top of page

Topal Timsah (Yeni Bölüm #4)

Gökyüzü, ağır bir sessizlikle üzerlerine çökmüştü; rüzgâr, vadideki her bir yüze farklı sorular fısıldıyordu. Taşların üstünde, bir dağın zirvesine dikilmiş gibi duran E1, karşısında kalabalığı ve Timsah’ı bulmuştu. Vadide birikmiş olanlar yalnızca bedenler değil, suskunluklar ve bekleyen hesaplaşmalardı. Bugün, herkesin içinde sakladığı hakikat dile gelecekti.

E1, Timsah’a doğru bir adım attı. Sesi yumuşak ama tok çıktı; dudaklarından dökülen sözler meydanı sardı.

“Ey sorgulayan bakış! Gerçekten lider mi olmak istiyorsun, yüklenip adaletle yürümek olan? Oysa lider, dile gelecek olanları zaten vicdanının derinliklerinde bilendir.” dedi E1, gözlerini Timsah’a dikerek.

Timsah başını hafifçe çevirdi, küçümseyici bir bakışla E1’e baktı. Sesi, alayla yoğrulmuş bir kibir taşıyordu. Ardından konuştu:

“Ey yabancı! Değerlerin önünde eğilirken, otoritemin arkasından taş atan olduğunu bilmeyen miyim?” diye sordu Timsah.

E1, gözlerini kısmadan doğrudan Timsah’a baktı. Sesi, içten gelen bir sarsıntıyla güç kazandı.

“Ey cehaleti bilgelik sanan! Seni böyle konuşturan şey, düzeni koruma alışkanlığın olmasın?”

Timsah, E1’in sözlerinden hafifçe irkilse de dik durdu. Sesini daha da yükseltti.

“Ey yanlışı süslü konuşan! İçimde yanmasa adaletin ateşi, muhakkak ki ben de seni hak sanardım! Senin gibi kendini adaletin hamisi sanan, erdemi anlatmak için didinip duranlar var ya, işte onlar sadece ezberledikleri bir yanlışı kalabalığa tekrar ederler.”

E1, gözlerini gökyüzüne kaldırdı; sonra tekrar Timsah’a döndü ve seslendi. Sözleri bir yemin gibi geldi.

“Hakkında bilgi sahibi olmadığın doğrularım için ne fena hüküm verdin! Övülen değerlere yemin olsun! Sende olan her gösteriş, zaten olmaması gereken bir hatadır. Hayır! Liderliği, liyakatla hak edip her sorumluluğuyla kabul eden biri için, hakikatten daha önemli bir değer yoktur ki ona saygı duyulsun”

Timsah, hafif bir kahkahayla kalabalığa döndü; sonra tekrar E1’e bakarak konuştu:

“Ey adaletiyle konuştuğunu sanan! Gösterdiğim asil ve başarılı duruşu, tüm çelişkilerinle eleştiriyorsun, öyle mi? Oysa adalet aramızda belirince, ben yönelip seçecek başka bir yolu olmayanım.”

E1 bir an duraksadı, sonra elini kalbinin üzerine koydu. Timsah’a dönerek haykırdı:

“Söylediklerimin apaçık bir hakikat olduğunu sezdiğin hâlde, hükmetme arzundan ötürü onu reddediyorsun. Üzerine inen huzursuzluk, susturduğun bu vicdanların ahıdır; ve bu, kendini temize çıkarma çabanın utanç veren aynasıdır.”

Timsah, gururla göğsünü kabarttı, sesi kibir doluydu:

“Ha, ha! Bunu bana söyleyen de kim? Beni her yeni günde sorumlulukla uyandıran ve ardından bir inançla sürükleyen adaletim sence ne olabilir?”

E1, öne doğru bir adım attı; rüzgâr saçlarını savurdu.

“Hayır! Sen hâlâ yönetmeyi arzulayarak bencilce hüküm veriyorsun. Kalbime düşen sorumluluk, zihnime düşen hakikate yemin olsun ki lider, liderliğini çok iyi bilir eğer ki emanet olsun! Ama sen ki, elindeki yetki bir çıkarına değsin, asıl sen onu ilke değil, imtiyaz sanırsın!”

E1 birden kalabalığa döndü, sesi meydanı doldurdu. Bir elini havaya kaldırarak konuşmaya devam etti:

“Ey gören göz olmak isteyenler! Beni dikkatle dinleyin. Çünkü söyleyeceklerim, yalnızca kendi eksikliğini fark edenlerin kavrayacaklarıdır!

Evet! Söyleyeceklerim, yalnızca kendi sorumluluğuyla yüzleşmek isteyenlerin anlayacaklarıdır!

Ey çok sevilenler! İnsanlığı açıkça korumadıkça adalet, peki biz nasıl bileceğiz gerçekten lider olduğunu?

Ama yakındığınız, düzeltin diye beklediğiniz her bozulma, aslında sizin sessizliğinizle büyüdü. Fark etmez misiniz?”

Kalabalığın içinden fısıltılar yükseldi, ama kimse söz almadı. E1 bir adım daha öne çıktı, sesi sertleşti. “Ey çok sevilenler! Eğer zahmetsiz kazanılan her şey yitirilmeye mahkûmsa, gerçek kurtuluş kimin alnına yazılmış, size söyleyeyim mi? Aranızda bilginin sorumluluğunu omzuna almak isteyen var mı?”

