top of page

Oysa Gerçeği Taşımak İçin Kimi Bakışları Kaybetmek Gerekir!

I.

“Amaç nedir” diye mi soruyorsunuz? Karakterinizi değerlerle seçmektir. Bırakın hesap tutanlar: “Ulaşılacak maddelerin toplamıdır!” desinler.

“Amaç nedir” diye soruyorsunuz öyle mi? Ben de diyorum ki size: Amaç “ne istiyorum?” sorusuyla başlamaz. Amaç, “buna razı değilim” dediğiniz yerde başlar.

Evet! Amaç belirlemeden önce ilkelerle kendi sınırınızı koymalısınız ve kendi onurunuz uğruna kendi itirazınızı yükseltmelisiniz!

...

Fark etmiyor musunuz, içinizdeki bozgunu isimlendirmedikçe -dışarıdan kararlı görünseniz bile- fırtınalar kopuyor yüreğinizde?

Ah! Ne kadar temiz bir hedefe yönelmek isterseniz isteyin, o kadar derindeki sorgularınızla yüzleşmek zorundasınız.

Hah, işte! Sınır koyamadığınız yerde her ihtimal size böyle makul görünür. Her ihtimali makul gören zihin ise hiçbir istikamet üretemez.

Hedefe atılmak – budur ölçüsüzlüğünüzün alameti bende.

Sizin önceliğiniz amaç belirlemek değil, ilkeleri tanımlayarak sınır koymak olsun! Başarınız ise bu asil çizgiye bağlılık olsun!

...

Ne! Strateji mi dediniz? Nedir bu, gerçekten bilir misiniz?

Pekâlâ! Şimdi dikkat edin bana. Çünkü şimdi size değişken olanı değişmez sanmanın ürettiği yanılsama hakkında birkaç sözüm olacak:

Evet! Kendi ilkenize ölçüyle dayanmalısınız ve onun uğruna kendi kararınızı vermelisiniz! Kararınız sarsılsa bile, omurganız galip gelmeli!

Kendi sınırınızı belirlemelisiniz ve kendi değerleriniz uğruna kendi mücadelenizi vermelisiniz! Kararınız sarsılsa bile duruşunuz ayakta kalmalı!

İlkeyle sınırlanmamış bir amaç ilk krizle çözülür de ondan!

Henüz bir tutku değildir ki o: ilk sarsıntıyla çatlayacaktır içinizde. Dağılıp savrulacaktır karşılaşılan ilk zorluk yüzünden.

Ancak ilkesi ve disiplini olan bir amaç kök salabilir: yoksa dağılır ve sloganlaşır dilinizde.

...

Orada, amaçsızlığın sona erdiği yerde başlar gerçek irade: orada başlar bağlılığın yürüyüşü, tek ve geri dönülmez bir biçimde.

Ah! Amacınız en kalıcı güçle beslediğiniz irade olsun ve sizin en kalıcı başarınız yarının en değerli iyiliği olsun!

II.

Parlak sözlerle dolar pek çok kürsü – ve kalabalık övünür vizyon diye alkışladığı o boşlukla!

Coşkusu vardır kalabalığın o sevimsiz vizyonu duyduğunda, doğrusu: pek derinlik bulamaz her biri kendi arayışında. O vakit en çok heyecan uyandıran şeye inanmak ister her yürek – kendini en kolay büyülediği şeye!

Şudur onların gerçek sandığı şey: “Amaç yeterlidir tutku yerine.”

Evet coşku tüm renkleriyle yükselir ve her ne varsa kişinin gönlünde, onu borçlanarak ayakta tutar.

...

“Seçilen sonuçlar amacı belirler,” diyorsunuz öyle mi? Ben de diyorum ki size: ilke ve değerler belirlenmeden seçilen her amaç, yalnızca başarısızlığı büyütür.

Evet! Pek çok vizyon konuşması duyuyorum her gittiğim yerde: pek çok kararlı yürüyüş görsem keşke! Amaç dedikleri şeyle övünüyorlar: hayal olmasın sakın bunun içinde sakladıkları!

III.

Size en yüksek insanlık onurunu anlatmalıyım, ey aykırılar: insanın kendi sınırını aşmak zorunda oluşunu.

Evet, size hatırlatmalıyım varoluş gayenizi – işte şu tercihi: hangi insan olarak kalacağınıza karar vermek zorundasınız!

...

Yüzeyseldir kısa hedeflerin kişi üzerindeki etkisi: uzun süre zorlukla sınanmadıkça bir dava, insanın hangi kumaştan dokunduğu anlaşılmaz.

Tutarlı bir duruşa sahip olan aykırının kulağına “olmalısın” buyruğu “istiyorum” arzusundan daha ağır gelir. O halde seçtiğiniz her ilke ve değerin, önce bir hüküm olmasını sağlayın kendinize.

Evet! İlke koymak ile kimlik kurmak aynı şey değildir. Sınırlarınız değil, karakteriniz biçimlendirir sizi.

Parıltılı heves ve hayalleri değil, iyiyi büyüten kalıcı değerler yaratmayı öğütlüyorum size. Kısa süreli alkışı değil, uzun ömürlü fayda üretmeyi öğütlüyorum.

Ah! Yürüyüşünüz bir bencillik gösterisi değil, üstün, asil ve soylu bir örneklik olsun!

