top of page

İnsanları Çürüten, Üstün Olma Talebinden Vazgeçmeleridir!

1.

İş hayatına girenlerin çoğu, başlangıçta kendini gerçekleştirme ve değer üretme niyeti taşır; zannederler ki bu niyet yol boyunca korunacaktır, oysa ilerledikçe bu arzu fark edilmeden daha güvenli ve daha sessiz beklentilere dönüşür ve işte bunda düşünenler için açık bir işaret vardır.

2.

Andolsun, onlara “Bu imkân ortaya çıktığında gerçekten kim en başından beri buradaydı?” diye sorsan herkes kendini işaret eder; oysa insanın içten içe neyi hedeflediğini, kendini aşmayı mı yoksa yalnızca ilerliyor görünmeyi mi seçtiğini, en iyi ortaya koyan şey sonuçların kendisidir.

3.

Yönetici olanlar çalışanlara “Bizim alıştığımız yoldan gidin, risk almayın, sorumluluğu biz taşırız” derler; fakat ne yeniliğin yükünü üstlenirler ne de gelişimin bedelini öderler ve şüphesiz değişimi engelleyen bu çağrılar dürüst değildir.

4.

Andolsun, eğer onlara “Başarıyı kim ister, potansiyeli kim taşır?” diye soracak olsan mutlaka “Biz” diyeceklerdir; o hâlde başarıya giden yollar kapalıyken aynı döngüde kaldıklarını ve potansiyellerini neden hayata geçiremediklerini nasıl fark etmezler.

5.

İnsan, içindeki iddiayı yalanladığında kendisini o sarsıntı yakalar ve küçük hayaliyle diz üstü çöker; çünkü bu düşüş dıştan değil, insanın kendine söylediği ilk masum yalandan başlar.

6.

Sonra kendine dar bir düzen kurup “mutluyum” demeye çalışır, yetinmeyi erdem sayarak bir süre daha oyalanır; fakat bunun bedelini, vicdanıyla baş başa kaldığında kaçınılmaz olarak anlayacaktır.

7.

“Bu hâle nasıl düştük?” derler; de ki: Bu kendinizdendir, çünkü gurur duyulacak bir sonuca ulaşmayı istediniz ama onun bedelini üstlenmediniz ve istemeyi eylemin yerine koydunuz.

8.

Bu başarı isteğini bastıranlar var ya, işte onlar insanı içten içe kemiren bir mutsuzlukla baş başa kalırlar ve bu hâl zamanla sorgulanmayan bir alışkanlığa dönüşür.

9.

Burada daha derin bir eşik belirir ve sorulur: İnsandan gerçekten ne beklenir, hayat yalnızca sonuç mudur. Hayır! Bu apaçık bir yanılgıdır, çünkü herkes aynı ahlaki ölçüyle karşılaşır fakat çoğu onu ilk tercih anında terk eder.

10.

Kazanç, konfor ve tüketim üzerine kurulu bir hayat güvenilir sanılır; oysa bu düzen çöküşünü içinde taşır ve zor zamanlarda ahlaki ölçü hatırlanır gibi olurken huzur geri geldiğinde vicdan sessizce geride bırakılır.

11.

Kendisine sunulan ahlaki ölçüyü görmezden gelerek yönünü kaybedenden daha büyük zalim kim olabilir; “Bu yol pek zorlu” denir, üstünlük talebi ertelenir ve hayat aldatıcı bir oyalanmaya çevrilir.

12.

Saate ant olsun, ölçü apaçık ortadadır; o hâlde insan yolunu belirleyecek bu ölçüyü neden görmezden gelir, “Bize açık bir işaret gelseydi” diye beklerken özüne dönmeyi bilinçli biçimde erteler.

13.

Sıkıştığında kısa bir duraksama yaşar, fakat rahat geri geldiğinde kendini hesaba çekmeyi terk eder; günü tüketir, iyi niyetle yetinir, vazifesini yaptığını sanır ama daha asil bir insan olmak için ne yaptığını kendine sormaz.

14.

Hayatını geçici hazlarla ayakta tutmaya çalışanların durumu, kendine dayanıksız bir temel kuran kimse gibidir; çünkü temellerin en çürüğü insanı oyalayan ve hakikatten uzaklaştıran arzulardır.

15.

Oysa insanlar her an seçim yapar, fakat bu seçimlerin çoğu adaletsizdir; “Yerimde daha soylu biri olsaydı neyi seçerdi?” sorusu sorulmaz, çünkü bu soru rahatlığı bozar ve konforu tehdit eder.

16.

Şimdi onlara bak: Kendilerini doğru sanırlar ama doğruluk onları taşımaz; dilleri erdemden söz ederken adımları geri çekilir ve bedel kapıya dayandığında asaleti terk edenlerin maskesi düşer.

17.

Hesap sorulmadığını sandıkları yerde doğruyu seçmek yerine çürük dayanaklara yaslanmayı güvenli sayar, geçici hazların peşine düşer ve hesabı yarına ertelerler.

18.

Andolsun, onlara “Hayatı neye göre kuruyorsunuz?” diye sorsan doğru ahlaki ölçüyü söyleyeceklerdir; peki o hâlde neden kendi hayatlarını bilerek bu ölçüden saptırırlar.

19.

Oysa bunlar insanı yükseltmez, yalnızca bir süre oyalar; bedel ertelenir ama ortadan kalkmaz, daraldığında uyanır gibi olur, güven geri geldiğinde yeniden uykuya dalar.

20.

Sonunda “Bu kadarı yeter” denir, yüce olana yönelmek gereksiz bulunur ve rahatın kutsandığı, tutkunun söndüğü bir yaşam kabullenilir.

21.

Ve işte asıl yanılgı burada açığa çıkar: İnsanları tüketen başarısızlık değildir; onları çürüten, üstün olma talebinden vazgeçmeleridir.

30 Ocak 2026

Salihli, Manisa


Yorumlar


bottom of page