
İçsel Yankılar (Yeni Bölüm #54)
- Ergün Gültekin

- 21 Mar
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 23 Mar
“Katlan, sus, bekle!” diye fısıldarlar birbirlerine ıssız sokaklarda. “Sabır mı? Değmez, değmez hiçbir şeye; yalnızca oyalanır insan onunla!”
İşte bu yeni öğretiyi asılı buldum kalabalıkların uğultusunda.
Buruşturup atın, ah aykırılar, tarihin karanlık çöplüğüne atın bu yeni öğretiyi!
Çabuk usanmışlar, içte olgunlaşmayı bilmeyenler ve her gecikmeyi ziyan sananlar söyledi onu. Çünkü bakın, bu söz sabrı değil, tahammülü över!
...
Sabrı gönülde taşımayı bilmedikleri için, sessizce umudu büyütmeyi öğrenmedikleri için ve evet, görünmeyen kutsalın gizli dokunuşlarını tanımadıkları için karamsarlık çöker yüreklerine. Ah! kuru bir topraktır onlarınki: hiçbir tohum büyümez de fidan olmaz onda!
Çünkü sahiden, ey kardeşlerim, sabır bir topraktır ve ancak onu taşıyan filiz doğurur!
...
İnsanın yarını gökten düşmez ama kimin içinden umutsuzluk konuşuyorsa, bilin ki karanlık görünür bütün yarınlar ona.
Umut, derin olanlar için bir doğuştur! Ama diğerleri için yalnızca uzun bir bekleyiştir o: sürüklenir sadece böyleleri israf edilen saatlerin ardından.
...
Hep böyledir yüreği çorak olanların yaradılışı: evet, kendi tahammüllerinde eksilirler. Ve sonunda bekleyişleri bile sorar onlara: “Niçin kaldık burada! Neden hiçbir şey doğmadı?”
Hoş gelir bunların kulaklarına: “Boştur sabır! Beyhude bir bekleyiştir, zira o umut vermez!” sözü. Ama ben derim ki: bu, umutsuzların tesellisidir ve bu teselli, kutsal göğün vaadini reddeden yozlaşmış bir yaşam öğüdüdür!
...
Ey aykırılar, serin ama yıkıcı bir yel gibi geliyorum ben çabuk usanmışların üzerine - sarsacak nice göğsü! Kirli kulakların içinden de geçer benim soluğum, kendi içine kapanmış gözlere de.
...
Sabır, yalnızca dayanmak değildir: hayır! sabır, güneşli bir yarın kurmaktır! Çünkü sabreden, zamanı taşımaz yalnız, zamanın içinde olgunlaşan umudu da taşır.
Evet, yalnız taşımasını bilenler doğurur geleceği; yalnız doğuranlar umut eder.
Bunun için derim size, ey kardeşlerim: önce sabrı taşımayı öğrenin! Çünkü doğru sabır, sessizin umuduyla yarını doğurmadır.
Ah! İşitecek kulağı olan işitsin!
(...)
İşte orada göğüs, sağlıkla nefes alıyor. Kim yadsımak ister ki bunu?
İçinizden hiç kimse yadsımak istemez bu sessiz nimeti! Peki öyleyse niçin güneşli günlerden umudu esirgersiniz kendinize?
...
Ey kuşkulanan ruhlar! Gücünüzden yoksun bile değilsiniz! Her zaman içinizde taşıdığınız o görünmez kudreti gördüm sizde, bağlıydınız hâlâ bu hayata, soluklamanızla!
Boş yere titremiyor dudaklarınız, küçük bir direniş duruyor hâlâ mutsuzluğun kıyısında. Ve gözlerinizde hala, unutulmamış bir aydınlık eğilimi: umut, ince bir parıltı gibi gezinmiyor mu hâlâ?
...
Ha! Zihnimizde çok sayıda hayaller vardır, kimileri sessiz, kimileri sıcak; onların hatırı için sevilir daha gelmemiş günler. Ve yeryüzünde öyle imkânlar vardır ki hem fayda barındırır hem de değer yaratır onlar.
Ama siz, ey karamsarlar! Siz erken ölenler! Sarsmalı sizi bir hastalıkla! Sarsıntının sağlıksız tokadıyla doğrultmalı başınızı!
Çünkü aldığınız o sağlıklı soluğu bile tanımayan tükenmişler değilseniz eğer, kendi gücünden kaçanlar ya da kutsal göğün ışığını küçümseyenlerdensiniz o zaman.
