
Evet, Beni Yalnızca Yaralı Bırak! Çünkü Yalnız Yaralanan, Yaşamaya Devam Eder!
- Ergün Gültekin

- 14 Oca
- 3 dakikada okunur
Ah! Gene geldin, değil mi?
Bir avcı gibi, bulutların ardından sarkarak...
Adımlarını duyuyorum içimde, ey hakikat —
Sinsisin, ama tanımayacak kadar değil.
Doğrularımın ortasında yürüyorsun şimdi,
Bildiğim her gerçeği ezerek!
...
Sen!
Gözlerimin arkasında pusudasın.
Avcı gibi değil, artık bir cellat gibi...
Konuşsana!
Neden huzurumu kemiriyorsun akşamın içinden?
Neden düşüncelerimin ortasına
Paslı bir hançer gibi saplanıyorsun?
Ne istiyorsun benden, ha! —
Bir teslimiyet mi, bir inkâr mı?
...
Ne!
Kendini savunmaya ihtiyaç duymayan şey,
Henüz sınanmamıştır mı dedin?
Ama ben saklanmıyorum ki!
Asla da demiyorum.
Çünkü bilirim:
Her ‘asla’, korkunun kalın bir kabuğudur.
Ey rahatsız edici hakikat!
Kesinliğimi parçalayan o görünmez çekiç!
Beni neden rahat bırakmıyorsun?
"Kesin olduğundan emin olan bir düşünce,
Artık düşünce değildir!" diye seslenerek!
...
Ah!
Ne kadar bağırırsam “eminim” diye,
O kadar çok gülüyorsun karanlıkta bana —
Kesinliğe sarılan her zihin,
Çoktan düşünmeyi bırakmıştır diye!
...
Uzaklaş! Uzaklaş!
Niçin böyle sinsice yanıma geliyorsun?
Ve niçin sana her dokunduğumda
İçimdeki doğrular ufalanıyor?
Söyle bana, ey gölgelerden çıkan düşünce!
Niçin titriyorum ben,
Niçin çatlıyor içimdeki kesinlik?
Oysa bilenim çoktan:
Kendini tartışılmaz sanan her doğru,
Çoktan çürümeye başlar!
...
Ah!
Değişmeyen inanç gibi ağırlaştın,
Ölü bir taş gibi çöktün üstüme.
Oysa sen akmalıydın,
Sen aydınlatmalıydın,
Yol olmalıydın bana.
Sensiz düşünce yok.
Sensiz hiçbir şey gerçek değil.
Ama bak — kaçıyorsun.
Yerine kesinlik geliyor.
Dogmalar geliyor.
Ey Hakikat!
Niçin buyruğa dönüştü yanlışlar bende?
Oysa bilirim epeydir:
Sorgulanmayan her ilke zincirdir bana.
Söyle!
Kendi ışığıma gömüldüm de
Başkalarının gölgesini mi göremez oldum?
Yahut kendi doğruluğuma âşık oldum da
Senin yüzünü mü boğdum?
...
Ne zavallıyım ben!
Kendi doğrularımın köpeği olmuşum,
Kendi inançlarımın zinciriyle bağlı…
Vur o hâlde.
Daha derine vur.
Ey aranan gerçeklik!
Kesinliklerimi parçala.
Beni çıplak bırak.
Ah! Kim sürükler beni sana,
Kim iter yüreğimi senin uçurumuna?
Yaklaşıyorum bak sana,
Ellerimle seni yokluyorum hep:
Sanki seni tutabilirsem
Sana kavuşacağımı düşünerek.
Yine de istiyorum seni.
Evet, seni.
Acıtan seni.
Yaralayan seni.
Ama ne vakit sana yaklaşsam,
Başka bir bilinmeyen koyuyorsun aramıza.
Neden uzaklaşıyorsun da
Aramıza yeni sorular bırakıyorsun?
...
Gel geri!
Saklanma.
Beni bu taşların altında bırakma.
Bak! Ne çok doğruluk var bende,
Ama ne az başkasına yer!
O halde gel! Yarala beni!
Benim doğrularımı çürüt!
Yalnız yaralanan şey yaşasın içimde!
...
Ama uzak durmuyorum ki ben senden
Yeminliyim sana yaklaşmaya...
O halde niçin adını fısıldadığımda
İçimdeki bütün kesinlikler ürperir,
Niçin titrer damarlarım sana yaklaştığımda?
Yoksa sen mi öğrettin bana
Kendi doğrularımın pas tuttuğunu,
Taş kesilmiş inançlarımın içten içe çürüdüğünü?
Ah! Kirlet.
Utandır beni.
Çünkü hakikat,
En çok ona sahip olduğunu sananların elinde ölür.
...
Bak!
Bak nasıl tutuyorum doğrularımı yumruklarımda!
Ama ne kadar sıkarsam
O kadar kan sızıyor aralarından!
Evet! Kanıyorsun,
Ellerimde kanıyorsun şimdi, ey doğrularım!
Oysa Hakikat,
En çok ona sahip olduğunu sananların elinde kanamaz mı?
...
Konuş!
Ey sınanmamış masumiyet!
Niçin bu kadar temiz görünüyorsun?
Hiçbir yaraya değmemiş gibi…
Ne! Hakikati sahiplenen, onu ilk kirleten mi olur?
Gaddar, acımasız!
Yoksa beni mi kirletiyorsun sen,
Ey dokunulmaz doğrularım?
Hangimiz kime bulaştı,
Hangimiz kimi bozdu?
...
Konuş artık!
Ne istiyorsun benden, ey aranan gerçeklik?
Beni mi istiyorsun?
Beni — bütün korkularımla,
Bütün çelişkilerimle,
Bütün titreyen doğrularımla!
Ha, ha!
Al o hâlde beni!
Ama sakın sahiplenme.
Sakın mühürleme.
Beni yalnızca
Yanan bırak.
Çünkü yalnız yanan,
Karanlığı gerçekten görür.
Evet! Beni yalnızca
Yaralı bırak.
Çünkü yalnız yaralanan
Yaşamaya devam eder.
14 Ocak 2026
Sapanca, Sakarya



Yorumlar