top of page

Hayır! Daha Fazlasını İste, Gururum Bunu Sever!

Ah, insan!

Çırılçıplak mı kaldın şimdi?

Soyunmuşsun her alışkanlıktan,

Her maskeden, her kalabalıktan!

Ne istedin?

Yalnızca onur mu?

Ha, ha! Onur mu?

Sadece bir hediye gibi,

O avuçlarına bırakılacak mı sandın?

Zannettin ki sıradanlıktan kurtulmak —

Bir kuş gibi kanatlanmak…

Ama senin kanatların mı vardı,

Yoksa zincirlerin mi?

Ne bekledin?

Yürüyüşün çiçekli yollarla mı dolacaktı?

Diken batmayacak,

Taş çarpmayacak mıydı ayaklarına?

...

Ey zorlukları yük edinmiş yorgun!

Dünyadaki her yanlışı düzeltmek mi istiyorsun?

Ha, ha! Ne cüret! Bu ne kibir!

İnsan olmanın ağırlığını omzuna alıp,

Adaletin yükünü sırtlanmak mı?

Yoksa… Tanrılığa mı özeniyorsun?

Dur, soruyorum sana!

Bilmez misin sen,

Adaletsizlikle savaşmak zordur…

Ama adaletsizliği doğuran her şeyi

Tek tek ortadan kaldırmak—

Ah! O, en üstünün bile kaçındığı

Bir iştir!

...

Ne! Ne!

Zincirlerle mi savaşıyorsun şimdi?

Görünmez kelepçelerle,

Sahte doğrularla mı boğuşuyorsun?

Ama her zinciri kırdığında,

Yeni bir düşman doğmaz mı içinde?

Her doğruyu sorguladığında,

Bağıran inançlar çatırdamaz mı?

...

Sen!

Sadece yaşayıp,

Sadece nefes alıp,

Bu dünyadan iz bırakmadan

Çekip gitmek mi istiyorsun?

Yoksa…

Bir iz mi kazımak istiyorsun toprağa,

Yalnızca senin yürüyebileceğin?

Ne istiyorsun?

Ümitli bir gelecek mi?

Başkasının senin için kuracağı

Bir cennet mi?

...

Ha, ha!

Açık hedef olmaya mı

Heveslisin sen?

İşte cesaret bu değil midir?

Kalbini meydana çıkarmak,

Yaralarını gururla sergilemek!

Hayır! Daha fazlasını iste—

Gururum bunu sever!

...

Evet! Ardında iz bırakmalısın.

Ve o iz öyle bir iz olmalı ki—

Bir dile dönüşsün

Ardında kalanlara,

Bir uyanış fısıldasın uyuyanlara!

Ve sen yürüdükçe,

Yozlaşmış düzen yerinden oynasın,

Dilsiz yürekler konuşsun,

Ve susturulmuş vicdanlar

Yeniden uyansın!

...

Ne! Daha yüce bir şey mi

Seni çağırıyor?

Görüyorum!

Gözlerinin arkasında bir ateş var!

Yakıyor seni!

O halde susma!

Yürü!

Yürü ve unut geride kalan

Tüm korkularını!

Gölgeleri ez her adımında!

Zincirleri kır, kuralları eğ,

Ve kalıpları parçala!

...

Ve her adımında,

İyiliğin tohumu serpilsin toprağa!

Yüksek bir ruh gibi değil—

Toprağı yarıp çıkan bir dağ gibi yürü!

Unutma!

Yollar senin için açılmaz,

Sen yürüdükçe oluşur.

Ve her adımında,

Görünmeyen bu düzen

Çatlar sessizce!

...

Evet, sen!

Sen yürürken,

Ardından gelenler,

Senin soylu adımlarını

Yankı gibi takip edecek…

Ve senin geçtiğin yollar,

Bir gün esenliğin ülkesi olacak!

...

Ama şimdi söyle bana:

Ne istiyorsun bu savaştan?

Zafer mi?

Yoksa kendi içindeki düşmanı

Yenmek mi?

Ha, ha!

Beni istiyorsun ha?

Beni — bütünüyle mi?

Ha, ha!

O zaman kendini bırak bana,

Bana, aykırıların en aykırısına!

Ben seni öğretilerimle yakacağım!

Küllerinde yürümeyi öğreteceğim sana!

Gel!

Ey en büyük yürüyüşçü,

Yüksel şimdi!

Çünkü bu yürüyüş senin onurun olacak!

Ama bil ki:

Bu öğretiler sana mutluluk getirmez—

Ama bir insanın suskun kalbine

İlk çarpan cesur yankı olur!

Torbalı, İzmir

20 Mayıs 2025


Yorumlar


bottom of page