top of page

Çünkü Ateşle Yanılmak, Kül Olup Yerinde Saymaktan Daha Soyludur!

Bugünün kalabalıklarında

ağır ağır yürüyen yaratıklar vardır;

korkuyla bağlanmış dillerini

itaat gibi boyunlarında taşırlar.

Oysa bir varlığın

kendi yolunda yürüyüp yürümediği

ayağının yere vuruşundan anlaşılır.

Ve işte,

Gözüm sizi seçti —

Ey aykırılar.

Suskun, çekingen,

Adım atmaktan ürken bir varlık gibi;

Sık sık bir köşeye çekilirken gördüm sizi!

...

Uyumluluk mu?

Bırakın o yaldızlı zincirleri

ve bütün o aldatıcı parıltıları!

Çünkü ateşle yanılmak,

kül olup yerinde saymaktan daha soyludur.

Siz, buradaki aykırılar,

düzenin gözünde “yaralı” sayılmaz mısınız?

Gerçeği rahatın önüne koyduğunuz için

ayık oluşunuzda ve benzemeyişinizde

şaşılacak ne var, ey yalnız yürüyenler!

...

İçinizde sizi huzursuz eden o duygu,

dünyanın henüz doğmamış yarınını

var etmek isteyen

bir kudretten başka nedir?

Ah! Kimi tohumun çatlamasında

şaşılacak ne var?

Bilin ki tüm gerçek yürüyüşler

düz çizgilerle değil,

düşüşler ve kayalara çarpışlarla,

evet — bedelli kıvrımlarla yaklaşır menziline.

Irmaklar gibi dolanır o azimli olan;

taşları yaralayarak açar yolunu,

ve ancak kanayarak varır denize.

...

Kaçının o taş yürekli sıradanlardan!

İnsanı kurallarla sınırlandıran,

uyumu erdemin önüne koyan

soğuk bir soydur onlar;

kendi kabukları dışındaki

hiçbir farklılığı tanımazlar.

Oysa siz derini arayan,

iç yasasıyla yürüyen,

ve yazgı taşıyan tinlersiniz, ey aykırılar!

...

Sahiden, siz bir tasdik eden değilsiniz,

salyalı bir yandaş gibi de durmazsınız

yaygın yanılgılara ve alışkanlıklara.

Ah! Kendi doğrularınızı bile

tutuşturup ateşe atarsınız;

evet, seversiniz dönüşmeyi

ve hakikatle yeniden doğmayı.

...

Yeryüzü çürüyüşler

ve buz yüreklerle dolu olsa da,

siz yalnız ama yönünü bilen iradenizle

korkusuzca yürürsünüz belirsizliğin üzerine.

Yumruklarınızı sıkıp

yüreklice yürürsünüz.

O hâlde, ey kalıba sığmayanlar,

ne önemi var ki

başkalarına benzemeyişinizin

ve onlar gibi düşünmemenizin?

Evet! Diri olan her zihin

hiçbir dogmayı put yapmaz;

her yalan sözü akılla söker,

her çürümüş öğretiyi yüreğiyle yaralar.

...

Ha! Ne çok değişim mümkün burada!

O hâlde

dağ yarıklarından kopan

öksüz bir fırtınaya benzeyin:

kimseden buyruk almadan yön bulan

bir yıkımdır o!

Evet, ey çok sevilenler!

Gerektiğinde övgü tutkusuna düşman,

gerektiğinde yergi korkusuna kahkaha olun.

Mühürlenmiş tüm doğrulara karşı

vahşi, özgür ve kendi başına

korkusuz bir yürüyüş olun.

...

Yükseğe kaldırın gözlerinizi,

o kutsalın göğüne;

ama bedelini de unutmayın.

Çünkü bedel ödemeyi bilen her aykırı,

en kara düzenin içinde bile

güneşli bir yarın doğurur.

Bedel ödüyorsunuz siz, ey aykırılar —

yalnızlıkla, dışlanmayla, küçümsemeyle.

Bırakın kalabalık size sırtını dönsün

siz onların diliyle konuşmadığınızda!

Çünkü uykuyu bozan, yarını uyandırır.

Ama bu bedel bir yazgının mührüdür.

Evet! Siz yaratmak için yıkarsınız.

O hâlde yükseltin gözlerinizi,

ama yüreklerinizi de ateşte tutun!

Çünkü hakikati değerlerle arayan her ruh,

göklerin kutsal sesini yeryüzüne indirir!


15 Ocak 2026

Kartepe İzmit


Yorumlar


bottom of page