top of page

Bilgi, Akıl Ve Vicdan Birbirinden Ayrıldığında, Üçü De Tek Başına Sizi Kandırır!

I.


Ey kardeşlerim, bu günün yüzünde öteden beri tanıdığım bir hüküm belirdi; onun üzerine birkaç söz borçlandım size.


İşitin beni, ey kardeşlerim; olur ki bu söz, içinizde küllenmiş olanı yeniden alevlendirir.


...


Bir topluluğun yok oluşu her zaman büyük bir gürültüyle başlamaz. Bazen tek bir düşüncesiz sözle başlar.


Sonra o söz, birinin arzusuna dönüşür; o arzu bir başkasının korkusunu yanına alır; korku, çıkarla birleşir ve sonunda herkes yürüdüğünü sanırken aynı uçuruma doğru sürüklenir.


Ey kardeşlerim! Bir vakit, hâlâ ayakta sandığım bir beldenin çoktan içinden devrildiğine tanık oldum. Ne surlarında bir gedik açılmıştı ne de burçlarından tek bir taş kopmuştu.


Meydanları bir bayram yeri gibi kabarıyor, ağızları tunç borular gibi uğulduyor; her biri ötekine, çatlamış zeminin sağlamlığını yeminlerle bildiriyordu.


Ne var ki o beldede artık hiç kimse kendi aklının tahtında oturmuyordu.


Derken içimdeki yargıç doğruldu da sordu: Bir kavmi önce hangisi çökertir; düşmanın açtığı yara mı, düşünmeyi unutup kendi hükmünü yabancı ellere bırakması mı?


Hayır! İlk darbe dışarıdan gelmez; gürültülü düşman, çoğu kez sonradan yetişir harabeye.


Ah! Bir topluluğu açıkça saldıran hasmından daha çabuk tüketir, ödünç buyrukları kendi kanaati sanan kalabalığı.


Fırtına damı çürütmez; yalnızca yıllardır göğe karşı yalan söyleyen çatıyı ele verir. Evet! İnsanları çoğu zaman dışarıdan gelen bir kötülük değil, düşünmeyi ve sorgulamayı başkalarına bırakmaları yıkar.


Unutmayın, ey kardeşlerim! Düşünmeden kabul edilen bir söz, açıkça söylenmiş bir yalandan daha yıkıcıdır. Zira yalan, karşısında bir şüphe bulabilir; fakat ezber, zihnin içine yerleştiğinde kendisini hakikat sanır.


II.


İnsanlar bilgiyi bir kandil sanırlar. Oysa nice kandiller gördüm ki taşıyanlarının yüzünü aydınlatmaktan başka işe yaramıyordu.


Ey kardeşlerim, yalvarıyorum size. Gözlerinizi dışarıdaki geceden önce, kendi ellerinizde taşıdığınız ışığa çevirin.


Evet, nice eller gördü bu gözler: bilginin alevini avuçlarında tutan; ama ayakları hâlâ karanlığın buyruğunda yürüyen!


Göğün hikmetli işaretleri başlarının üzerindeydi; ne var ki onlar en doğru olanı değil, gözlerini en çabuk büyüleyeni kılavuz seçtiler.


Hangi aldanıştı bu; yanlış yıldızı, kutup yıldızı sanmak?


Soruyorum size: Yol gösteren alev mi istikametini şaşırmıştı, yoksa ona bakan göz mü kendi arzusunu yön sanmıştı?


Değil, ey kardeşlerim; ne alev yolundan sapmıştı ne de gök işaretlerini gizlemişti.


Ah! Kutup yıldızının sırtına, yolunu şaşırmış gözlerin günahını yüklemem ben. Zira çoğu yolcuyu gece yutmaz; kendi arzusunun parıltısını şafak sanması yutar.


Evet, bilgi! Akıl onu öğütmediğinde ambarda yığılan tahıldır; vicdan onu tartmadığında ise kibrin zırhına işlenen altın pullardır.


Alev gözün hizmetkârıdır; onu -evet, bilgiyi- yoluna tutmak yerine taç gibi alnına kaldıran, gecesini değil kendi bakışını yakar.


Ama yine de bilgiye ulaşmaktan vazgeçmeyin, ey kardeşlerim. Zira karanlıkta yürüyen bir insanın ilk ihtiyacı ışık değildir yalnızca; ışığın neyi gösterdiğini anlayacak bir göz de gerekir.


İşte bu yüzden sakın unutmayın: bilgi, akıl ve vicdan birbirinden ayrıldığında üçü de tek başına sizi kandırır!


III.


Bir de bilginin ateşinden korkanlar gördüm, ey kardeşlerim. Sözlerini sınamaktan, inançlarını tartmaktan ve kanaatlerini ateşe tutmaktan korkuyorlardı onlar.


Evet! Sınayan alevi düşman bellemiş insanlar gördüm; çünkü onda yanmayı değil, açığa çıkmayı görüyorlardı.


İnançlarını mühürlü küpler gibi saklıyorlardı; çünkü kırılacak olanın, kendileri olduğunu sanıyorlardı.


Ah! Parlak olanı doğru sandılar; çünkü göz, çoğu zaman, kendisini büyüleyeni seçer. En çok bağıranı da en çok bilen sandılar: zira gürültüden çekinen kulaklar, sessiz hakikati işitemez!


İşte o vakit içimdeki yaşlı bilge bana fısıldadı: Peki, sınamak için her şeyi küle çevirmek mi gerekir?


Hayır! Ben, yalnızca sorgulayıp ayıklayan alevi sevmeyi öğrendim; çünkü onun işi yakmak değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır.


Ah, kardeşlerim! Elbette yalnızca şüphe eden zihin çoraklaşır; çünkü hiçbir tohumu toprağına kabul etmez. Ama tahkik etmeyen zihin de yabani otları çiçek diye büyütür.


Öyleyse sözleri hemen reddetmeyin; fakat onları zihninizin ateşinden geçirmeden de hiç bir süslü bilgiyi kabul etmeyin.


Evet! Yalnızca hakikatin ateşini canlı tutun, kardeşlerim. Şüphesiz hikmet, sınanmaktan korkanların değil; sınandıkça yükselenlerin yurdudur.




10 Temmuz 2026

ODTÜ Eymir Gölü, Ankara

Liderlik Okulu – Yaz Dönemi Eğitim #58


Yorumlar


bottom of page