...

Hayır işte! Gerçek dışı tutkular ve hayaller kalıcı düzenler kurmamıştır.

Gerçeklik taşıyan tutkulu amaç, ona olan bağlılık ve sadakat, ümit içeren faydalı olma gayesi ve gayrette ısrar ayakta kalan yapıları bugüne dek var etmiştir.

Üst insanlardır onlar, niyetlerini açıkça tanımlayanlar ve onu görünür fayda ile yaşama yerleştirenler: böylece, amaç yeryüzüne tutunur.

IV.

Kimliğinizi seçtiniz mi? Ah! Şimdi bunu nasıl kanıtlayacağınızı anlatmak zorundasınız bana. Evet! Yok hükmündedir aksi!

Kenarda durup konuşan mısınız? O halde yön veremezsiniz yaşama. Herkesten önce ayağa kalkan mısınız? O halde artık geri duramazsınız. Evet yoklayın yüreğinizi ve şimdi yüzleşin kendinizle.

...

Kendinizi ispat için hayata indiniz mi? Nedir bu?

Hmm! Suskunluk mu? O halde şimdi dikkat kesilin söyleyeceklerime. Çünkü şimdi size karar anlarının çıplaklığı hakkında anlatacaklarım var.

Amaç – bir anlamla var olmak sanılır çoğu kimse için. Oysa zorluklarla sınanmak – sahici bir güvenilirliğe sahip olmak için fırsattır üst insana.

Evet! Amaç sahibi olmak ve konuşmak – yeterli olmak demektir ilkel zihinlerde. Oysa tutkuyla güzel bir geleceğe talip olmak – bedeli ödenerek sınanmak demektir gerçek zeminde.

...

Kanıt alanı tanımlanmamış her amaç iyi niyetli bir hayaldir. Evet! Her şey çökmüştür o iddiada; beyanlarla ayakta kaldığını sanır.

Düş kurmayı değil, değerler taşımayı öğütlüyorum size. Konfora kaçmayı değil, göklere hesap vermeyi öğütlüyorum.

Dediklerimi duydunuz mu? O halde ayağa kalkın, hadi! Her davranışınız bir ispat olsun yeryüzüne!

V.

Ah! Önceleri hedef koymadan ayakta kalamazdı hiçbir lider; ama ben derim ki kalıcılık istiyorsa o, değişken duygu dünyasından etkilenmemeyi öğrenmelidir.

Aman dikkat edin! Sadece zorluk ateşlendiği vakit değil, sıradan günlerde sürdürülmediği vakit durur kararlı olanın hedefe yürüyüşü.

...

Sürdürülemeyen bir yön mü sizinki? O halde tutunduğunuz, bir ihtiyacı karşılayan amaç değildir.

Coşkun bir heves mi diyelim yoksa buna? O halde oluşan duygu, sadakat hissettiren bir tutku değildir.

...

Duygular elbette daha çabuk köpürür ama unutmayın: amaca dava dendiği sürece sadece irade istikrar diye konuşur.

Evet! Ancak mutsuz ve yorgun günlerde de sürebiliyorsa vardır o yönün hakikati; sürmüyorsa boş çıkar onun iddiası.

...

Basiret tercihler içinden doğru olanı seçtiğimiz zaman değil, sürekli olduğu için dahil olur liyakat çemberine.

Doğrusu, çoğu zaman sanılan gibi doğru tercih değildir o, sürdürülebilir bağlılığın adıdır.

VI.

Hem güvende kalmak hem de yükselmek mi istiyorsunuz! Oysa cesur bir öncü olmak için emniyetten vazgeçmek gerekir.

Hem herkesin takdirini toplamak hem de gerçeği savunmak mı istiyorsunuz! Oysa gerçeği taşımak için kimi bakışları kaybetmek gerekir.

...

Kazanmaktan mı söz ediyorum size? Hayır! Asıl mesele nelerden vazgeçebileceğinizi anlamak benim için.

Hiç olmazsa ümit dolu bir hedefinizi duymak isterim!

...

Evet azim doğuran bir amaç için açıkça kabul edilmiş bir bedel gerekir.

Bir davam olsun istiyorsanız, onun için savaşmak istemelisiniz ve başarılı olmak için kaybetmeyi göze alabilmelisiniz.

Yoksa bir bedel ödemekten mi korkarsınız? Pekâlâ, kardeşlerim! Azminizi alın üstünüze, o kararlı istikametin örtüsünü!

...

Ah! Bakın elini kaldırıp güzelce konuşana! Bakın şu lider ruhlu iradeye: yüzünden belli – göze aldığı yükten başka bir yol tanımaz o.

Evet! Ey aykırı güzel, tam da dediğin gibi! Ödeyeceği bedeli yoklamadan kurulamaz hiçbir yön; evet kalıcı sadakate sahip olmak istiyorsa kişi, seçtiği kadar terk ettikleriyle de belirgin olmalı yürüyüşü.

Evet! Ey aykırı güzel, tam da dediğin gibi! Amaç, heves değil; bilinçli bir tercihtir. Ve bedelini kabul etmeyen, aslında nereye varacağına karar verememiştir.


18 Şubat 2026

ODTÜ, Ankara

Zihinsel Geviş Getirme Seansları XXX


Yorumlar


bottom of page