Yine sessizlik oldu. İnsanların çoğu gözlerini kaçırdı. Sanki vadide yalnızca rüzgâr değil, utanç da dolaşmaya başlamıştı. E1 hiç etkilenmeden devam etti.

“Ey suskunlar! Karanlığa dokunmadan aydınlığa kavuşacağınızı mı sanıyorsunuz? Aldanmayın, yanmadan ışık olamazsınız! Susmaktan nasır tutmuş vicdanlarınıza ant olsun, yanlış yoldasınız!”

Timsah ise bir an başını çevirdi, gözleri bir noktaya takıldı. Ne E1’e ne de kalabalığa baktı. İçinde bastırmaya çalıştığı bir sarsıntı belirdi ama yüzüne yeniden o bildik gülümsemeyi oturttu. Göz ucuyla etrafı süzdü—hala onun yanında mıydılar?

E1’in gözleri karanlık bir inançla parladı, kelimeleri birer kıvılcım gibi dökülmüştü ama hiç kimseden el alamamıştı. Derin bir nefes aldı ve ardından konuşmaya devam etti: “Kuruyan vicdanlara yemin olsun ki bana bunları sessiz bir çığlıkla duyuran, sorumluluğu kendim olan hakikattir!”

Kalabalıkta bazı başlar öne eğildi. Aniden kalabalıktan genç bir kız öne çıktı, diğerlerine döndü ve yüksek sesle konuşmaya başladı. Belli ki düzene isyan edendi, haksızlıklara tahammül edemeyendi:

“Ey susarak dinleyenler! Güç ile sorumluluğu dengeleyemeyen liderlerin, ardında çöküş bıraktığına defalarca şahit olan bu aykırıyı, dikkatle dinleyin…

Çünkü o; çürümüş olanı düzen sanan herkesi —hem de kalabalıkların ortasında dimdik durarak— uyanmaya çağırandır!

Kelimelere ve yarattığı anlama yemin olsun ki kendimi onun söylediklerine boyun eğer buldum. Meğerse adalet diye susan bizmişiz, hükmü sessizlikle koyan O’ymuş!

Hem o bir makam yüzünden ve yetki sayesinde de saygı gören değil!”

Timsah, beklenmedik bu çıkışla irkildi. Bunu beklemiyordu. Kalabalığa döndü, sesini kalınlaştırarak konuştu.

“Ey dostlarım, sevgili arkadaşlarım! Erdemden söz etmek için didinip duranlar var ya, işte onlar yalnızca ezberledikleri doğruluğu kürsüden size böyle tekrar ederler.” dedi bir eliyle genç kızı ve E1’i işaret ederek.

Ardından pis bir gülümsemeyle E1’e döndü, sesi bu kez daha kişisel, daha alaycıydı.

“Bu insanlar, sadece sahip çıktıklarına değil; sahip olduklarına bakar. Çünkü boş söylemlerin karın doğurmadığını bilirler”

E1, Timsah’ın üzerine yürür gibi bir adım attı, sesi şimdi karanlık bir yankıydı.

Ey hükmetmeyi liderlik sanan kör zihin! Başına gelecek belalı gün yaklaştı, ancak sen hâlâ adaletsizliğin konforunda derin bir gaflet içinde yaşıyorsun. Evet! Sen hâlâ sahte başarıların gölgesinde oyalanıyorsun.”

E1, sonra kalabalığa döndü, son bir çağrı gibi haykırdı.

“Ey zulme alışkın ruhlar! Sessizlik mi yine? Size sunduğum apaçık adaleti sarsan olsa da mı? Sustuklarınız sizi boyun eğdirmiş olsa da mı?”

Bir süre etrafına baktı E1. İnsanların yüzünde aradığını bulamamış olacak ki umutsuzca seslendi:

“Peki öyle olsun, bu kadar gevezelik yetsin. Bende artık burada, sonsuza dek suskunluğumla konuşacağım. Sessizliğimde beliren ise değerlerin filiz veren sabrı olsun. Evet! Sessizliğim, size hüküm olarak yetsin!”

İşte bunu duymuştu ki genç kız tekrar öne atıldı ve heyecanla kalabalığa seslendi, sesi titrek ama kararlıydı.

“Ey kardeşlerim! İçinizden; hakiki bir adalete erişmek isteyenler için, şüphesiz onun susuşlarında bile derin öğreti vardır!”

Sonra genç kız, E1’e yaklaştı, gözleri dolu doluydu. Duygulu bir sesle konuştu: “Kalbindeki merhamete yemin olsun ki seni unuttuklarında bile, sen onların yarasını sarmayı kendine görev bileceksin!

Sendeki güvenime yemin olsun ki ben sonuna dek seninle yürüyeceğim! Evet! Sen karanlıkta kendi sesini arayansın. Muhakkak ki sen, en aykırı olansın.” dedi.

E1 gülümseyerek “Ey aykırı su kuşu! Şüphesiz beni sana anlaşılır kılan sevgimdir, sevgim ise benzerliğimdir!’ dedi genç kıza. Evet! Sadece böyle dedi.

İkili ardına bakmadan uzaklaşırken, vadide rüzgâr artık bir çığlığa dönmüş, gökyüzü griye bürünmüştü.

Her şey sustuğunda geriye yalnızca hakikatin yankısı kalmıştı. Ve o yankı, bir daha susmamak üzere insanların yüreğine yerleşmişti.

07 Mayıs 2025

Tuzla, İstanbul


Yorumlar


bottom of page