top of page

Belli Ki Size, Yük Almadan Yüksek Görünmenin Yolu Öğretilmiş!

Dün bir topluluğun içine girdiğimde, üzerlerine çökmüş o ağır havayı gördüm: öylesine donuktu ki insanların yüzleri, sanki içlerinden yaşam çekilip alınmıştı.

Ha! Bir marifet mi sanıyorsunuz bunu? Bu tutukluk, bir uyum değil—yükten kaçanların suskunluğudur. Ve haksızlığa karşı suskunluk, insanı küçültür. Evet! Üstlenilmeyen her sorumluluk, bulunduğu yeri de insanın ruhunu da içten içe çürütür.

...

Doğrusu, ne bir denge var burada ne de kurulmuş bir birliktelik: göz göre göre bırakılmış bir çürüme var ortada.

Ah! Ben, yerinde duranlardan çok, yük alanların yüceliğine inanırım.

...

Evet! Sahip olduğu imkânı yalnız kendi menfaatine bağlayan, bu çöküşün sessiz taşıyıcısıdır! Evet! “Benim görevim değil” diyerek geri duran, bu çöküşün görünmeyen ortağıdır!

Ve gördüm burada ben: eksikliği görüp içten kabaranları—ama yalnız şikayet edip konuşanları; ve gördüm yine: eğriliği bilip hiçbir şey yapmayanları—ama yanlışın arkasına saklananları.

Ey insanlar! Belki söylediklerime kulak veren vicdanınızda bir kıpırtı var—ama o değeri eyleme dönüştürecek cesaret yok sizde; işte bu yüzden, duyduğunuzla yetinir de güzel eylemden kaçarsınız.

...

Hayır, sevmem ben bu geri duruşu ve tiksinirim yükü görüp omzunu kaçıranlardan. Oysa her dürüst adım yankı ister ardında!

Bir başkasının yoksunluğunu gidermek için ayağa kalkan ve kendine ait olmasa bile doğruyu dile getiren—işte o'dur aykırı!

...

Ama siz… ey kendini saklayanlar! Siz de çok iyi bilirsiniz gerçeği—ama tutmazsınız hakikati.

Tanıdım sizi oturup konuşmamızdan, çünkü diliniz ister ama iradeniz geri kaçar! Belli ki size burada, yük almadan yüksek görünmenin yolu öğretilmiş!

...

Ve böylece eksik kalır adalet: muhtaca el uzanmadığı için kurulamayan o denge. Ah! Adalet isteyen çoktur, ama üstlenen ne azdır!

Siz, ey insanlar! Paylaşmayı çoğaltmaya, eksik olanı tamamlamaya ve ihtiyaç duyulanı görünür kılmaya yönelmedikçe—ne ölçü yerini bulur ne de denge kurulur burada.

...

Şimdi ikiye bölünmüşsünüz siz: bir yanınız beni dinler de atılmak ister—öteki yanınız ise bencilce bekler.

İşte bu yüzden dolanırsınız kendi içinizde, karanlık geçitlerde, karar veremeyen bir gölge gibi.

...

“Karışmadan görmek yücedir” dersiniz kendinize ve “dokunmadan bilmek daha temizdir”—ama ben derim ki: bu sözler korkunun süslenmiş hâlidir, zira kirlenmekten korkan, hakikati ayağa kaldıramaz!

Selam olsun öne çıkanlara: kendi yokluğunu bahane etmeyip boşluğu dolduranlara, “bana düşmez” dediği yerde bile sorumluluk alanlara ve herkesin sustuğu anda söz alanlara!

...

Başkasının alkışıyla tartmayanlar kendini ve kendi iç ölçüsünden sapmayanlar —eksik olanı tamamlayanlar, eğriyi doğrultanlar ve iyi olanı daha ileri taşıyanlar— işte onlardır, değeri kuran aykırılar!

Ve selam olsun o yüce insanlara: gördüğünü sahiplenenlere, dert edinip çözmeye yönelenlere ve “neden ben?” demeyip öne çıkanlara!

...

Evet! Bulunduğu yerde daha fazlasını vermek isteyenin yüreği ağırdır. Ah! O ağırlık, yükseltir onu, çünkü bilir, taşıyabildiği kadar insandır o!

Ama siz, ey rahatlığı kutsayanlar! Sonucun sizi sarsmamasını dilersiniz; oysa ben derim ki: bedeli ödenmeyen hiçbir hakikat insanı büyütmez!

...

Olması gerekeni bekleyen değil, olmaması gerekeni kendi içinden başlayarak düzeltenler —işte gerçek aykırılar onlardır. Evet dönüşüme, başkasından değil, kendinden başlayanlardır onlar!

İşte bunlardır sıradışı zihne sahip olanlar, güven uyandıranlar: zira taşıdığını kendine saklamaz ve koruduklarını kendilerine hapsetmez onlar!

...

Evet! işte bunlardır korkuyu dağıtanlar: vicdanlarında kurdukları düzenle, yeryüzündeki kargaşayı susturanlar!

İşte ben böyle anlatırım aykırıları: yükü paylaşanı, eksik olanı tamamlayanı ve ağırlaştıkça hafiflemeyi bilenleri!

Böyle konuştu E1.

2 Mayıs 2026

Çukurambar, Ankara

Liderlik Okulu – Güz Dönemi Eğitim #26


Yorumlar


bottom of page