top of page

İşte O Vakit Sen, Üst İnsan Olmuşsundur Kardeşim!

Ey kardeşim!

Bir yol göstermek değil amacım;

üst insanın hangi yüreklerde yaşadığını

anlatmak için konuşuyorum.


Çünkü bazı yürekler kendilerini,

taşıdıkları erdemlerle açığa vururlar.


...


Yoksunluklar,

iradene bir zincir vuramadıysa;

ve arzuların,

sana kendi buyruğunu giydiremediyse;


Evet! Artık ne servet seni büyütebildiyse,

ne de mahrumiyet seni küçültebildiyse;


Ve özgürlüğün

hiçbir duyguya esir olmamanın

vakarından doğduysa;

zira insan kendini yönettiğinde

hakikatin buyruğunu işitebilir.


İşte o vakit hükümlerin,

erdemin hizmetkârı olmuştur kardeşim,

susuzluğun merhamet olsun!


...


Bilgi,

sana bir merakın ateşiyle geldiyse;

ve öğrendiklerin

yalnızca sende kalmaya razı olmayıp

başka gönüllerde de

kandiller yakmak istediyse;


Evet! Her hakikat,

sende durmaya razı olmayıp

bir gönülden ötekine yürümeyi dilediyse;

öyle ki erdemin

-cehaletin karanlığına sövmek yerine-

elinde bir ışıkla yürümeyi seçtiyse;


Artık bilgin,

yalnızca sana ait bir şey değil;

karanlığı sessizce aydınlatan

bir ışığa dönüşmüştür kardeşim,

susuzluğun merhamet olsun!


...


Haksızlık karşısında

yumrukların kendiliğinden sıkıldıysa;

ve bakışların,

zalimin gözlerine

kızgın bir güneş gibi doğrulduysa;

Ah! Bir başkasının gasp edilen hakkı,

kendi vicdanında kapanmayan

bir sızıya dönüştüyse;

ve bu yüzden adalet

omuzlarında taşıdığın

bir emanet olduysa;

Evet! haysiyetin,

korkunun önüne geçip

seni hakikatin safına çağırdıysa;

ve o senden bir bedel istediğinde,

suskunluk sana zincir;

konuşmak ise hürriyet olduysa;

Artık zulüm karşısındaki suskunluk,

sana zulmün kendisi kadar

ağır görünmeye başlamıştır kardeşim,

susuzluğun merhamet olsun!

...


Gördüğün her çatlak,

sanki kendi evinde belirmiş gibi

canını acıttıysa;

ve uzattığın parmak,

başkalarını göstermeden evvel

sessizce kendine döndüyse;

Ah! Vicdanın,

yanlışları saymaktan çok;

doğruların peşine düşmeyi seçtiyse;

Evet, evet! Geceler,

"Daha fazlasını yapabilir miydim?" sorusunu

usulca kapına bırakıp çekildiyse;

ve her sabah seni,

dünkü ihmallerinin küllerini silkerek

yeniden ayağa kaldırdıysa;

İşte o vakit karakterin

mazeretlerin gölgesinden çıkıp

sorumluluğun güneşinde

keyifle yürümeyi seçmiştir kardeşim,

susuzluğun merhamet olsun!

...


Tek rakibin

aynadaki kendi yüzün olmuşsa;

Dünkü gölgen her sabah,

bugünkü yürüyüşünün gerisinde kaldıysa;

ve ulaştığın her ufuk,

önünde yeni bir gökyüzü açtıysa;

Evet! Ayakların,

başkalarının izlerine değil;

kendi ufkuna doğru yürümeyi öğrendiyse;

ve zirveler artık,

varılacak yerler olmaktan çıkıp

ruhunun kısaca soluklandığı

geçici konaklara dönüştüyse;

Artık zaferler,

dün yapamadığını bugün başarabilmenin

sessiz huzurundan doğuyordur kardeşim,

susuzluğun merhamet olsun!

...


