top of page

Gelişim, Ancak Bırakabilenindir!

Ey İnsan!

Duydun mu hiç;

içtenliğin sözde boğulduğunu,

azmin ise niyette çürüdüğünü?


Gördün mü hiç;

Değişimden konuşup

alışkanlığın koynundan çıkamayanları?


Onlar yürekliliği övdüler;

ama korkularını sakladılar.

Erdemden söz ettiler;

ama çıkar karşısında eğildiler.

Evet! Çok konuştular —

ama ne az yürüdüler.


(...)


Ha ha!

Duruşlarına süs giydirip

Buna sorumluluk dediler.

Yeminlerine alkış kattılar

ve ona da sadakat adını verdiler.


Ama sen değil misin,

bir an duran ve kendine soran:

“Bağlılık yalnız sözle mi doğar?”


Ah! Ne tuhaf dedin kendine:

Yeminlerine heybet kattılar;

ama yük taşımaya yanaşmadılar.


Ve sonunda anladın:

Sadakat sözde değil, bedelde ölçülür.

Çünkü bağlılık, dara düştüğünde sınanır.


(...)


Sonra seni tekrar

yanlarına çağırdılar, değil mi?

Kenarda durup ortalığı bozmayasın;

gölge olup ışık taşıyamayasın diye!


Evet! “Böyle gelmiş, böyle gider,” dediler.

“Çoğunluk ne yaparsa sen de onu yap!”


Ama sen bildin:

Kalabalık olmak hak sahibi olmak değildir.


(...)


Bir ara sustun.

Yalnız sesini değil, kalbini de kıstın.


Ama işte orada,

o iç karanlıkta gerçeği gördün:

"Kendinden kaçan, dışarıda rehber arar!"


Evet! "Kendi derinine inmeyen,

hiçbir doruğa varamaz!" dedin kendine

Ve korkularınla yüzleştin.


Evet! "Korkularından kaçan,

Onun buyruğunda yaşarmış!" dedin kendine

Ve sen korkunu ehlileştirdin.


Evet! Zihninde iki nida vardı:

“Yürü!” diyenle “Bırak!” diyen.


Ah, işte iradenin iki sesi!

Sükût sandığın şeyin

yılgınlık olduğunu gördün.

Ve artık suskunluğu bırakıp söz oldun.


(...)


Sonra bir vakit huzuruna baktın.

Susmak istemeyen dinginliğine.


Ama sen bildin:

Huzurla, uyuşmak ayrı şeydir.

Alışkanlıkla, güven duymak ayrı şeydir.


Ha! Bunu gördün ve bıraktın :

Yürüyüşünü ağırlaştıran eski yükü

Dogmaları, ön yargıları ve alışkanlıkları!


Ey insan! Gelişim, ancak bırakabilenindir!


(...)


Belirsizlik yine geldi çattı içinde:

“Ya yanılırsan?” dedi içindeki titrek ses.


Ama sen bildin:

Yanılmaktan korkan,

hiçbir hakikati kuramaz!


Ve kapıyı araladın da

Bilinmeyene benimle adım attın.


(...)


Şimdi soruyorsun bana:

“Adalet yalnız eşitlik midir?”


Hayır!

Adalet, herkese aynı ölçüyü vermek değildir.

Her birine hakkını vermektir.


Ve sen şimdi,

benimle değeri aramaya başladın.


(...)


Ah!

“Umut ederim” diyenleri gördün mü?

Ama yerinden kıpırdamayanları?


Sen başını salladın ve beni anladın:

Umut söz değildir; yola düşüştür,

O, keyifli bir yürüyüştür.


Evet! Ey sevilen!

Küçük ama sürekliliği olan adım,

en yüksek nutuktan daha ağırdır.


(...)


Ve bakındın etrafa:

“Şöyle olursa ben de olurum,”

diyenleri de gördün.


Ama sen öğrenmiştin:

Koşula bağlı bağlılık, sadakat değildir.

Zira gerçek yöneliş, sonucu beklemez!


Ve sen, görünmeden arkamdan yürüdün.


(...)


Ey İnsan!

Bu bir tercih savaşı değildir.

Bu, vicdanların sınanmasıdır.

Evet! Yükselmek; derinlik ister.


(...)


Yeryüzünde hüküm dağıtanları gördün mü?

O halde sor kendine:

Bir düzenin gayesi nedir?

Korku mu doğurmak?

Hayır! Güven kurmak.


Ah! Değer, fiille görünür.

Ve eylem, yürekteki niyeti açığa çıkarır.


Ve sen benimle,

düşünceden önce davranışla konuştun!


(...)


Sonra bana güzelce baktın da sordun:

“Yarın neyin tohumu olacak?”


Ama zaten biliyorsun, ey insan:

Bugün, dünün çocuğudur.

Yarın, bugünün yankısıdır.


(...)


Sorarım şimdi sana!

Ey sevilen, çok sevilen!

Geçmişe tutunmak istedin mi hiç?


Hayır!

Yaşam, ezberi sürdürmek değildir.

O, henüz doğmamışı çağırmaktır.


Ve şimdi yürü artık!

Yürü ki yürüyüşün

Bir tanıklık.

Bir karşı duruş.

Ve geride kalanlara bir nida olsun!

“İşte böyle başlar hakikatin yolu




10 Şubat 2026

ODTÜ, Ankara

Zihinsel Geviş Getirme Seansları XXV

Yorumlar


bottom of page