
Topal Timsah (Yeni Bölüm #8)
- Ergün Gültekin

- 3 Haz 2025
- 4 dakikada okunur
Ey insanlar! Ey kürsülere kurulup hüküm sürenler, tahtlarını unvanlardan, alkışlardan örenler! Ey korkuya rıza gösterip, suskunluğa sığınan titrek yürekler…
Şimdi işitin beni! Çünkü bugün bu ortam, yalnızca emek verilen bir yer değil. yitirilmiş anlamların yankılandığı, vicdanın aynasına dönüşmüş bir sahnedir artık. Ve siz… o aynaya şimdi, ilk kez bu kadar çıplak, bu kadar savunmasız, bu kadar ürpererek bakıyorsunuz!
Ve şimdi soruyorum size: Ne sandınız? Yıkım sadece kâğıtlara mı düşer? Vicdanın sessizliği raporlarda görünmez diye yok mu olur?
Hayır! Ah, nasıl da yanıldınız! Bir kurumun çöküşü, kül olmuş bir ateş gibidir, dışarıdan hâlâ sıcak görünse de, öz çoktan sönmüştür!
Evet, dinleyin beni şimdi! Çünkü şirketler de canlı bir beden gibidir; önce güvenin damarları kurur, sonra vicdan çekilir, ardından ilkeler çatlar, kurumsal yapı sessizce dökülür. Ve geriye yalnızca sesini yitirmiş yankılar kalır; bir zamanlar anlam taşıyan, şimdi içi boş çağrılar gibi.
Bakın artık! O çağrıların küllenmiş izlerinde duran, ne yalnızca bir krizdir, ne de geçici bir sarsıntı! Bugün yaşadığınız, yıllarca biriktirdiğiniz ihmallerin küskün yankısıdır!
Ve o yankı, şimdi duvarlardan değil, kalbinizin suskun odalarında çınlamaktadır! Çünkü yozlaşma raporlarda başlamaz; değerlerin gömüldüğü yerde başlar! Evet! Vicdan çekilmişse, sadakat satın alınır; güven kurumuşsa, çürüme kaçınılmazdır.
...
Ey unutanlar! Bu kurak toprakta artık bağlılık değil, bencillik filizlenmekte; takım ruhu değil, çıkar grupları serpilmektedir! Evet! Bugün sizi tüketen şey yalnızca dış rekabet değildir! Asıl eksiklik, içten içe itibarsızlaşan değerlerdir! Ah! Güven burada eksilmiş, sadakat pazarlığa açılmıştır.
Evet! Güven yitirildiğinde insanlar yalnızca gözlerini kaçırmaz. birbirlerinden saklanır! Herkes susar; çünkü herkes, karşısındakinin aynası olmaktan korkar! Umut söndüğünde kimse adım atmaz çünkü birlikte yürünecek bir yol kalmaz!
Empati kaybolduğunda ise kalpler birbirine değil, yalnızca kendine döner! Herkes kendi acısına gömülür ve başkasının sızısı artık işitilmez olur! Ve adalet çöktüğünde -evet, adalet çöktüğünde!- güçlü kendi kuralını yazar; kendi menfaatini yasa kılar! Ve zayıf? O artık bir insan değildir, yalnızca suskunluğun nesnesine dönüşmüştür!
...
Ve siz! Ey alkışla susanlar! Bu çürümeyi bir yok oluş sanmadınız; güç bildiniz! Kuruyan ruhu bile alkışlarla örttünüz. Oysa hayır! Kurum dediğiniz şey, bir rakamlar bütünü değildir, inanmış gönüllerin, sarsılmaz ilkelerin ve suskun kalmış vicdanların yankısıdır!
Ah! Siz ki yüksek kürsülerde oturup adaleti parmaklarınızla eğip bükenler! Çalışandan çok itaati seven, sessizliği sadakat sayan, alkışı liyakat sananlar!
Zannetmeyin ki koltuklarınız sizi korur! Zannetmeyin ki sessizlik bir onaydır! Ve zannetmeyin ki hiç konuşmayan yürekler size sadıktır!
Evet! O gün gelecek… Her suskunluk çığlığa dönüşecek! Kendi gölgeniz, ardınızdan yürüyenlerin nefesini kesecek! Ve işte o gün geldiğinde, bugün alkışlayanlar bile gözlerini sizden kaçıracak!
