top of page

Sizi Başarı Değil, Eksikliğini Anladığınız Birisi Kurtaracak!

Ve bir gün,

kalabalık sustu.

Sustukları yerden

bir fısıltı değil,

bir sarsıntı yükseldi.

E2’ydi, seslenen.

Ey insanlar!

Ey kendi gölgelerinden saklananlar!

Niçin kök salmaz

ve rüzgâra razı olursunuz?

Niçin yön ararsınız

ama her işaret,

sizi biraz daha

kendinizden uzaklaştırır?

Ey insanlar!

Bugün yaşadığınız onca çöküşün,

bu yozlaşmış düzenin

asıl kaynağını biliyor musunuz?

Evet! Hepiniz bir şeyin eksik olduğunu hissediyorsunuz

ama adını koyamıyorsunuz.

Ben size, eksikliğini bildiğiniz ama adını anamadığınız birinden söz edeceğim.

Aranızda görmediğiniz ama özlemle beklediğiniz birisinden.

Evet...

Henüz gelmediği için bu denli karanlıktasınız.

Ve dediler ki:

“O kim? O kişi kimdir?”

Gülümsedim.

Ama o gülüş,

bir mutluluk değildi,

içimde hâlâ kapanmamış

eski bir yaranın hatırlayışıydı.

O,

güneşin dokunmadığı ovaya

ilk adımı atandır.

Kendi yüreğinden parça koparıp,

donmuş bir kalbe bırakan...

Siz, gücü

buyruğa hükmetmekte ararsınız;

ama o,

bir kalbin acısına ses olmak için susar.

Siz, korkuyu bastıranlara hayran kalırsınız;

ama o,

korkuya rağmen el uzatabilendir.

Ve dediler ki:

“Peki, o ne yapar?”

Siz karmaşa sanırsınız,

ama o bir melodi besteler.

Arzunuzdan iplik,

korkunuzdan köprü örer.

Siz mümkün olanı dillendirirsiniz;

ama o, imkânsızı

dokunulur kılar.

Zincirin en zayıf halkasına

onur üfler.

Söz söyler ama sadece gerektiğinde.

Sesi kalpten gelir;

yankısı ise,

yalnız kalmış vicdanlarda duyulur.

Konuşur çünkü hakikat sustuğunda

karanlık çoğalır.

Ama o, lafla değil,

adaletle çoğalır.

Ve dediler ki:

“Nasıl tanırız onu?”

Onu görmek gözle değil

yolun kendisinden geçer.

Gölgede yürür,

ışık gibi yön verir.

Yüksekten konuşmaz çünkü alçakgönüllülükle yükselmiştir.

İz bırakır,

çünkü ayak değil,

niyet iz bırakır.

Ve sordular:

“Peki ne söyler?

Sesi nasıl duyulur?”

O,

konuşmak yerine yaşar.

Söz yerine davranış giyer.

Ve bilir:

Sevgisiz doğrular,

anlamlı yanlışlardan daha yorgundur.

Birbirinin yükünü taşımayanlar

takım değildir.

Ve bağırdılar:

“Unvan mı bu?

Makam mı?”

Hayır!

Unvan değil,

özdür çağıran.

Taç giymez,

çünkü alnı

ateşle mühürlenmiştir.

O bir mizaçtır:

Sabırla yoğrulmuş doğruluk.

Ve biri fısıldadı:

“Kalbimizi duyar mı?”

Gözle değil,

kalple bakar.

Koltuğa değil,

hakka yönelir.

Sesi olmayanlara ses olur.

Görünmeyeni duyar,

susanı çağırır.

Gözeten odur,

ama gözetleyen değil.

Ve sordular:

“Kalbimize değebilir mi?”

Ve cevap verdim:

Zor olan güvenmek değildir,

zayıfı taşımaya cesaret etmektir.

O, gücü değil,

kırılganlığı gözetir.

Ve bazen en büyük bedel,

en sessiz adaleti

sırtında taşımaktır.

Sonunda sordular:

“Bizden ne ister?”

Hayır,

başarıya çağırmaz o.

Büyümeye çağırır.

Aynasında değil,

içinizde yitirdiğiniz yüceliğe bakar.

O sizi,

hakikatin aynasına değil,

yüceliğin ateşine çağırır.

Ve o an,

kalabalık bir ağızdan seslendi:

Evet... İşte o eksik olan: Etik liderdir.

Ne adı vardı dilimizde,

ne resmi zihnimizde;

ama ruhumuz tanıdı

çünkü öz, adından önce yürür.

Ve hakikat,

fısıltıyla hatırlatıldığında

en çok yankılanır.

14 Haziran 2025

Hacettepe, Ankara


Yorumlar


bottom of page