Aklın,

doğruyu söylemekten önce

doğruyu yaşamayı seçtiyse;

ve değiştirmek istediğin

her kötülüğün karşısına,

önce kendi gölgeni

çıkarmak istediyse;

Dönüşüm,

başkalarından beklediğin

bir bahar olmaktan çıkıp

kendi içinde sessizce filizlendiyse;

ve hakikat,

dilinde dolaşan bir düşünce değil de

karakterinde yaşayan

sessiz bir misafire dönüştüyse;

Evet, evet! İnsanlar,

seni dinlemeden önce

yürüyüşüne inanmaya başladıysa;


O zaman varlığın,

tek kelime etmeden iyiliğe şahitlik eden

bir söze dönüşmüştür kardeşim;

susuzluğun merhamet olsun!


...

“Ben yoksam kim var?” sorusu,

yüreğinde yer eden bir çağrı olduysa;

öyle ki ayakların,

başkalarının beklediği yerde durmadan;

ilk adımı atmayı seçtiyse;

Ah! Cesaretin,

mecbur olduğun zamanlarda değil;

hiç kimsenin senden beklemediği

anlarda görünür olduysa;

ve artık hiç kimsenin el uzatmadığı yerlere,

ellerin korkusuzca uzanmaya başladıysa;

Artık bekleyen değil;

yol açanlardan olmuşsundur sen kardeşim,

susuzluğun merhamet olsun!


...


Gönlün,

vicdanını dinlemeyi öğrendiyse;

ve iyiliğe çağrın,

bir sevgilinin gözlerine bakar gibi mahcup

ve içten bir sevgiden doğduysa;


Övgüler,

omzuna konan sineklerden

daha ağır gelmediyse;

ve sövgüler,

kuru yaprakları önüne katıp götüren

bir rüzgâr gibi gelip geçtiyse;


Ah! Ne alkışlar

yürüyüşünü hızlandırabildiyse,

ne de kınamalar

adımlarını yavaşlatabildiyse;

O vakit tebessümün,

sözlerinden önce insanların yüreğinde

güven uyandırmıştır kardeşim,

susuzluğun merhamet olsun!

...

Yıkıcı insanları bile

bütünüyle kaybetmeye razı olmadıysan;

ve en karanlık ruhların içinde bile,

sönmeye yüz tutmuş son kıvılcımı

aramaktan vazgeçmediysen;

Evet! Umudun,

insanların kusurlarından

daha inatçı çıkmayı bildiyse -

öyle ki senden uzaklaşanlara bile

dönüş yolunu açık bıraktıysa;

Ve “sen yoksan bir kişi eksiğiz!” sözü,

yüreğinin en derin yerinden

kendiliğinden dökülüverdiyse -

çünkü sana göre en büyük zafer,

bir tartışmayı değil;

bir insanı kazanmak olmuştur.

O vakit bir insanın elinden tutmayı,

haklı çıkmaktan daha büyük

bir zafer saymışsındır sen kardeşim;

susuzluğun merhamet olsun.

...


Kulakların

-daha dudaklarından tek bir söz dökülmeden-

Mazlumların sessiz çığlıklarını duyabildiyse

Ve o görünmez bırakılmışların acıları,

Yüreğinde kendine bir yer bulabildiyse;


Evet! Onların yükü,

omuzlarına bırakılmış bir emanet olduysa;

öyle ki artık hiçbir kaygılı yürek,

“beni kimse duymuyor” diye

karanlığa fısıldayamaz olduysa;


İşte o vakit sen

üst insan olmuşsundur kardeşim,

Susuzluğun merhamet olsun!


...

İşte ben seni severim kardeşim!

Çünkü yeryüzünü büyütenler,

böyle yürekli üst insanlardır.


Artık seni kendine bırakıyorum;

çünkü hiçbir tohum,

ekildiği elde sonsuza dek kalmaz.


Şimdi sevgimle susuyorum kardeşim

ve yanından sessizce ayrılıyorum.


Bağışla beni.




09 Temmuz 2026

Kavaklıdere, Ankara


Yorumlar


bottom of page