
Ben, İnsanları Kendi Gölgesine Zincirleyen Önderlerin Yolundan Yürümem, Ey Kardeşlerim!
- Ergün Gültekin

- 10 Tem
- 3 dakikada okunur
VII.
Yalnızca rolünü yerine getiren insanlara da güvenmeyin, kardeşlerim. Zira roller, çoğu zaman vicdanın sınırlarını daraltmak için kullanılır.
Ey kardeşlerim, bir çift sözüm var yük taşıdığını sananlara ve bir çift sözüm de çöken köprülerin yanında seyirci kalanlara.
Bir köprünün ölümünü gördüm; henüz yıkılmamıştı ama taşlarının arasına sessiz çatlaklar yerleşmişti. Taşlar gevşemişti; fakat herkes kendi küçük sınırını koruyor ve onu erdem sanıyordu.
"Bana ne bundan?" diye mırıldandı biri; sanki çatlak, onun ayağının altına kadar yürümeyecekmiş gibi.
Bir başkası da buyruğun zincirlerini gösterdi ve şöyle dedi: "Bana söylenmeyen şeyi niçin yapayım?"
Bakın hele! Sonunda nehir konuştu ve köprü bir anda suyun içine gömüldü.
Dinleyin beni, ey kardeşlerim; çünkü yıkılan köprüler bana bir soru sordurdu.
Nedir en ağır olan, ey kardeşlerim? Bütün taşları tek başına sırtlanmak mı? Herkes her işe mi koşmalıdır?
Elbette bir insanın gücü bütün köprüleri taşımaya yetmez; ama önündeki taşı yerinden oynarken görmeye yeter.
Ah! Omzundaki yükle övünenin, ayağının dibindeki yarığı görmeyen gözlerine taşlar bile güler.
Nice uçurumlar vardır ki onları kayalar açmaz; insanların birbirine bırakılmış vazifeleri oyar.
Sorumluluk bazen size verilen işi yapmaktır, kardeşlerim. Ama asalet ve üstünlük: -hiç de zorunda olmadığın halde- yapılması gerekeni, yapılması gereken yer ve zamanda yapabilmektir!
VIII.
Kendi talebini hakikat, kendi duygusunu ölçü ve kendi ihtiyacını adalet sananlardan olmayın, ey kardeşlerim. Zira insan, kendisini merkeze koyduğunda dünyanın eğrildiğini sanır.
Bakın şuraya! İnsanların kıymetini tartan teraziler kurulmuştu; ama daha ilk ölçümden önce eğilmişti dilleri.
Bir yana aynı kandan gelenler, aynı sofraya oturanlar ve efendinin kulağına hoş sözler taşıyanlar yığılmıştı.
Öteki yanda ise işi tanıyan eller, yükten kaçmayan omuzlar ve sözünü eserle doğrulayanlar duruyordu.
Ve eğri ölçü şöyle buyurdu onlara: “Bana yakın duran daha değerlidir!” Onlar da terazinin yamukluğunu üstünlük sandılar.
Lakin marifetli elde büyük bir kudret vardır; kim söyleyebilir, o kudretin hangi efendiye hizmet edeceğini?
Peki bir kılıcı ustaca çevirmek, onu hangi dava uğruna çektiğini bilmeye de yeter mi?
Ne var ki bunu işitmek istemez hünerine tapanlar: Bir işi yapabilmek, onu yapmaya layık olmak değildir.
Niyet başka şeydir, kudret başka, erdem ise bambaşka: kör iyilik bir kapıyı incitir; ölçüsüz maharet bütün surlara yol bulur.
İyilik isteyen el, ne yaptığını bilmiyorsa merhem diye yaraya zehir sürebilir; güzel adı kurtarmaz kötü sonucu.
Ve hünerden daha sinsi bir kötülük doğmaz bazen: vicdanından ayrıldığında çürümeye nizam, haksızlığa usul verir.
Unvanından daha yüce olsun ustalığı, ustalığından daha yüce ölçüsü: yükü böyle insanlara emanet ederim ben.
Güç, ölçüyü yitirdiğinde kendi kudretini zehirler; ölçü de güçsüz kaldığında yalnızca güzel bir niyet olarak titrer. Ben, terazisini bileğinde taşıyan eli severim.