Hayır! Liyakat yerine sadakat istenirse, hak yerini bulmaz! Ve adalet sustuğunda yalnızca kurumlar değil, insanlığın kendisi de çöker!
...
Ey insanlar! Ey adaleti terk edip alkışa sığınanlar! Ah, dinleyin beni şimdi! Çünkü bu enkaz, kendiliğinden çökmedi! Bu sessizlik, bir gecede doğmadı! Bu kokuşmuşluk, tek bir kişinin eseri değil! Hayır! Bu çürümenin perdesi çoktan aralanmıştı; sizse gözlerinizi başka yöne çevirmiştiniz!
Ey güce sarılmış otorite sahipleri! Siz ki hükümlerinizi adaletin terazisinde değil, çıkar terazisinde tarttınız! Meşaleleri hakikati aydınlatmak için değil, kendi suçlarınızı gölgelemek için yaktınız! Hükmetmenin yolu sevgiden değil, korkudan geçti sandınız ve susturdukça sadakat doğacağını düşündünüz.
Ama yanıldınız! Çünkü susturduklarınız sessiz kalmadı; onların suskunluğu, şimdi bir öfkeye dönüştü! O öfke büyüyor… Ve siz hâlâ suskunlukla hükmettiğinizi sanıyorsunuz!
Ama unutmayın: Bastırdığınız her ses, bir gün karşınıza adaletin tokadı olarak dikilir! Ve işte o zaman… o ses yalnızca yankılanmaz. Değerli olanlar sizi sessizce terk eder, ardında yalnızca dalkavukların alkışını bırakarak!
...
Ve siz! Ey her rüzgârla yön değiştiren, kendi gölgesine bile sadık kalamayan payanda yöneticiler! Kimin hüküm sürdüğüyle değil, hangi koltuğun daha sıcak olduğuyla ilgilendiniz! Liyakati değil, lütfu takip ettiniz! Omuzlarınızda unvan taşıdınız ama kalbinizde erdemin izine rastlanmadı! Ve sonra da kalkıp soruyorsunuz: “Bu güven neden çöktü?” Ah! Çünkü siz sadakati pazarlık masasına koydunuz, güveni ise en ucuz sessizlikle takas ettiniz!
Ama yaklaşmakta olanı göremediniz: O koltuklar bir gün size dar gelecek, o unvanlar sizden alınacak! Ve işte o gün yalnız kalacaksınız! Evet! Liyakatin terk edildiği her saltanat çürür! Ve siz de, bugünün suskunluğunu bir zafer sanarken, yarının utancında geçmişi bir anı olarak hatırlayacaksınız!
...
Ve ey suskun kalabalıklar! Gördünüz, duydunuz, bildiniz ama konforunuz bozulmasın diye sustunuz! Umudunu yitirenlere baktınız ve başınızı çevirdiniz! Adaletsizlik gözlerinizin önünde büyüdü, ama siz ‘bize dokunmasın’ diye yüzünüzü buruşturarak arkanızı döndünüz!
Ah! En derin ihanet, yalnızca zalimin kılıcında değil, onun gölgesine sığınanlarda kök salarmış! Evet! Sizin sessizliğinizle cesaret buldu zulüm; sizin kör bakışlarınızla serpildi çürüme!
Ve bilin ki: Gördüğü hâlde susan, yalnızca bugünü değil, yarının vicdanını da kirletir! Ve bir gün gelir: bugün sırt çevirdiğiniz haksızlık, yarın tam da sizin adınızı anarak hüküm verir!
Ah, ne fenadır! Kendi suskunluğunun aynasında yargılanmak ve yankısız kalan vicdanla baş başa kalmak!
...
Evet! Ey insanlar! Bugün çöken bir kurum değil, terk edilen bir vicdandır! Ve o vicdanın altında kalan, belki de içinizdeki son insanlıktır...
Ah! Ne zaman unuttunuz? Ne zaman bir kurumu yalnızca rakamlarla ölçtünüz de, ruhunu göz ardı ettiniz? Ne zaman tablolara baktınız da sessizce çekilen güveni fark etmediniz? Oysa çürüme, bir eksik satırla başlamaz; bir eksik yürekle başlar!
Ve şimdi… İşte o mezarlığın başındasınız! Ama ağlamayın çünkü o mezarı siz hep birlikte kazdınız.
03 Haziran 2025
Sincan, Ankara




Yorumlar