top of page

Sürüden Ayrılmak – Buna Yeter Yalnızlığın Gücü; Fakat Doğru Yolu Bulmaya Yetmez Henüz!

IV.


Hayatı size önceden öğretilen bir ezberle yaşamayın kardeşlerim! Çünkü başkasının cümlesinde yaşayan insan, kendi kalbinin hükmüne hiçbir zaman ulaşamaz.


Evet! Önünüze konulan her sözü kapınızdan içeri almayın. Bazı sözler misafir gibi gelir; sonra ev sahibini kapının önüne koyar!


Bakın kardeşlerim, şimdi size ayakların üç hâlinden söz edeceğim: yürüyen, sürüklenen ve yürüdüğünü sananlardan.


Akıntının omzunda ilerleyen dallara benzer kimi insanlar: mesafe alırlar, fakat tek bir menzili kendileri seçmezler.


Ne var ki savruluşun en aldatıcı olanı yukarı doğrudur: yaprak yükseldikçe hürleştiğini sanır, oysa rüzgârın buyruğuna daha bütünüyle girer.


Kalabalığın istemi çıkar böylelerinin yoluna, görünmez bir hükümdar gibi; sonra onlar, boyun eğdikleri buyruğa kendi kararları adını verirler.


Bir söz tunç zırhını kuşanıp yüksek bir kürsüden indi mi, içindeki doğruluğu tartmadan önünde eğilirler. Evet, bazı kararlar yalnızca başkasının arzusuna gecikmiş bir itaattir.


Çok ayak aynı yöne döndüğünde, onların zihninde şu eski yanılgı uyanır: “Demek ki yol oradadır!”


Ama söyleyin bana, ey kardeşlerim: Kendi yönünü korumak isteyen, kalabalığın bütün izlerini terk mi etmelidir?


Sürüden ayrılmak – buna yeter yalnızlığın gücü; fakat doğru yolu bulmaya yetmez henüz.


Kendi hükmünü korumak, bütün sesleri susturmak değil; hiçbir sese ruhunun dizginlerini vermemektir.


Evet, bütün seslere açık olsun kulaklarınız, kardeşlerim; ama hüküm tahtınızda yabancı bir ağız oturmasın: zira kendi vicdanına danışmadan karar veren insan, başkasının yanlışında bile kendisini masum sanır.


V.


Bir de günü kurtaranları gördüm. Bir deliği kapattılar ve gemiyi kurtardıklarını sandılar. Bir meyve topladılar ve bahçenin sahibi olduklarına inandılar.


Ne büyük bahçıvanmış şu birkaç olgun yemişi sepetine dolduran: belli ki toprağın bütün sırları da onun avuçlarında filizlenmiş!


Bahtiyardır ilk alkışta uykuya dalan o kişi! Daha yolun başındayken, zafere varışın çanlarını işitir düşünde. Evet! Bir alkış işitince ömrünün eserini tamamladığını düşünenler gördüm.


Neydi öyleyse onları aldatan, ey kardeşlerim? Küçük başarılar değersiz midir?


Ah, kardeşlerim, yemişe ne diye karşı çıkalım? Fakat tek bir tat, bütün bahçenin hikmetini taşımaya yeter mi?


Sevinin yemişe ve bağrınıza basın onu; ama bir dalın armağanını bütün mevsimlerin tacı yapmayın. Evet! küçük başarıyı büyük gaye sanmak, bir basamağı varılacak zirve zannetmektir.


VI.


Yemişi seviyorsan, kardeşim, onu taşıyan karanlığı da sev: çünkü olgunluğun yarısı güneşte, öteki yarısı toprağın sessizliğinde doğar.


Uzun süre saklı kalır çekirdek; çünkü kendinden büyük olana hazırlanırken gözlerden çekilir yaratıcı olan.


Kök, kendine geceden bir yurt, taştan bir direnç ve sessizlikten kuvvet yaratır; adı duyulmadan derinleşir.


Yükseğe uzanmak görkemlidir; ama ağır bir yazgıdır da: büyük ağaç, meyvesinden önce kendi gövdesini ve bütün fırtınaları taşır.


Sahiden, güçtür büyük bir eseri doğurmak; daha da güçtür, henüz doğmamışken onu kalabalığa ispatlamaya kalkmamak.


Kolay zanaat değildir susarak ve sabırla yaratmak: bunun için önce içindeki bütün gürültüyü dizginlemek gerekir.


Ve her şafakta yeniden bağlanmalısın görünmeyen emeğine; çünkü meyvesiz geçen günler, yaratıcı istemi en çok orada sınar.


Böylece uzun geceler boyunca biçimlenir eser; vakti gelince yaratıcısının adını değil, taşıdığı nimeti çıkarır gün ışığına.


İşte uzun erimli işler de böyledir, kardeşlerim: Önce sizi görünmez kılar, sonra sınar, en sonunda da sizin adınızı değil, sabrınızı meyveye dönüştürür.




10 Temmuz 2026

ODTÜ Eymir Gölü, Ankara

Liderlik Okulu – Yaz Dönemi Eğitim #59


Yorumlar


bottom of page