
İşte O Vakit Sen, Üst İnsan Olmuşsundur Kardeşim!
- Ergün Gültekin

- 9 Tem
- 3 dakikada okunur
Ey kardeşim!
Bir yol göstermek değil amacım;
üst insanın hangi yüreklerde yaşadığını
anlatmak için konuşuyorum.
Çünkü bazı yürekler kendilerini,
taşıdıkları erdemlerle açığa vururlar.
...
Yoksunluklar,
iradene bir zincir vuramadıysa;
ve arzuların,
sana kendi buyruğunu giydiremediyse;
Evet! Artık ne servet seni büyütebildiyse,
ne de mahrumiyet seni küçültebildiyse;
Ve özgürlüğün
hiçbir duyguya esir olmamanın
vakarından doğduysa;
zira insan kendini yönettiğinde
hakikatin buyruğunu işitebilir.
İşte o vakit hükümlerin,
erdemin hizmetkârı olmuştur kardeşim,
susuzluğun merhamet olsun!
...
Bilgi,
sana bir merakın ateşiyle geldiyse;
ve öğrendiklerin
yalnızca sende kalmaya razı olmayıp
başka gönüllerde de
kandiller yakmak istediyse;
Evet! Her hakikat,
sende durmaya razı olmayıp
bir gönülden ötekine yürümeyi dilediyse;
öyle ki erdemin
-cehaletin karanlığına sövmek yerine-
elinde bir ışıkla yürümeyi seçtiyse;
Artık bilgin,
yalnızca sana ait bir şey değil;
karanlığı sessizce aydınlatan
bir ışığa dönüşmüştür kardeşim,
susuzluğun merhamet olsun!
...
Haksızlık karşısında
yumrukların kendiliğinden sıkıldıysa;
ve bakışların,
zalimin gözlerine
kızgın bir güneş gibi doğrulduysa;
Ah! Bir başkasının gasp edilen hakkı,
kendi vicdanında kapanmayan
bir sızıya dönüştüyse;
ve bu yüzden adalet
omuzlarında taşıdığın
bir emanet olduysa;
Evet! haysiyetin,
korkunun önüne geçip
seni hakikatin safına çağırdıysa;
ve o senden bir bedel istediğinde,
suskunluk sana zincir;
konuşmak ise hürriyet olduysa;
Artık zulüm karşısındaki suskunluk,
sana zulmün kendisi kadar
ağır görünmeye başlamıştır kardeşim,
susuzluğun merhamet olsun!
...
Gördüğün her çatlak,
sanki kendi evinde belirmiş gibi
canını acıttıysa;
ve uzattığın parmak,
başkalarını göstermeden evvel
sessizce kendine döndüyse;
Ah! Vicdanın,
yanlışları saymaktan çok;
doğruların peşine düşmeyi seçtiyse;
Evet, evet! Geceler,
"Daha fazlasını yapabilir miydim?" sorusunu
usulca kapına bırakıp çekildiyse;
ve her sabah seni,
dünkü ihmallerinin küllerini silkerek
yeniden ayağa kaldırdıysa;
İşte o vakit karakterin
mazeretlerin gölgesinden çıkıp
sorumluluğun güneşinde
keyifle yürümeyi seçmiştir kardeşim,
susuzluğun merhamet olsun!
...
Tek rakibin
aynadaki kendi yüzün olmuşsa;
Dünkü gölgen her sabah,
bugünkü yürüyüşünün gerisinde kaldıysa;
ve ulaştığın her ufuk,
önünde yeni bir gökyüzü açtıysa;
Evet! Ayakların,
başkalarının izlerine değil;
kendi ufkuna doğru yürümeyi öğrendiyse;
ve zirveler artık,
varılacak yerler olmaktan çıkıp
ruhunun kısaca soluklandığı
geçici konaklara dönüştüyse;
Artık zaferler,
dün yapamadığını bugün başarabilmenin
sessiz huzurundan doğuyordur kardeşim,
susuzluğun merhamet olsun!
...
