top of page

Ey Kalbim, Dayan: Çünkü Senin Yandığın Yerde Yeni Bir Işık Doğar!

Ah! İnsan, çağın coşkun akıntısı içinde sürüklenirken yönünü nasıl yitirdiğini fark eder mi? Ha, ha! Oysa çoğu kişi yönünü kaybettiğini bile bilmez.


Oysa ben görürüm: nice kişi günlerin gürültüsüne kapılır; vakit onları taşır, fakat onlar nereye gittiklerinden habersizdir.


Bak! Ben kendi kendime konuşuyorum şimdi; çünkü etrafıma baktığımda görürüm ki başıboş akan vakit yalnızca insanı sürüklemez — ona sanki bir yön varmış gibi sahte bir güven de verir.


Sessiz saatlerde anlarım bunu: kişi kendine kulak vermezse, kendi yüreğinin yabancısı olur.

Evet! Zaman kendi yükünü taşıyamaz — bu yüzden insanın sırtına biner ve onu anlamsızlığa sürükler.


(...)


Ah! İçi boş vakit, insanın elinde kırık bir çömlek gibidir; ne su tutar ne de susuzluğu giderir.


Evet, evet! Görürüm: nice kişi bu boşluktan ürker ve günlerini işlerle doldurur. Fakat böylece başka bir yanılgı doğar: insan hareketi anlam sanır ve meşguliyetin içinde yürür.


Ha! Öyleyse niçin sormayalım: akıp giden günlerin içi hangi ölçüyle tartılır, hangi kıymetle doldurulur?


En sessiz saatlerde anlarım bunu: günlerin değeri ona yön veren maksatta gizlidir.


Ve derim ki: insan çoğu zaman vakit bulamadığı için değil, hangi istikamete yürüyeceğini bilmediği için yorulur.


(...)


Ah! Üstünden geçilecek bir yol gerekir insana; çünkü ardında bir iz bırakmak ister yürüyen ayak. Ha! Çünkü yalnızca yürüyen toprağa bir işaret bırakır.


Fakat bakın kalabalığın yollarına: orada sayısız adım vardır, fakat pek az iz. Ve yine de çoğu kişi iz bırakmak isterken çoktan aşınmış sözlerin peşinden yürür.


Ama epeydir söyler dururum: en kalıcı izler çoğu zaman kalabalığın yürüdüğü yollarda değil, kimsenin cesaret edemediği patikalarda doğar.


(...)


Ve derim ki sana, ey yolcu: yürüdüğün yolu hangi değerin ipi çekmektedir?


Söyle bana: hangi kıvılcım yüreğini tutuşturur ve hangi ülkü adımlarına yön verir? Çünkü görürüm: insan çoğu zaman yolunu kendi içinden seçmez.


Derler ki bana: insan kendini severmiş; ah! fakat kendini seven kişi önce kendi değerini kurmaz mı?


Oysa çoğu insan bunu yapmaz; başkasının kurduğu değerlere sığınır. Çünkü kalabalığın yolu insana rahat gelir.


Ama ben inanırım: başkasının değeriyle yürüyen, kendi yoluna varamaz.


(...)


Söyle bana öyleyse: ne vakit gelecek senin saatin — bugün hangi adımı atarak yazgının yönünü değiştireceksin?


Hayır! Saat kendiliğinden doğmaz; bekleyen kişi yalnızca zamanın akışında sürüklenir.


Bilmez misin? Yazgıyı değiştiren vakit değil — insanın attığı adımdır.


(...)


Ah ha! Fakat görürüm: yazgının yönünü değiştiren adım çoğu zaman insanı kendi ateşine götürür. Evet! Ateşi olmayan yolunu da aydınlatamaz.


Ve bilirim: kişi kendi ateşinde yanmadıkça yeni bir sabah doğmaz. Ha! Kül olmadan yeni bir başlangıç nereden doğsun?


(...)


Evet! Görürüm: yarına uzanan bir umut olmadan hiçbir yürek yürüyemez. Çünkü yürüyen insan gözünü henüz doğmamış bir sabaha çevirir.


Ve anlarım bunu: umut yalnızca bekleyenlerin oyuncağı değildir — yürüyenlerin yoldaşıdır.


O halde diyebilir miyiz: insan bir amaç değildir; o yalnızca yeni şafaklara uzanan bir geçittir.

Evet! Yürüyen ancak umut taşıyan kişidir.


(...)


En sessiz saatlerde anlarım bunu: insanın yolu böyledir — önce kendini sorgular, sonra kendini aşar.


Ve görürüm ki çağın akıntısı yön vermez insana; yönünü tayin eden insanın kendi iradesidir.


Ah! Çünkü sürüklenen kişi akıntının yolcusudur fakat yürüyen insan kendi yolunun sahibidir.

Ey kalbim, dayan: çünkü senin yandığın yerde yeni bir ışık doğar.


05 Mart 2026

Selçuk, İzmir


bottom of page