top of page

Bana Üst İnsanı Mı Soruyorsunuz Siz, Ey Çok Sevilenler!

Üst insan için yalnız ortaya çıkan netice değildir değerli olan: emeğin terinde sınanan yürektir başarıya gerçek ağırlığını veren!

O halde soruyorum size: Neden hâlâ ‘elimden geleni yaptım’ diyorsunuz bana ve geri çekiliyorsunuz?

Ah! Eşiğini aşmayan adım, kaderin kapısına bile varamazken; yürüyenle vazgeçenin yazgısı bir olur mu hiç?

Ey kardeşlerim! Sorun kendinize: İlk adım atılmadıysa nasıl doğabilir güzel bir yarın, sadece ümitlenmekle?

...

Evet! Üst insanı böyle tanıdım ben: yürür ve omuzlar yük taşır, ne övgüye tutunur ne de yerginin acımasızlığını dert edinir.

Bunu bile bile ‘beni burada takdire layık görmüyorlar’ diye içten içe neden yakınıyorsunuz hala!

Hayır bununla da gelmeyin bana; çünkü erdem seyirciye değil sadece hakikate yönelir.

...

Kargaşa yükseldiğinde bile ürpermez üst insan; çünkü soğukkanlılık ona göre durmak değil, oyunu derin bir nefes alarak azimle sürdürmenin adıdır.

Oturdum yolunuzun başında ve şimdi sorarım size: ‘Yapacaktım ama’ diye başlayan sözleriniz, saf bir bahaneden başka nedir?

...

Bakın sıkça fısıldarım kendime: Niyet, eşiğe varmak gibidir; ama kapıyı açan olmadıkça, hiçbir fırsat sana kendini göstermez.

Ah! Niyet, erdemin kendisi değildir; o kırılan cesaretin yeni bir doğuşa gebe oluşudur. Ve eğer iyi niyet, eksik eylemin ardına sığınırsa; amaç da kendini bilmeyen bir hayal gibi sönüp gider.

Evet! Alkış değil, ehliyet yakışır o yüce insana; çünkü iyi niyet tek başına yürüyemez—iyi bir kervanın emekle taşınan değerli bir yükü olmalı!

...

Kalabalığın içinden yükselir o kıvılcım taşıyan aykırı; çünkü üst insan, ne her şeyi bildiğini sanır ne de öğrenişin kapısını çarpıp kapatır.

Ah! Bilgi, yapılan her uğraşa ruh üfleyen gizli bir nefes gibidir; ondan yoksun bir eylem, geceye fısıldanan bir sözden öteye geçemez.

Evet! Bilgi kök saldıkça eylem de derinleşir; ruh, öğrendiğinden güç alır da anlam fark edenin damarlarında dolaşır.

O halde niçin hâlâ ayaklarınızı yere vurup ‘bilmiyordum’ diye haykırıyorsunuz bana, ey insanlar? Bilmez misiniz? Cehaletinizi mazeret saydıkça yaralarsınız geleceğin omuzlarını!

Evet! Bir eliniz bilmiyor olabilir; fakat öğrenişe kapalı kalmak — işte gerçek sağırlık budur, hakikatin sesini boğan!

Unutmayın, ey kardeşlerim: Erdem denilen, doğru kaynaktan beslenip maksadın çamuruna basmayı bilmektir.

...

Ah! Bilginin rehberliğinden yoksun gayret, rüzgârı tanımayan bir gemi misalidir; hangi kudretle küreklere asılsa da yolunu bulamaz.

O zaman bilin, ey insanlar: Özveri yarım kaldığında ve cehaletle iş eksik bırakıldığında; niyet ne kadar temiz görünürse görünsün, emeline kavuşamaz.

Ve şunu da unutmayın: Eylemleriniz, tıpkı bir ırmak gibidir, kaynağını hangi yana eğmişse oraya doğru akıp gider.

Evet! Ey kardeşlerim! Gayretiniz eğri bir yay gibi dağılmışsa, niyetiniz ne kadar pak olsa da attığınız ok er geç hedefine şaşacaktır.

...

Üst insanı böyle biliniz: o ne geride kalan gölgelere sığınır, ne de günü kurtaran kör bir aceleyle savrulur.

İşte bu sebeple ‘vaktim yoktu’ diye yakınan sizi işitince gülümserim; çünkü değer yaratmak isteyen, darsa zamanın oklarını büker.

Ve sonra sorarım çatık kaşlarla: Zaman seni es geçse bile, iradeni kanat yapan bir kuvvetten de mi yoksundun?

...