Aklın,
doğruyu söylemekten önce
doğruyu yaşamayı seçtiyse;
ve değiştirmek istediğin
her kötülüğün karşısına,
önce kendi gölgeni
çıkarmak istediyse;
Dönüşüm,
başkalarından beklediğin
bir bahar olmaktan çıkıp
kendi içinde sessizce filizlendiyse;
ve hakikat,
dilinde dolaşan bir düşünce değil de
karakterinde yaşayan
sessiz bir misafire dönüştüyse;
Evet, evet! İnsanlar,
seni dinlemeden önce
yürüyüşüne inanmaya başladıysa;
O zaman varlığın,
tek kelime etmeden iyiliğe şahitlik eden
bir söze dönüşmüştür kardeşim;
susuzluğun merhamet olsun!
...
“Ben yoksam kim var?” sorusu,
yüreğinde yer eden bir çağrı olduysa;
öyle ki ayakların,
başkalarının beklediği yerde durmadan;
ilk adımı atmayı seçtiyse;
Ah! Cesaretin,
mecbur olduğun zamanlarda değil;
hiç kimsenin senden beklemediği
anlarda görünür olduysa;
ve artık hiç kimsenin el uzatmadığı yerlere,
ellerin korkusuzca uzanmaya başladıysa;
Artık bekleyen değil;
yol açanlardan olmuşsundur sen kardeşim,
susuzluğun merhamet olsun!
...
Gönlün,
vicdanını dinlemeyi öğrendiyse;
ve iyiliğe çağrın,
bir sevgilinin gözlerine bakar gibi mahcup
ve içten bir sevgiden doğduysa;
Övgüler,
omzuna konan sineklerden
daha ağır gelmediyse;
ve sövgüler,
kuru yaprakları önüne katıp götüren
bir rüzgâr gibi gelip geçtiyse;
Ah! Ne alkışlar
yürüyüşünü hızlandırabildiyse,
ne de kınamalar
adımlarını yavaşlatabildiyse;
O vakit tebessümün,
sözlerinden önce insanların yüreğinde
güven uyandırmıştır kardeşim,
susuzluğun merhamet olsun!
...
Yıkıcı insanları bile
bütünüyle kaybetmeye razı olmadıysan;
ve en karanlık ruhların içinde bile,
sönmeye yüz tutmuş son kıvılcımı
aramaktan vazgeçmediysen;
Evet! Umudun,
insanların kusurlarından
daha inatçı çıkmayı bildiyse -
öyle ki senden uzaklaşanlara bile
dönüş yolunu açık bıraktıysa;
Ve “sen yoksan bir kişi eksiğiz!” sözü,
yüreğinin en derin yerinden
kendiliğinden dökülüverdiyse -
çünkü sana göre en büyük zafer,
bir tartışmayı değil;
bir insanı kazanmak olmuştur.
O vakit bir insanın elinden tutmayı,
haklı çıkmaktan daha büyük
bir zafer saymışsındır sen kardeşim;
susuzluğun merhamet olsun.
...
Kulakların
-daha dudaklarından tek bir söz dökülmeden-
Mazlumların sessiz çığlıklarını duyabildiyse
Ve o görünmez bırakılmışların acıları,
Yüreğinde kendine bir yer bulabildiyse;
Evet! Onların yükü,
omuzlarına bırakılmış bir emanet olduysa;
öyle ki artık hiçbir kaygılı yürek,
“beni kimse duymuyor” diye
karanlığa fısıldayamaz olduysa;
İşte o vakit sen
üst insan olmuşsundur kardeşim,
Susuzluğun merhamet olsun!
...
İşte ben seni severim kardeşim!
Çünkü yeryüzünü büyütenler,
böyle yürekli üst insanlardır.
Artık seni kendine bırakıyorum;
çünkü hiçbir tohum,
ekildiği elde sonsuza dek kalmaz.
Şimdi sevgimle susuyorum kardeşim
ve yanından sessizce ayrılıyorum.
Bağışla beni.
09 Temmuz 2026
Kavaklıdere, Ankara



Yorumlar