayreti bırakmıyorsam; göğe uzanan elimi, toprağa değen elimden ayırmıyorsam—senmişsin o, ey ümit!
Ah! Sonucu hükmümden çıkardığım hâlde emeğimi eksiltmiyor, bilakis çoğaltıyorsam —ha! Başka kim olabilirsin!
IX.
Ve bir gün düşersem… Ama bu kez yolum sussa da ümidim haykırır:
“Ha! Açık göğün çocuğusun sen; şimdi fırtına geldi diye kanatlarını mı unutacaksın?”
Evet! İyimserliğim hâlâ o yolun açılmasını beklerken, sevimli ümidim konuşur bana:
“Ufuk o yolun ardında bitmiyor ki! Bir yol seni reddetti diye, ayakların başka bir yöne dönmeyi mi unuttu?”
...
Bak! İyimserliğim taş yerinden kendi kalkacak sandı; ümidimse ayağıma yeniden yön arattı!
Ha! İşte seni burada da tanıdım, ey ümit! Sen engelin çekilmesini bekletmedin bana — engelin çevresinden yürümeyi öğrettin!
İşte sensin o, ey ümit! Sadece yarını iyiye bağlayan bir hüküm değil — belirsizlikte yürüten, gecikmede sabrettiren, sonuçsuzlukta gayret ettiren, yol tükendiğinde yön yürüten o yüce kudret!
10 Ağustos 2026
ODTÜ, Ankara



Yorumlar