Bilin ki üst insan, ne kudretini zayıfın üstüne gölge gibi düşürür, ne de omuzundaki yükten kaçar da adımını geri çeker.

Çünkü güveni doğuran, omzun taşıdığı kudret ve işin ardında duran dirayettir.

Bu sebeple ‘bize güvenmiyor musun’ diye seslenip beni yormayın; zira güven, dileyene değil yolun taşını yüklenen yüreğe verilir.

Ah! Güvenilir olmak verilen bir duygu gibidir; fakat el ustaya kavuşmamışsa, en doğru anahtar bile kilidi açamaz.

Ah! İtimat, güven duymak değildir.

...

Dinleyin! Ne dünün gölgesine saplanır üst insan, ne de yarının boş hayaline sığınır; o anın çocuğu olarak yaşar!

Bu yüzdendir: ‘Bana kimse bildirmedi, kimse önümü açmadı’ diye de yakınmayın bana; çünkü hakikat, söylenenin değil, yapılması gerekenin ardında saklıdır!

Evet! Hiç ihtiyaç kapıyı çalmışken, bir haberin gelmesini beklemek olur mu?

Olmaz elbette! Aramayanın bahanesi yoktur; çünkü arayış, iradenin ateşini canlı kılan gizli bir nefestir.

Bu sebeple ‘daha önce hiç duymadım diye de gelmeyin bana; çünkü öğrenmek, yüreğin kendi karanlığına meydan okuyan bir cürettir, isteyene!

...

Tanıyın benden üst insanı: ne bütün yükü kendi sırtlamak ister, ne de yurdun ateşini tümden başkasının omzuna bırakır; basireti ise yürek ile akıl arasındaki ince çizgide doğar!

Bu yüzden ‘Bana söylenen kadarını yaparım’ diye dar bir eşiğe sığınacaksanız; gözüme gözükmeyin.

Unutmayın! Sorumluluk, kulağa değen sesle değil; kalbin fark ettiği ihtiyaçla doğar — zira hakikat, uyanıp gördüğün anda çağırır seni!

Evet! Can bulmak için sizin nefesinizi ister o!

...

Ah, üst insan mı? O ne ufuksuz bir gölge gibi yaşar, ne de kuru düşlerin rüzgârına kendini teslim eder: hayalin ateşiyle gerçeğin suyunu aynı elde tartar!

Ey kardeşlerim! ‘Ne değişecek ki?’ diye birbirinize fısıldamayın ben konuşurken; çünkü kör bir teslimiyet, insanın kendi kaderine vurduğu görünmez bir zincirdir.

Söylerim size: Değişim, gururun görmediği o mütevazı adımda saklıdır; çünkü bir tek adım, bin yıllık talihin bile yönünü değiştirir.

...

Ey kendini dar eşiğe mühürleyenler, söyleyin bana: Kendi yetkinliğini büyütmeyen bir yürek nasıl olur da sorumluluğunu ayakta tutabilir?

Dahası, ufkunu genişletmeyen bir elin güzel eyleme yaklaşabileceğini sanması hiç aklın terazisine sığar mı?

Ah! Üst insan, ne dünün solmuş gölgelerine saplanır, ne de yarının boş hayallerine sığınır; onun yolu, anın kızıl ateşinde dövülür!

Bu yüzden sorarım size: Yazgı, ‘böyle gelmiş böyle gider’ diyerek mi değişir, yoksa iradenin kendi gölgesini yarıp ışığa yürüdüğü an mı daha doğrudur?

Ah! Değişimin nefesi esiyorken düzenin de başka bir surete bürüneceğini görmüyor musunuz?

...

Severim üst insanı: hayat bir meydansa, o ne çarpışmadan kaçar ne de kavganın ateşini amaç edinir; çünkü doğru yürüyüş, gerilimin kıvılcımında sınanır!

Ey zamanın eskimiş ceplerine tutunanlar, söyleyin bana: Dünün duvarlarına sinmiş bilgi, bugün diriltecek midir geleceğinizi?

Evet! Çağ döndü, yollar uzadı, bilginin nefesi başka diyarlara aktı — gerçi ‘ben bilirim’ diyen nice akıllının ahkamları bana güven vermez ama yinede okurum, çalışırım hepsini.

Gerçekten, ey insanlar, eski ayakkabılarla bugünün dağına tırmanabileceğinizi mi umuyorsunuz?

Hayır! Sadece cahiller, eski çağın kelimeleriyle bugünün yollarını aşabileceklerini sanır!

Böyle buyurdu E1.



17 Kasım 2025

ODTÜ, Ankara

(Zihinsel Geviş Getirme Seansları IV)


Yorumlar


bottom of page