top of page

İnsan Kendi Gecesini Şafakla Yarmadıkça, Hiçbir Sabahı Başkasına Götüremez!

I.


Gözlerin hâlâ üzerime dikili;

karanlıktan avını kollayan gözler gibi,

yokluyor, hüküm dileniyor benden.


Arıyorsun.

Ne arıyorsun bende,

sen, ey kendi hükmünü yitirmiş,

başkasının ağzında

kendi cevabını arayan yolcu?


...


Ha! Konuştun yine.

Dilin yine senden önce yürüdü;

daha sen kendine yetişemeden,

hükmünü de ardına taktı, ha?


Söyle öyleyse!

İnsanı üst insan yapan nedir?


...


Yaşamak mı? Hayır!

Solucan da yaşar, ağaç da!


İnsanın yüksekliği,

aldığı nefesten değil;

kendi soluğu tükenirken

başkasına verdiği nefesten anlaşılır.


II.


Kaçıyorsun.

Kimden?

Kendinden mi kaçıyorsun,

yoksa yolun kıyısında bırakıp geçtiğin,

sana doğru uzanmış o yazgılardan mı?


Dur! Kaçma!

Arkanda, sana uzanmış da

senin uzanmadığın eller bırakma!


...


Bir ömür kendi yükünü taşıdın,

ey yalnız kendi omzunu tanıyan!


Söyle: Sen yürürken

kimin yükü hafifledi?


Bir tek insan var mı?

Evet, yalnız bir tek insan...

Yükünü omuzladığın,

yüküyle birlikte

ayağa kaldırdığın...

Var mı?


...


Hah... Geri çekildin.

Demek ki

soru yarayı buldu.


...


Acır

başkasının yükünü

hiç omuzlamayanın

vicdanı.


Acısın da!

Vicdanın kendi ağırlığı bile

yara olsun o insana.


...


Bakma bana öyle!

Yüzüme değil...

Ömrüne bak.

Kaç omuz seninle doğruldu?

Kaç yazgı seninle yön değiştirdi?

Kaç iyi seninle büyüdü?


...


Ah, üst insan!

Yere eğilmiş başlara

göğü yeniden gösterendir!


III.


Ne dedin?

Hepsi denenmiş mi?


Hah...

Mazeretin yine senin yerine konuştu;

sen de, ey kendi korkusuna ad arayan,

bu kez “kader” dedin ona

ve arkasına çömeldin.


...


Dur!

Kader deme ona;

korkuna kutsal bir ad takıp

onu kalkan gibi önümde kaldırma!


Yoksa korkun

onun diliyle mi konuşuyor?


...


“Tek başıma ne yapabilirim?”

“Elimden ne gelir?”

Öyle mi?


Kim öğretti sana bunu?

Kim, ey kendi zincirinin demircisi?

Yoksa yıllardır kendi zincirini

kendin mi parlattın?


“Benim işim değil.” diyerek

Vicdanını ilk sen mi geride bıraktın?


...


Nereye süzülüyorsun şimdi,

ey kendi yüzünden kaçan?

Kalabalığın içine mi —

orada kendi korkunu

bin yüzün ardında yitirmek için mi?


Hah...

Tam da istediğin bu, değil mi?

Kalabalıklarda kaybolmak!


Ah, sürü...

Her korkağın son sığınağıdır.


...


Ne?

“Hayatta sonuçlar mı önemli?” dedin.


Haha!

Sonuç...

Ölülerindir.

Vicdan ise...

Dirilerin.


IV.


Ne dedin?

Her şey bozulmuş mu?


Duyuyorum seni —

bir ad fırlatıyorsun önüme,

sonra bir başkasını,

sonra da bütün zamanları!


...


Peki sen?

Sen neredesin

bu hükmün içinde?


Evet! Neredesin sen,

“bozuldu” diye gösterdiğin

bu yıkıntının içinde?


Sen neyi doğrulttun?

Sen kimi ayağa kaldırdın?


...


Ah, şu suçlayan parmak!

Hep dışarıya uzanıyor da

bir kez olsun sahibine dönemiyor;

çünkü bilir —

döndüğü yerde seni gösterecek!


...


İşte! Kendini koskoca sanıyordun.

İlk yük geldi ve...

sana kendi ağırlığını öğretti.

Ne tuhaf!


...


Git.

Önce erişebildiğin yaraya eğil.

Önce eksik gördüğünü doğrult.

Önce elinin eriştiği yükü omuzla.


...


Dünya mı?

Uzakta dursun şimdilik!


Kapının dibindeki taş hâlâ devrikken,

hangi göğe el uzatıyorsun sen,

ey yakınına kör, uzağın kurtarıcısı?


V.


Her yöne baktın.

Bir kendine bakamadın.

Dur! Aynayı çevirme.

Ey kendi tanığından kaçan!


