top of page

İçsel Yankılar (Yeni Bölüm #55)

Siz ey insanlar, vakit su olup akıyor geceye: bu yüzden bir şeyler fısıldamak istiyorum bilincinize, kalbinizdeki suskun varlığın zamana fısıldayışı gibi.


Bakın karşıdan geliyor, yine her zamanki gibi vaktinde! O, sevgili dostum: Vicdan!

Öyle beklemeyi bilen, öyle her şeyi kuşatan, öyle acımasız konuşuyor ki bütün dikenlerden daha çok kanatmayı bilen.


Benim geçmişteki hallerimi bile görüp gözetmiştir o – ah! Ah! Nasıl da dosttur O! Nasıl da öğüt bulurum her sözünde! Kadim dost, her yanlışımı yüzüme vuran!


...


Sessiz olun! Sessiz! Gündüz vaktine sığmayan nice sözler söylüyor şimdi bana; geceyle tüm telaş dinginleştiğinde


Açığa çıkıyor şimdi, duyuluyor şimdi vicdanımın sesi: beni en iyi tanıyan tüm gizemiyle; ah! Ah! Nasıl da acı dillidir O! Nasıl da adalet bulur söylemlerinde!


Duymuyor musunuz, nasıl da ağır, ağır, acı bir ahenkle konuşuyor o benimle, o dobra, her şeyi anlatan? Ey insanlar, kulak verin sesine!


---


Vay halime! Nereye gitti sır? Derinliklerime saklamamış mıydım? Her şey O’na açıkmış meğerse. Ah! Ah! Gönülde arzular ama hakikat Onun kırbacında parlıyor.

Ah dostlarım! Yüreğimin şimdi neler bildiğini size söylemektense, ölürüm daha iyi.


Geldi yanıma. İşte çoktan öldüm bile. Gaddar vicdanım sokuldu bana. Ama bu ne ki etrafımı sarıyor?


...


Gerçeği mi gösteriyor? Ah! Ah! Vakit geliyor, varlık akıyor – beni kuşatıp saran vicdan, o sorup sorup duran.


Kimde var bundan kaçacak kudret? Kim diyecek: Ey vicdan! Tutma aynayı bana”


Vakit yaklaşıyor: ey insan, sen ey insan, kulak ver! Bu sözler hassas akıllar içindir, senin aklın için – her şeyi bilenden neyi saklayacaksın?


---


Beni çekip götürüyor, niyetim beliriyor: Ah! Hakikatin kaynağı kim olacak?


Zaman durgun, hüküm O’nun iradesiyle asılı duruyor. Ah! Ah! Yeterince arındım mı? Yöneldim iyiye ama bu benim yargım, henüz bir kesinlik değil!


İyi bir gün mü geçirdim? İşte bütün tereddüt birazdan sona erecek, şüphe kaybolacak ama kalbim daraldı şimdiden, ah, onunla sorgulanıyorum


Yeterince yüzleşmedim: şimdi niyetlerim haykırıyor, “Vakit neden bu kadar uzun? Çek aynayı çek!"



Siz ey insanlar, uzaklaştırın kötü niyetleri, uyandırın iyiliği! Ah, daha ne tereddüt ediyorsunuz?


...


Yaklaşıyor, yaklaşıyor an, uğulduyor mahkemenin gürültüsü yüreğimde. Bekliyor muyum hâlâ yanlışım var diye? Tereddüt mü ediyorum yoksa hâlâ kendimden. Ah! Ah! Derindir vicdanın sorgusu!


Ey vicdan! Dürüst kardeşim! Seviyorum öğretini, gizemli uyarıcı öğretini! – Ne kadar öteden, ne kadar derinden geliyor sesin, çok derinden, yüce varlığın kaynağından!


Sen kadim dost, sen acı dilli hikmet! Her zorluk sınamıştır belki beni, ama bilirim, sadece azap dolu öğretin olgunlaştırır beni.


...


Kesinleşmiş hükümler ile şimdi sen diyorsun ki: Varlığın kendisi değerlerle olgunlaşsın, mana berraklaşsın!


Siz, ey insanlar, almıyor musunuz kokusunu? Gizliden gizliye yayılıyor bir mistik ferahlık: bir huzur ferahlığı ve gül bahçeleri kokusu, ışık gibi aydınlık, keskin mana, dinginlik, göklerin hükmüyle.


Gece yarısı gardiyanının acıtan bilgeliği diyor ki: "Af dile! Derindir göklerin merhameti, daha derindir dileyenin istediğinden."


...


Bırak beni! Bırak beni! Senin için fazla temizim ben. Dokunma bana! Sorgum tamamlanmadı mı az önce?

Varlığım fazla temiz senin ellerin için. Bırak beni, seni öfkeli, acımasız, gaddar ve sevgili vicdan!


En kötü olanlar olmalı bakışının muhatabı, en bilinmeyenler, en karanlıklar, bütün niyetlerimden daha karanlık ve daha zalim olanlar.


...


Ey vicdan, ardımdan mı geliyorsun? Yüreğimi mi yokluyorsun? Yoksul, yalnız, bir hırsız, bir eşkıya mıyım senin gözünde?


Ah, beni mi istiyorsun? Suçlu muyum senin gözünde? Zalim miyim yoksa? O’ndan bir parça mıyım?


Daha arınmış idrakle bak yüreğime, daha sert hakikatlere uzan, daha derin niyetlere, gizlenmiş bir sınıra: Ha! Bende eksik, yanlış bulamazsın!


...


Benim aykırılığım, benim aşkınlığım derindir, ey şüpheci vicdan; eylemle konuşanım ben: yüksektir benim bilgeliğim!


