top of page

İçsel Yankılar (Yeni Bölüm #19)

Ve P çıktı basamaklara, önce sessiz bir bakış attı kalabalığa. Konuştu – bir dağın kalbinden gelen çığlık gibi. Sesi bir şimşeğin ardından gelen sessizlik kadar sarsıcıydı.

Ey insanlar! Ey kendi gölgesinden bile kaçanlar! Size bilmediklerinizi anlatmaya gelmedim! Hayır! Bildiklerinizi neden yaşamadığınızı hatırlatmaya geldim! Çünkü hakikat, dostunu kanatarak sever — ve ben sizi kanatmaya geldim, uykunuzdan çekip çıkarmaya!

O hâlde şimdi susun! Size olan sevgime hürmeten dinleyin!

Ey sözün gölgesinde ısınanlar! Ne çok şey duydunuz — ama ne az şey anladınız! Kulaklarınızı doldurdunuz, ama yüreğiniz susuz kaldı!

Ah! Gördüm sizi: bilgiyle dolup hikmetten yoksun kalanları, anlam yerine alkış arayanları! Ezberlediniz — evet, taşlara kazınmış sözleri ezberlediniz ama o sözlerin ateşini ruhunuza yerleştirmediniz!

...

Ne! Saymayı öğrendiniz, ha? Ama hakikati ölçmeyi unuttunuz! Tarttınız terazilerle — ama vicdanı hiç koymadınız kefeye! Evet! Korktunuz iç sesinizden, saklandınız başkalarının yankısına!

Ve şimdi soruyorum size: Bilmek… neyinize yetti? Bilgi ışık değildir! Hayır! O sadece bir kıvılcımdır — içsel bir çabayla işlenmedikçe alev vermez! Evet! İçinizde gözyaşıyla yoğrulmamış bilgi varsa, o sizi ısıtmaz, sadece yakar!

...

Ey insanlar! Ne çok yürüdünüz… ama nereye vardınız? Adımlarınız çoktu — ama yönünüz yoktu! Zaman aktı — ama siz neyi biriktirdiniz? Zafer mi? Ün mü? Alkış uğruna kendinizden vazgeçmediniz mi?

Ne! Hâlâ kendinizde misiniz? Yoksa başkalarının düşlerinde mi kayboldunuz?

Hayır, duyun beni! O tercihler sizden değil — onlar sadece başkalarının sizde görmek istediği suretlerdir!

Akan zamana ant olsun! Siz aynalara taptınız — ama kendi yüzünüzü unuttunuz!

...

Ey gerçeğe bakarken gözünü kapatanlar! Şimdi soruyorum size: Siz kimsiniz?

Sahi… en son ne zaman kendinize baktınız da, gördüğünüzden utanmadınız? Ne gördünüz orada? Bir yürek mi… yoksa başkasının amacına fedai olmuş bir hayal mi?

Ne tuhaf, değil mi? Kendi ruhunun mezarına çiçek bırakan insan, hâlâ yaşıyorum sanabiliyor!

...

Ey insanlar! Dikkatle dinleyin beni, sevgimle dinleyin! Ey hayatı tadan ama anlamı unutanlar! An, yalnızca bir zaman dilimi değildir — o bir kıvılcımdır! Ve kıvılcım, eğer hakikatle buluşmazsa, yalnızca yanar, tükenir ve karanlığa karışır!

O hâlde şimdi soruyorum size: Yaşadığınız hangi an, sizi bir davaya adadı? Hangi kıymete tutundunuz da yüreğinizde bir yıldız doğdu? Ah! Yalnız olanlar bilir: Gerçek yıldızlar, en soğuk gecelerde, en yüksek buzların üstünde doğar!

...

Ey duyan ama duymaktan korkanlar! Hakikat sizden gizlenmedi — hayır! Siz gözlerinizi karanlığa kendiniz kapattınız! Çünkü hakikatin sesi, kulağınıza değil—vicdanınıza dokunur; ve siz, o vicdanı susturmak için kendi sesinizi bile bastırırsınız!

Ah! Ve şimdi size bilgeliği fısıldıyorum — ama bir öğreti gibi değil, bir sarsıntı gibi! Evet, bir sessiz çığlık gibi — kalbinizin derinliklerinde çatlayan bir yıldırım gibi, içinizde yankılanan o sesi duyun!

Bilgelik, ezberin çocuğu değil — fark edişin anasıdır! Ve o fark ediş, sizi uyutan bilgilerden değil, sizi uyandıran sorulardan doğar!

...

Ne! “Ben ne uğruna yaşıyorum?” diye sormadınız mı hiç kendinize? Ha ha! Kendi hayatınıza bu soruyu bile çok görüyorsanız — neyi bilseniz de boşunadır!

Çünkü anlamı olmayan bilgi, susuz toprağa dökülen yağmur gibidir: Islatır, geçer — ama asla yeşertmez!