Evet, kardeşlerim! İyi niyet, ehliyetsiz ellerde bazen kötülük kadar yıkıcı olabilir. Bu yüzden işini bilen ama vicdanını kaybetmeyen; güçlü ama ölçüsünü unutmayan; yetkin ama kibriyle körleşmeyen insanlar yetiştirin.
Zira bir topluluğu ayakta tutan yalnızca doğru insanlar değildir. Doğru insanları doğru yerde tutabilecek bir adalet de gerekir.
IX.
Ey dostlarım, insanları aynı çatı altında toplayan iki eski kuvvetin izine düştüm: birinin yüzü korkuydu, ötekinin yüzü kazanç.
Korku karşılarına tek bir düşman dikti mi, birbirine yabancı omuzlar bile aynı duvara yaslanır.
Fırtına, bir mağarayı yurt, yan yana titremeyi kardeşlik ve bekleyişi birlik gibi gösterir; oysa bunların tümü yalnızca yağmur dininceye kadardır.
Böyle kurulur çıkarın düzeni: yüzler birbirine döner görünür, fakat her göz aynı ganimete bakar.
Sofra doluyken eller kardeş görünür; ama son lokma kaldığında parmaklar birbirinin yüzünü tanır.
Neydi öyleyse bu yakınlığın harcı: aynı korkuya kapanmak mı, aynı nimete el uzatmak mı?
Bir büyü vardır hem dehşette hem ganimette; boşuna toplanmaz insanlar çevrelerine. Fakat büyünün dağıldığı yerde hangi bağ kalır geriye?
Onların kurduğu şey birlik değildir; tehlike yahut nimet çevresinde kısa süreli bir bekleyiştir.
Evet Dehşet – buydu onları omuz omuza getiren; dehşet çekilince de her omuz yeniden kendi yoluna döndü.
Daha dolu bir sofra görmeye görsün çıkarına bağlı kişi: tek sıçrayışta eski yeminlerinin öte yanına geçer.
Ah! Aynı kutsal davaya bağlananlarsa yalnız yan yana durmazlar; birbirlerinin yüküne el uzatır, gecenin sınırından birlikte geçerler.
Ortak ateş hem yollarını aydınlatır onların hem ellerini ısıtır hem de şafağı bekleme kudreti verir: evet! aynı değeri koruyanlar böyle varır aynı sabaha.
Unutmayın, ey kardeşlerim! Menfaat değiştiğinde sadakat yön değiştirir. Ama değerler ayakta kaldığında, insanlar birbirlerinin gölgesine değil, aynı istikamete bakarlar.
İşte o zaman topluluk, kalabalık olmaktan çıkar. İşte o zaman bilgi üstün gelir, akıl cesaret bulur, vicdan hükme katılır ve tecrübe geçmişin küllerinden yarına yol açar.
Ve işte o zaman lider, önlerinde yürüyen kişi değil; kendisi olmasa da yürüyebilecek insanlar yetiştiren kişi olur.
X.
Ben, insanları kendi gölgesine zincirleyen önderlerin yolundan yürümem, ey kardeşlerim.
Bir önderliğin varsa ve sahiden liderlikse o, insanların boynuna kendi adını asmaz; onların iradesini ayağa kaldırır.
Daha yücesini yapar gerçek lider: kendi meşalesini izletmek yerine, her elde uyuyan çakmak taşını uyandırır.
Ve bağımsız hüküm yuva kursun yetiştirdiği zihinlerde: öyle ki hakikat istediğinde, kendi öğretmenlerinin sözüne bile pençe uzatabilsinler.
En yüce eserini insanların bağrında filizlendirir o: adı tohumu gibi toprağa karışır, fakat değerleri dallanmayı sürdürür.
İşte ben, kendi büyüklüğünü yetiştirdiği insanların bağımsızlığında eritmiş lideri severim – çünkü ancak kendisini aşan, ardında kendisinden büyük bir topluluk bırakır.
10 Temmuz 2026
ODTÜ Eymir Gölü, Ankara
Liderlik Okulu – Yaz Dönemi Eğitim #60
(Kapanış)



Yorumlar