Bugün sana yalan söylemeyecek

tek dostun odur.


...


Kaçma!

Neden kaçarsın?

Yoksa senden en çok saklanan...

yine sen misin?


Kaçma!

Neden kaçarsın?

Yoksa en uzun yol,

insanın kendine varan yol mudur?


...


Bütün yolları aştın da

kendi eşiğinde mi yoruldun şimdi?

Hah! En uzak ülke senmişsin meğer,

ey dünyayı dolaşıp kendine varamayan!


...


İnsan...

Başkalarını aldatırken yorulur.

Kendini aldatırken...

bir ömür geçirir.


VI.


Nasıl?

Yine cevap mı?


Sus bu kez,

sen, ey ağzını vicdanından hızlı açan!

Dinle!


...


Öfken mi?

Düşmanına fırlattığın şimşek sandın onu;

oysa önce kendi göğsünü yarıp geçti!


Ya kibrin?

Yüksek bir taht kurdu sana —

ve bütün kardeşlerini aşağıda bırakırken

seni de tek başına çiviledi o tahta!


Kin ise...

Attığın ok değil, hayır!

Çıkarmadığın diken,

kendi etinde büyüttüğün zalim diken!


...


Yak! Önce içindeki karanlığı.

Çünkü insan,

kendi gecesini

şafakla yarmadıkça,

hiçbir sabahı

başkasına götüremez.


Ah, sen,

kendi gecesinde

bir tek yıldız bile uyandıramayan!

Nasıl güneş diye gireceksin

başkasının karanlığına?


VII.


Yol mu bitti, ha?

Yoksa birini mi bekliyorsun,

ey yolun başında

yolu bitmiş gibi duran?


Unutma! İnsan...

beklediği kadar gecikir.


...


Bekle öyleyse!

Beklediğin her saat,

yolundan çalınmış bir adım olsun sana.


...


Ufka bakıyorsun şimdi.

Ufuk...

yürüyene yaklaşır.


...


Söyle!

Seni her sabah uyandıran ne?


Seni güne kaldıran,

uykuna bile rahat vermeyen,

yorulduğunda yine adını haykıran

bir hakikatin var mı senin?


...


Git!

Kendinden büyük

bir hakikate bağlan.


Öyle bir yıldız seç kendine ki

başın düşünce bile

gözlerin yere razı olmasın!


Öyle bağlan ona ki—

sen diz çöktüğünde bile

o, içinden doğrulup

yürümeye devam etsin!


...


Yürü! Yürü.

Ama yönünü de doğru seç.

Çünkü bir kez yıldızını gören,

ayağına dolanan taşlarla

pazarlık etmez artık.


VIII.


Hah... Gördüm seni.

Kaçtın da kurtulduğunu sandın.

Gitmek mi istiyorsun?

Öylece mi?

Tek başına...


...


Ya arkanda bıraktıkların?

Onlar da

kendi karanlıklarını

kendileri mi taşısın,

sen, ey yalnız kendi çıkışını kurtuluş sanan?


...


Ne?

Benim yüküm bana yeter mi?


Elbette ağırdır o.

Ama omuz...

yalnız kendi yükü için

verilmedi insana.


Hah! Utandın mı şimdi?


Öyleyse gel—

bir adım daha,

ama bu kez kendinden kaçtığın yere doğru!


...


Hah! Utanıyorsun demek?


Öyleyse ölmemiş henüz

içindeki o son yargıç;

öyleyse göğe bütünüyle

sırt çevirmemişsin daha!


IX.


Düş.

Bir kez değil...

bin kez.

Ama yürümemiş olma.


...


Çünkü başarısızlık...

yalnız yürüyeni yorar.

Pişmanlık ise...

hiç yürümeyeni çürütür.


...


Şimdi git!


Çal kapısını

kimsenin sesini duymadığı o yalnızın;


eğil yarasına

herkesin gözünü çevirdiği o yabancının;


ve gecesi koyulaştığında—

kandil ol ona,

ey kendi ışığını ilk kez başkası için yakan!


X.


Ey kendi gecesinden

Başkasına ışık çıkaran!

İşte şimdi...

ilk soruma

cevap oldun.


...


Git!

Ardında bırakacağın şey...

dokunduğun hayatlar olsun!


Git!

Ardında sahip oldukların kalmasın.

Doğrulttuğun insanlar kalsın.


...


Git şimdi! Hadi!

Ardında ne altının kalsın,

ne adın,

ne de gölgen!

Fakat bir insan,

sen geçtin diye daha dik yürüsün!


Üst insan...

kendi ömrüyle değil,

başkasına kattığı ömürle ölçülür.


İşte üst insan!

Kendisi uzaklaştığında bile

bir başkasını yolda yürütür!




01 Ağustos 2026

Çukurambar, Ankara


Yorumlar


bottom of page