top of page

Ben Öyle Bir Adalet İsterim Ki: Önce Beni Yargılasın!

Yine mi adalet dediler? Ah! Herkesin dilindeydi ama ben onu, sessizliğin alnına düşmüş bir yara gibi gördüm. Ne zaman “adalet” deseler, ben dudaklarındaki kire baktım; çünkü hakikat, o kelimenin içinde değil, kararmış kalplerin niyetindeydi.

Konuşsaydım, onlara benzerdim; dinleseydim, kendime ihanet ederdim! Ve evet, sustum ama bir kaçış gibi değil! Hayır! Bu, içimde büyüyen bir yangındı! Ve ben onu söndürmek istemedim… çünkü o yangın, var etmek istediğim hakikati bana hatırlatandı.


Evet! Bazı hakikatler ancak yanarak öğrenilirdi; bazı savaşlarsa, ancak sustukça başlardı - çünkü o sessizlik, patlamayı bekleyen bir kıvılcımdı.

Ama bu suskunluk, vazgeçmek de değildi, sanki doğru zamanı beklemekti. İçimde büyüyen hakikatin doğru anda yankılanmasını gözetmekti. Evet, ben sustum! Ama o suskunluk, içimde dolan bir zaman gibi büyüdü, öfkeli yağmur bulutlarına dönüştü.

Evet, bir süre suskunluğu seçtim çünkü doğru zaman, doğru yankıyı gerektirirdi. Ben sadece konuşmak istemedim; hakikatin yüreğe işlediği o anı bekledim. Evet! İnsanlara seslenmek istedim ama duymaya hazır olduklarında, yalnızca alacakları değil, taşıyacakları bir sözle... Zira hakikat, ne bir tepkiyle haykırılır, ne de yankılanmak için kalabalık beklerdi; o, bedeli sabırla ödenmiş suskunlukların içinden doğardı.

Ve adalete çağrım, sustuğum yerin tam ortasında doğmalıydı! Evet! Sustum, bilerek sustum. Çünkü o, yalnızca uyanan aykırı yüreklerin duyacağı bir hakikatti.

...

Ve sonra… nice zulme tanık oldum! Nice gülüşün ardında çürük niyetler sezdim. Konuşmadım! Konuşsaydım, kirlenirdim. Dudaklarım mühürlendi, ama bakışlarım tutuştu! Her bakış, bir sayfa gibi yandı içimde. Söz değilse de, yangın oldu sustuğum. Ah! O yangın, bir çağrının ışığıydı; yakmayan, ama yalnız uyananları aydınlatan!

Ama bu tanıklık… suskunluğumu kutsayan sabrın en ağır sınavıydı. Çünkü ben sustukça, onlar konuşarak adaleti tüketti! Gülüyorlardı, hükmediyorlardı, alkışlanıyorlardı! Evet! İçimde büyüyen yangınla sessiz kalırken; onlar, o sessizliğin boşluğuna kendi düzenlerini kurdular - keyifle ve hiç utanmadan!

Ah! Ne zalimler gördüm. Adaleti dudaklarında sakız gibi çiğneyip, dişlerinin arasından kirli bir gülüşle sunan… Onlar kendilerini adaletin sesi sandılar - oysa o ses, hakikatin çığlığı değil; bencilliğin kahkahasıydı!

Evet! Susturulanların sessizliğinde yankılanan adaletsizliği ben içime -nefes diye- çektim. Ve her nefeste, onların acısını ciğerlerime değil, ruhuma işledim

Zulmün en yüksek kalesine tırmanırken, sırtımda yalnızca onların günahlarını değil… susturulmuşların çığlıklarını taşıdım; ah! zamanla taşınamayacak kadar ağırlaşan bir lanet gibi!

...

Ey bilgi ışığından nasibini almamış yürekler! Artık bir tehdit gibi dikildim önünüze! Çünkü siz çok iyi bilirsiniz: Birisi adalet uğruna her şeyden vazgeçti mi - onu artık hiçbir yalan zincirleyemez!

Ve o an başlar korkunuz! Evet, en çok benim gibi aykırılardan korkarsınız çünkü biz, sizin kurduğunuz düzeni yıkmak isteriz! Yıkılan yalnızca tahtlarınız değil, yıllarca besleyip kutsadığınız kendi yalanlarınızdır!

Ha ha! Ne komik değil mi? Ben de korktum! Evet… onların gürültülü homurtusundan değil, suskunluğumun, zalimin ekmeğine yağ sürmesinden korktum! Evet! Sessizliğimin bir gün bana ihanet edip onlara benzemesinden korktum! Ve daha da derinde, o sessizliğin, bir gün kendi ruhumu da karartmasından korktum!

İşte o zaman titredi içimdeki ses. Anladım ki: Eğer kendi suskunluğumla hakikati geciktirirsem, yalanı sessizce kutsamış olurum! Hayır! Artık susamam! Hayal ettiğim adaleti dillendirmeliyim, bu ses benim değilse, kimin olacak?

Ben öyle bir adalet isterim ki: önce beni yargılasın! Çünkü ben, hakikate dokunmak isterken elim titrediyse, önce o titremeyi kendime açıklamalıyım!

Ben öyle bir adalet isterim ki: önce beni silahımdan sınasın! Çünkü kılıcımı başkasına kaldırmadan önce, kendi gölgeme saplamayı bilmeliyim!

Ben öyle bir adalet isterim ki: önce beni vicdanımla tartıya koysun! Çünkü kendim için istediğimi, başkaları için de isteyip istemediğimi yalnızca o terazide öğrenebilirim!

Ve işte o anda… Sustuğum her şey direnişe dönüştü. Artık yalnızca tanık değildim, ayağa kalkan bir iradeydim!