...
Gülümseyen yarınlara uzanmak istemiyorsanız – çekilin yolumdan!
Kendindeki kudreti inkâr edenlere ufuk gösterilmez: bunu öğretirim ben: bu yüzden çekilin yolumdan!
Ama umuda dönmek için, yakınmaktan daha çok yürek gerekir: bunu bilen bilir.
(...)
Ey hakikati arayan aykırılar! Yürüyüşler vardır niyetin sonucu, yürüyüşler vardır yalnızca hevesin isteği: aynı başlarlar ama başka güzelliklere varırlar.
...
Bakın şu güzeli dileyen kişiye! Bir amacı varmış peşine düşmeye ama yerinden kalkmadığı için çakılıp kalmış burada: bu büyümek isteyen kişi!
Durduğu yerden bakıyor uzağa, özlediği şeye, bulacağını sandığı yere ve kendi içine. Ama bir adım bile atmıyor daha fazla, bu oturduğu yerden hayal eden kişi!
Şimdi yollar çağırıyor onu ve rastlantılar dokunuyor omzuna: ama hâlâ mı o durmayı seçiyor? Ah! Eşiğe kadar gelip içeri girmemek!
Sahiden, sürüklemek zorunda kalacaksınız onu kendi amacına, bu somurtkan kişiyi!
İyisi mi, bırakın dursun olduğu yerde. Ta ki kendi kendine düşene dek umudun ardına.
Bırakın! Bırakın dursun, kendiliğinden koyulana dek yola. Tüm duruşunu ve duruşun ona öğrettiği yalan güveni kendiliğinden yalanlayana dek!
...
Ancak, ey aykırılar, siz bari savın çevrenizden uzaklaştırın bu kuşkuları, bu tatlı dilli kuruntuları ve usulca sokulan bütün bu şüpheci gürültüleri!
Uzak tutun bütün bu sokulan vesveseleri, her yürüyenin ardından kendilerine olumsuzluk devşirenleri!
Çünkü her yürüyüş, yalnız aranan şeye çıkarmaz insanı; kimi yürüyüş vardır ki bambaşka bir güzelliğe götürür bizi: daha önce bilmediğimiz, hatta istemediğimiz bir güzelliğe!
(...)
Ben mi? Hayaller kurarım kendi yüreğime ama her seferinde daha az şey isterim önümde parlayan doruktan: gittikçe derinleşen bir rıza inşa ederim içimde.
...
Benimle nereye yürürseniz yürüyün, ey aykırılar: dikkat edin, sakın bir de doyumsuzluk gelmesin sizinle birlikte!
Yetinmeme! O ince bir aşınmadır, usul usul küçümseyen biridir, sizin ulaştığınız şeylerde bile eksik tat aramak ister.
Ve insanın vardığı güzelde hayal kırıklığı oluşturmak, işte budur onun hüneri: sizin taşkın arzunuzda ve kıymet bilmez aceleciliğinizde kurar yuvasını.
Elde olanın küçüldüğü, bulunanın hor görüldüğü yere; evet, oraya yerleşir bu doymayan arzu: kazanılmış olanın sessiz değerinde tatsız lokmalar bulur!
...
Kimdir en yoksul olan? Kıymet bilmeyendir ama en kıymetli olanı çoğu kez, en doyumsuz arzu kemirir.
Bir yürek ki hem bulduğuna şükürle bakabilir hem de sabırla yürümeyi sürdürebilir: mümkün müdür onun yönünü kaybetmesi?
Elindekinin tadını alan, istemediği şeyden bile ders devşiren; neyi sevmediğini öğrenerek yönünü bulan yürek: mümkün müdür onun körleşmesi?
Vardığı her yeri bir son diye değil, soluklanacak bir durak diye gören; bulduğunu bir dinleniş gibi kullanan yürek: mümkün müdür onun tükenmesi?
Amacı kutsallaştırmayan, yürüyüşü terk etmeyen; ısrarı varış için değil, asil bir ömür için saklayan yürek: mümkün müdür onun durması?
Kendini dizginleyen, azla da derinleşen; hem kıymet bilen hem yeniden yürüyen yürek: – Ah, mümkün müdür, onun azmini yitirmesi?
19 Mart 2026
Yıldız, Ankara



Yorumlar