...

Ey insanlar! Ey kurtuluşu bilgide sananlar! Ey bilgiyi putlaştırıp, vicdanı unutanlar!

Siz hâlâ biriktirdiğiniz bilgilerin, yarın sizi kurtaracağını mı sanıyorsunuz?

Hayır! Bilmek yetmez! Soruyorum size: Bildikleriniz sizi neye dönüştürdü?

Evet, gördüm sizi! Erdemi anlatan ama eyleminde zalim olanı… Sevgiden söz edip sevgisiz yaşayanı…

Merhameti öğreten ama acıya sırt çevireni!

Ne çirkin bir sûret bu! İçinizde çürüyen hakikat, dışınızda hâlâ parıldıyor! Yüzünüzde hakikatin maskesi var — ama içiniz bomboş yankılanıyor!

...

Söyleyin bana: Bu boşluğu hangi öğreti dolduracak? Hangi bilgi, hakikatsiz bir yaşamda kalbe dönüşecek?

Söyleyin bana ey insanlar! İçinizdeki çocuğu ne zaman astınız en yüksek dala? Ne zaman susturdunuz o gözlerde parlayan o kutsal kıvılcımı?

Çünkü işte o gözlerdeydi hakikat — doğmamış erdem, söylenmemiş söz ve alınmamış intikam!

Ne yaptınız sonra? Bilgiyi kutsal sandınız — ama eylemle kutsamadınız! Bilmez misiniz? Boş bilgi — kibir üretir! Ama bilgelik? Evet, bilgelik — diz çöken bilginin duasıdır! Hikmet, neyi bildiğinizle değil, neyin önünde eğildiğinizle ilgilenir!

Bu yüzden haykırıyorum size: Unutun ezberlediklerinizi! Evet! Yaşanmamış her düşünce — ölü doğmuş bir hakikattir! Ve evet, bilgi yürekte pişmezse — ağızda kül olur!

Unutmayın! Vicdanınızda tartmadığınız her fikir, başka birinin zinciridir!

...

Ne! Sanıyorsunuz ki sizi ilim kurtaracak? Ha ha! Evet, ilim sizi göklere fırlattı — ama yön vermedi! Uçmayı öğretti — ama nereye konacağınızı söylemedi! Çünkü bilgi kanat yapar, ama yönü yalnızca yürek çizer!

Ve orada başlar bilgelik, ey insanlar! Yüksekliği değil — yönü sorar size! Çünkü yükseklik gurur getirir — ama yön, hakikate götürür! Sorar: Bu bilgiyle neye yaklaştınız? Adalete mi, cesarete mi — yoksa sadece görünüşe mi?

Ah! Bilgi bir taşsa, hikmet onu yontan eldir! Ve o el sizde değilse — o taş size döner! Ve ben diyorum ki: Bugün neyi öğrendiğiniz değil — neyin izini sürdüğünüz sorulacak!

...

Ey insanlar! Yarın öldüğünüzde, adınız mı kalacak — yoksa ardınızda bıraktığınız iz mi? Bilginiz mi hatırlanacak — yoksa yüreğinizin sesi mi?

Söyleyin bana: Sizden geriye bir boşluk mu kalacak — yoksa bir dokunuş mu? Bir iz mi süzülecek ardından, yoksa sadece bir gölge mi düşecek duvarlara? Ah! Ve işte o an geldiğinde — bir soru yankılanacak arkanızdan: "O yaşadı mı gerçekten? Yoksa yalnızca sürdü mü?"

Ve o zaman anlayacaksınız: Bilgelik — en çok bilenin değil, en doğru yaşayanın yoldaşıdır! Evet! Ve o doğru yaşam; başkalarının sözlerinde değil, vicdanın sessiz fısıltısında yeşerir!

...

Ey insanlar! Ben size bir yön değil — bir merkez sunuyorum! Bir pusula: Kendi etrafında dönmekten başı dönenlerin sonunda sustuğu o yer gibi! Evet, ben sizi dışa değil—içe çağırıyorum! Kendi içinizde dönüp duran o tek soru gibi: "Sen kimsin?"

Ah! Ne zaman ki kendinizle barışırsınız — dünya susar! Ne zaman ki anlamı sorgularsınız — umut kök salar! Ve ne zaman ki başkasının değil, kendi gözlerinizle bakarsınız evrene… işte o zaman yalnızca bilen değil — hisseden, anlayan, dönüştüren biri olursunuz!

Ve böyle konuştu P: Ne bir emir verdi, ne de bir öğüt okudu… Ama bir yürek titredi! Ve o titreme — içten dışa doğan ilk fısıltıydı: Bir değişimin ayak sesi, bir uyanışın habercisiydi!

06 Haziran 2025

Oran, 2025


Yorumlar


bottom of page