...

Sahi… neydi sizin başarı dediğiniz? Birkaç alkış ve unutulmuş bir yalan mı? Ha ha! Ne kadar da soysuzca!

Nice sahte “doğrular” gördüm, alkışla büyütülmüş, suskunlukla süslenmiş. Ama ben?

Ey güçlü görünüp çürüyenler! Siz gülerek yıkarken, ben savaşarak yeniden inşa edenim! Çünkü ben, soğuk şüphelerle değil; adalet savaşına yalınayak yürüyenim! Evet! Ben karanlığa söverek değil, savaşın içine gülümseyen bir mertlikle girenim!

Ey yalanla adaleti eğip bükenler! Ben sizin “hak” dediğiniz sofraya hiç diz çökmedim çünkü aç kalmak, zehirle doymaktan daha şereflidir! Ve evet, ne büyük bir yıkımdır: İçini susturup, dışını süslemek! Ah! Ne korkunç bir bencilliktir: Kendi çıkarınızı hak sanmak, kendi rahatınızı adalet zannetmek!

Hayır! Hakikat, her zaman avuç açarak gelmez… bazen yalnızca cesur bir adım atmakla başlar. İşte şimdi buradayım… Elimde bir kılıç var: Adaletin keskin kılıcı! Ve bu kılıç, unuttuğunuz vicdanın yerini, ucuyla size dokunarak göstermek içindir!

Ey alkışla beslenenler! Yüzleriniz değişti, kelimeleriniz farklılaştı ama kalpleriniz hâlâ aynı karanlığa sadık. Ah! Bu ne fena bir tercihtir, ışıktan korkup gölgeye sığınmak!

Ey karanlık ruhlar! Ben geldim. Aykırıların en aykırısı! Ama kendime bir şey almak için değil, sizde kalmış emaneti yerine ulaştırmak için geldim! Mazlumun gözyaşında boğulmuş o kutsal emaneti, sefil bir hamal gibi sırtlanmaya geldim!

Ve ben, artık yalnızca tanık olmaya gelen değilim; ben hesap sormaya gelen bir hakikatim! Çünkü hakikat, ne bir rica ne de bir davettir; o, aykırı bir haykırışın içinde saklı, kırık bir aynadır! Ve o ayna, sizin yüzünüze değil, içinizde gizlediğiniz çirkinliğe tutulur!

Ne! Pek mi ürkütücü geldim size? Ha, ha! Yoksa parmağıyla göğü gösteren kardeşime benzetemediniz mi beni? Hayır! Ben onun gibi sevgiyle konuşan değil, acıtan bir hakikatle savaşmaya gelenim!

Ve siz hâlâ alkışlıyorsanız karanlığı… Bilin ki, bu kılıç bir düşmanı utandırmak için değil; onu da insanlık onuruna çağırmak için kaldırıldı!

Evet! Yok etmek için değil—adaletin kutsal dokunuşuyla ıslah etmek için kaldırıldı!

İşte böyle buyurdu: merhametiyle değil, adaletiyle konuşan E1!



18 Haziran 2025

Tuzla, İstanbul


2 Yorum


Truth Within
20 Haz 2025

Yazdıklarınızda susmanın bir direniş, beklemenin bir savaş olduğunu gördüm. Ama ben artık içimde taşıdığım yangının ne susarak sönmeyeceğini, ne de konuşarak dinmeyeceğini fark ediyorum. Her gün bir başka haksızlığa tanık olurken kalbim gördüklerini taşımakta zorlanıyor. Kalbimle gördüğüm zulme karşı ellerim boş, sesim yetersiz kalıyor. Sizin gibi, adaletin önce insanın kendi içindeki vicdanda başladığına inanmak istiyorum... ama bazen kendi suskunluğumun bile zalimin düzenine hizmet ettiğini düşünüp korkuyorum. Sahi, bunca çürümenin ortasında nasıl dimdik durabilirim? İnsanın içi yanarken dışı nasıl onurlu kalır? Ve biz, hakikati haykırmanın bir yolunu bulamıyorsak, kirlenmeden direnmenin başka bir yolu var mıdır? Çünkü ben artık ne susabilenlerdenim ne de konuşabilenlerden arada kalmış bu yürekle nereye yaslanmalı?

Beğen
Ergün Gültekin
Ergün Gültekin
20 Haz 2025
Şu kişiye cevap veriliyor:

E2 konuştu… Rüzgâr sustu, yeryüzü eğildi:


Ey sen! Evet, sana sesleniyorum, kalbi üzgün sevgili dostum! Ne zannettin bu yanışı? Zayıflık mı? Ha, ha! Hayır! Bu, hâlâ kirlenmemiş bir vicdanın susturulamayan feryadıdır! Kalbin yanıyor çünkü hâlâ değerlerle dirisin!


“Ne susabiliyorum ne konuşabiliyorum…” diyorsun. Ah! Ne muazzam bir eşiğe sıkışmışsın! Çünkü tam orasıdır hakikatin kıyısı, yangınla sessizlik arasındaki o kırılgan boşluk! Ve bil ki, hakikat en çok orada yankılanır!


Ve şimdi işit beni, çünkü ben hatırlatmaya geldim: “Kim bir kötülük görürse eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle, ona da yetmezse gönülden razı olmasın, kalbiyle hoşnutsuzluk hissetsin.”


Evet! Bu sözle öğrenirsin ki: Yöneticiler kötülüğü eliyle, Âlimler diliyle, diğerleri ise kalbiyle razı olmayarak, gönülden taşlayarak önler kötülüğü. Evet herkes, gücü yettiği yerden sorumludur! Evet!…


Beğen
bottom of page