
İçsel Yankılar (Yeni Bölüm #50)
- Ergün Gültekin

- 4 gün önce
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 gün önce
E1 uzun süre sonuçsuzca oyalanarak düşündükten ve aylak aylak dolaştıktan sonra, -günün ağırlığının omuzlarına çöktüğü- akşam vakti yeniden kendi içine döndü.
İçinin en dip eşiğinde -evet, kalbine ölçülebilir ama kaçınılmaz bir mesafe kadar yaklaştığında- hiç beklemediği bir şey oldu: yeniden o tanıdık iç çağrıyı duydu.
Ve tuhaf olan şu ki, bu defa bu ses ne zihninin ne de dünyanın gürültüsüne aitti; yalnızca kendi vicdanından geliyordu.
Ama çok uzun, çok katlı, üst üste binen tuhaf bir sesti bu ve E1 bu sesin birçok yaygarıcı sesten oluştuğunu açıkça fark etti: uzaktan bakıldığında tek bir sorgu gibi görünse de yakından bakıldığında birbirini boğan birçok pişmanlığın sesi vardı.
Bunun üzerine E1 doğrudan bu seslere döndü; işte şimdi, bu çağrıdan sonra nasıl bir yüzleşme sahnesi bekliyordu onu!
Gün boyunca karşılaştığı ne varsa, yaptığı ne varsa, yapmadığı ne varsa, yalnızca kendisine ait olanlar, sanki hepsi yan yana durmuştu iç dünyasında: sağda niyet, solda ihmal, yaşlı alışkanlıklar, kutsanmış mazeretler, gönüllü kaçışlar, gölgeler, yorgun düşünceler, üzgün ihtimaller ve eşek gibi inatçı tekrarlar; ama bunların içindeki en çirkin olan, kendini masum sananıydı, başına masumiyet tacı takmıştı - çünkü tüm kusurlar gibi, en çok haklı görünerek görünmez olmayı severdi.
Ama bu kalabalığın tam ortasında onun yaşam amacı duruyordu; yerinde duramıyor, kaçacak yer arar gibi huzursuzlanıyordu. Çünkü o, gururunda cevabı bulunmayan birçok soruyla baş başaydı; farkındalık ise yaşam amacının çevresinde dolanıyor, onu rahat bırakmıyordu.
E1 tüm bunları büyük bir dikkatle izledi; sonra kendi içindeki her bir pişman sese ayrı ayrı baktı, anlamlarını okudu ve bilerek gecikti.
Bu arada düşünceler yerlerinden kalkmış, büyük bir sessizlikle E1’in kendi hükmünü bekliyorlardı.
E1 de yalnızca içindekilere şöyle seslendi:
“Siz keşkeler! Siz tuhaf sorgular ve pişmanlıklar! Demek bugün çığlığınızın adresi benim!
Ama gün boyu boşuna aradığım o üst insanı nerede bulabileceğimi biliyorum şimdi; o üst insan, yaşam amacımın tam da tepesinde bekliyor beni!
Ama niye şaşırıyorum ki olup bitene? Kendim çağırmadım mı sizi buraya, ey sorgularım, sonuçları önüme sererek ve aklımın acımasız sorularıyla yüzleştirerek?
Ah! Bana öyle geliyor ki, siz pişmanlıklar, bir arada durmayı da pek beceremiyorsunuz; birbirinizi suçlayarak beni zayıflatıyorsunuz.
Evet! Önce bir ölçü gelmeli bana — olumsuzluğu umuttan, yükü amaçtan ayıracak bir ölçü; berrak, cesur, acıdan kaçmayan bir iç hakem: ah! ne dersiniz siz pişmanlıklarım?”
…
“Bağışlayın beni, ey pişmanlıklarım, böyle sert konuştuğum için! Ama yüreğimi uyandıran nedir, bilemezsiniz: evet, sizsiniz — ve doğurduğunuz sonuçlar.
Evet! Keşkeyi gören, pişmanlığı hisseden herkes umutsuzluğun kıyısına yaklaşır; ama zorluklara rağmen amacı sırtında taşımak, herkese verilmiş bir güç değildir.”
…
“Bana siz verdiniz bu gücü, ey eksiklerim — acıtan ama eğiten bir armağan bu!
Gerçek olan her iç armağan önce can yakar. İşte burası benim yaşamım ve benim düzenim: ama benim olan ne eksik varsa, bu muhasebede sizinle yüzleşeceğim.
Ah! Düşüncelerim beni kandırmasın; vicdanım ise beni oyalamak yerine zorlasın! Benim alanımda hiç kimse kaderle saklanmamalı.
İşte size sunduğum ilk şey: yüzleşme. Ve ikincisi de: yaşam amacım.
Ve onu benden aldıysanız, sonuçları da alın; yükleri de alın, hataları da alın!”
Böyle söyledi E1 ve sustu.
O anda, içindeki pişman seslerden biri — sorumluluktan kaçamayan — E1’e doğru konuştu:
“Ey E1, sen sorumluluğu bizden saklamadın. Ve bu, kaçmaktan ve sızlanmaktan daha ağır ama daha öğreticidir. Çünkü güçlü bir iç yüzleşmeden daha eğitici bir şey yoktur yeryüzünde.
Senin duruşun bir sebep zinciri gibidir: sessiz, sağlam, tek tek halkalardan oluşan; ama sonunda yaşam amacını terk etmeyen ve sonuçlara ulaşan.
Bugün bazı öğretiler gülümseyerek sana bakıyorsa, bu kaçışın değil, bilincin ayakta kaldığının işaretidir.”
Ama E1 irkildi, geri çekildi ve artık yalnızca karşısında duran pişmanlıklara şöyle dedi:
“Ey acımasız misafirlerim, sorumlulukla yüzleştiren hatalarım. Açık konuşacağım sizinle. Sizler değildiniz beklediğim kişiler.
Siz sorgulayabiliyorsunuz; ama beni ileri taşımıyorsunuz. Sizinle pişman olabiliyorum; ama henüz sebebin köküne inmiyorsunuz.
Siz köprüsünüz geçmişimle; ama yaşam amacıma benimle yürüyen değilsiniz. Siz basamaksınız; ama benimle yükselen değilsiniz.
Ben ise daha dik duran engelleri, daha dürüst zorlukları bekliyorum. Ben keşkeden irade, pişmanlıktan sabır çıkaranları bekliyorum.
Evet! Sizlerle vakit kaybedemem. Ben yaşam amaçlarımın benimle konuşmasını istiyorum, beni cesaretle yürütmesini bekliyorum!
Ah! Benim çocuklarım — bilgiyle donanan, değerle yönlenen ve eylemle konuşan amaçlarım — işte onlar gelmek üzeredir; sizleri, evet pişmanlıklarımı susturmak için değil, onları aşmak için.”
Böyle söyledi E1 ve sustu.
Çünkü artık kiminle konuşmak istediği belliydi ve artık keşkeler değil, yaşam amacı buyurmalıydı. Ve E1, yeni güne pişmanlıklarıyla değil, taşıdığı anlamla hazırlanmalıydı.
23 Ocak 2026
Selçuk, İzmir




Yorumlar