Zalim, bencil ve nankörlerin karanlığı daha derindir, ey gaddar varlık! Onların yüreğine uzat soğuk elini, bana değil! Neyim ki ben!


Saklı, gizemli bir hazineyim ben: bir ezelî sır, hiç kimsenin tam anlamadığı ama kulakların dinlemesi gereken bir aykırıyım ben. Ey vicdan! Ah yoksa sen de mi beni anlamıyorsun, insanlar gibi!


...


Geçti! Geçti! Ey sorgulayan terazi! Ey hükmeden bakış! Ey kutsal muhasebe! Şimdi hüküm geldi ve bugün de kalp sevinçle atıyor, zaman ise yarınki sınava akıyor!


Yarın gece değil midir O’nun bir diğer mahkemesi? Zaman akıyor, gün dönüyor ve yine O’na varıyor. Ah! Ah! Nasıl da kararlıdır O! Nasıl da susar, nasıl da gizlenir ve karşıma dikilir!


Nasıl da adaletle konuşuyor bu gizli sır! Fazla mı korkutucu O’nun varlığı? Fazla mı dürüst şimdi? Göklerin yargısına mı hazırlıyor beni yoksa ölmeden?


...


Ey çatık gözlü vicdan! Ne bakarsın hala öyle? Açığa çıkardım ya seni! Temizim ben, görürsün sende: ne yazar gizlenmen benim iyi niyetimden?


“Mükemmelleşen, tamamlanan her şey, – akmak ister!” diyorsun sen. Kutlu olsun, kutlu olsun bu hakikat güneşi! Ama kötü olan her şey gizlenmek ister: yazıklar olsun onlara!


Kötü kalpli der ki: “Yok ol, git, ey acı!” Ah! Acı çeken her şey, yaşamak ister, duyularla her şey eğlensin ve arzu tatmin olsun diye – daha mutlu olup doyuma ulaşayım diye.


...


“Teslimiyet isterim,” der arzu barındıran her şey, “Daha çok isterim, ölmeden,”. Ama aklını kullanan ona köle olmak istemez, bencillikle savrulmak istemez – değerlere inanan yürek iyiyi büyütmek ister, paylaşmak ister, adil olmak ister, her iyi şeyin, herkes için olmasını ister.


Vicdan der ki: “Görün ey hakikat! Yürü, ey özgür irade! Gel! Buraya, çok yükseğe! Göklere!”


Beni mi tehdit edersin sen? Ha, ha! Pekâlâ! Hadi bakalım izle beni! Ey kadim dostum, düş yarın için de peşime!


...


İşte! Duymuyor musunuz? Tokmağın sesini işitmiyor musunuz? Ah, ah! Az önce tamamlandı benim mahkemem, gece yarısı yargıcım hükmünü verdi : Huzur!


Siz ey insanlar, ne dersiniz? Şahit misiniz söylenene! Ya üzülüp çekip gidin ya da benimle sevinin.


...


Hiç meydan okudunuz mu kendi vicdanınıza? Ey dostlarım, o zaman hazırım demiş oldunuz yok oluşa. Her gün kendine hesap veren, evet sevgilidir ölüme


Hiç bir yanlışı iki defa yapmak istediniz mi; ey kardeşlerim hiç dediniz mi “Hoşuma gidiyorsun arzu dolu yanlış!

Durun o halde! ” Öyleyse dinlememiş oldunuz vicdanın sesini de yanlışa sürüklendiniz. Ah! Her şey yeni baştan, her şey kirli, yarın ve dün birbirine bağlı, günah ve suç birbirine sevgili, evet böyle sevdiniz siz kısa yaşamı!


...


Siz ey insanlar, sonsuza dek ve her zaman seversiniz hayatı ve dersiniz ki: Ey ölüm, kaybol ama ölümsüzlük olarak gel geri! Çünkü her varlık – sonsuzluk ister!


Tüm insanlar, her şeyin temizini ister, işitmek ister, görmek ister, ten dokunmak ister, güzel kokulu hazlar ister, nefse hoş gelen yaramazlığın şımarıklığını ister, altın kaplı yiyecekler ister.

Neler istemez ki insanoğlu! Daha susuz, daha doyumsuz, daha aç, daha korkunç, daha gizemlidir o her türlü vahşi hayvandan

Sevgi ister, nefret etmek ister, çok zengindir, fırlatıp atar da dilenir birisi onu alsın diye, alana teşekkür eder, cömert olduğu belli olsun diye .


...


Öyle zengindir ki arzuları, bencilliğe, nankörlüğe, nefrete, utanca, günaha susar, – çünkü, ah, oburdur yanlışa!


Sizi ey insanlar, sizi özler o şeytan arzular – sizin yanlışınızla kendi günahını örtmek ister. Siz ey tamamlanmamış ruhlar! Bilmez misiniz: kötülüğü özler, tüm sonsuz arzular.


Siz ey insanlar, öğrenin artık, vicdanın kırbacı kötü değildir, pişmanlık tahtına bizi oturtmak ister.


...


Öğrendiniz mi çağrımı: poetik dille lineer anlatım olmayan tematik yankımı? Anlamadınız mı yoksa ne manaya geldiğini? O halde hadi bakalım! Siz ey insanlar, hep birlikte tekrarlayın çağrımı!


Şimdi kendiniz söyleyin bu çağrıyı, "vicdanla muhasebe etmektir" çağrımın adı, “üst insan olmaktır" anlamı. Hadi söyleyin ey insanlar, E2'nin bu çağrısını!


Ey insanlar! Kulak verin! Her an kalbinde var olan ne söyler? "Susuzluğun merhamet olsun!”

...



26 Mart 2026

Selçuk, İzmir


Yorumlar


bottom of page