top of page

Ama Eksik Olan Hâlâ Şudur: Umutsuzluğu Kutsamayan Bir İnsanlık!

Güncelleme tarihi: 17 Şub

Ah! Nice çöküşler gördüm ben, nice kararmış bakışlar gördüm: böylece insanın kendi içindeki güneşi söndürmesini öğrendim.

Ve yeryüzünde bundan daha büyük bir tehlike bulamadım: insanın düşmesi değil, düşüşünü kader sayması.

(...)

Bir insanın “kader” dediğine bir başkası “vazgeçiş” der: bunu da gördüm. Bir yerde “teslimiyet” diye süslenen şeyin, başka bir yerde korkunun kılığı olduğunu da gördüm. Çünkü umutsuzluk çoğu kez sabırsızlığın adıdır.

Ah! Hiçbir zaman anlamadı bir düşen bir diğerini: her biri kendi çöküşünü bilgelik saydı. Oysa yarayı derinlik sanmak iyileşmek değildi; umutsuzluğu olgunluk diye yüceltmek de erdem değildi.

(...)

Sahiden, insanlar kendileri yazdılar umutsuzluğun yasasını. Gökten inmedi bu söz; korkudan ve yüreksizlikten doğdu.

Ve sahiden, umutsuzluğu kader diye adlandıran da kendileriydi — ve yazdıklarını silmeyi unutmuş olan da.

(...)

Soğuk bir yazı asılıdır nice insanın üzerinde. Bak, onun çöküşünün yazısıdır bu; bak, onun korkusunun sesi.

Ve çoğu zaman o yazıda şu söz kazılıdır: “Ben başaramam; zaten değişmez.”

Evet! Her insan bir mazeret asar kendi üzerine. Egemen olmak isteyen korku ve konfora itaat eden alışkanlık, birlikte umutsuzluğu seçtiler nefisle kendilerine.

(...)

“Yüksek olana uzanma; bu sana göre değildir.” – Bu söz titretti nice yüreği. Bunun üzerine koyuldular dar ama güvenli vazgeçiş yoluna; ve o yol kalpten kalbe yayıldı.

“Çok isteme; insan yorulur.” – diye fısıldadı başka bir ses. Ve böylece adımlar kısaldı, bakışlar yere indi.

(...)

Güneşli yarınlar sağlayan ne varsa insanın gözünde yücedir; ama başkasına ışık olmak ona daha ağır gelir. Çünkü insan önce kendi sıcaklığını sever.

Evet! Övülmeye değerdir ona zor gelen her şey; ve çoğu, zor olanı beyhude sayar. Ama en zor olan şudur: bir başkasının umutsuzluğunu kırmak. Evet, ender olan yücelik budur.

(...)

Ha! Umut olmadan yürüyebilir insan; ama yükselmek istiyorsa, yalnız kendi ışığıyla yetinemez. Birinin ateşi, başkasının karanlığını aydınlatmadıkça eksik kalır.

(...)

İnsan, varlığını sürdürmek için ayağa kalkmayı öğrendi; ama umutsuzluğu yenmeyi öğrenmediği sürece tamamlanmış değildir.

Evet, “insan” dediğimiz şey henüz kendi güneşine kavuşmuş değildir.

(...)

Umut olmak yaratmaktır: o halde dinleyin beni ey kardeşlerim!

Ancak başkasının karanlığını aydınlatmak sayesinde büyür insan; bunu yapmazsa, göklerin umudu da ondan sönmeye başlar. Evet! Başkasının gecesine bir kıvılcım düşürmektir, eylemlerin en yücesi.

(...)

Oysa umut umutsuzluktan doğmamıştır; o, insanın ilk direncidir. Ve sabır onu taşıdığı sürece, kutsal gök onunla yeniden aydınlanır.

Evet! Doğrusu, yalnız kendini kurtarmak isteyen: bugünün yükselişi, yarının düşüşüdür.

(...)

Ha! Yazgının değişmesi – insanın değişmesidir bu. Her zaman yok eder umutlu olması gereken: önce kendi korkusunu.

Yükselen önce kendisi için yükseldi; sonra öğrendi başkasının karanlığını da kaldırmayı. Sahiden, başkası için yükselmek en genç güçtür henüz.

(...)

El uzatanlar ve ayağa kaldıranlar olmuştur daima; umutsuzluğu yenenler onlardır. Onların ateşiyle ışıldar insanın gerçek gücü.

Nice kalpler gördüm ben: ama umutsuzluğa boyun eğmeyenden daha büyük bir güç bulamadım yeryüzünde. “Aykırı” denmişti bu kudrete.

(...)

Sahiden, sabrın içindeki umut, umutsuzluğun ilacıdır. Söyleyin, kim dayanacak karanlığa karşı? Söyleyin şimdi, kim güneşi beklemekle kalmayıp onu çağıracak?

(...)

Bin insan vardı, bu yüzden bin vazgeçiş vardı. Ama eksik olan hâlâ şudur: umutsuzluğu kutsamayan bir insanlık!

Evet söyleyin bana, kardeşlerim: insanlığın hedefi umutsuzluğu yenmek değilse, eksik değil midir – kendisi de?


06 Şubat 2026

Torbalı, İzmir

Zihinsel Geviş Getirme Seansları XXII


Yorumlar


bottom of page