top of page

Topal Timsah (Yeni Bölüm #9)

Ah! Felaketin en tehlikelisi, sessiz geleniydi! Ve şirketler o felaketi ne bir gürültüyle, ne de bir çığlıkla yaşardı—yavaşça, sinsice, bir iç çekiş gibi, bir küskünlük gibi, bir unutuş gibi çökerdi üzerlerine.

O felaket yuvarlanarak gelirdi ve alkışlarla karşılanırdı! Çünkü felaket bazen bir yabancı gibi değil, kalıplaşmış alışkanlıkların dost yüzüyle süzülürdü içeriye.

İşte burada da her şey, daha önce gördüğüm gibiydi. Hayır! Hiçbir şey gerçekten düzgün değildi!

Dizginlenmiş görünen tek şey, korkuydu! Ama bilirdim: korku da bir zincirdi—ve her zincir, bir gün gerile gerile kopardı!

Ve şimdi işte o zincir gıcırdıyordu! Çünkü görmüştüm: bastırılan her ses, sonunda çığlığa dönüşürdü! Susturulan her yürek, bir gün isyanla haykırırdı!

Ve ben işte tam burada, bu sessiz çöküşün kıyısında dururken, dönüp onlara acıyla seslendim:

Ey yöneticiler! Şimdi size konuşuyorum—çünkü bu enkazın altında kalan yalnızca çalışanlar değil, sizin de vicdanınızdır!

Ey yöneticiler! Bakın etrafınıza, bakın hâlâ kör kalmadan! Görmüyor musunuz? Güven çöktü, yerine şüphe kök saldı! Umut kurudu ve o kuraklığa sessizce kabullenilmiş bir alışkanlık, gölge gibi oturdu! Adalet sustu, saygı ise sürgüne gönderildi! Herkes birbirinden saklandı, herkes kendinden bile korkar oldu!

Ve siz… hâlâ diyorsunuz ki: “Her şey kontrol altında!”

Her şey gerçekten mi kontrol altında? Hayır! Kontrol altında olan tek şey, korkudur burada! Ve korku -evet- eninde sonunda zincirlerini kırar!

Ey yöneticiler! Kalpleri saymadığınız için anlayamadınız yıkımın derinliğini; çünkü kaybınız ne sayılara sığdı ne de sonuçlara döküldü.

Hayır! Asıl yıkım, görünmeyen yerdedir burada: itibar sessizce silinmiştir, aidiyet bir rüzgâr gibi savrulmuştur, inanç içten içe küflenmiştir, sevgi ise içine kapanarak susmuştur. Ve siz hâlâ o sessizliği bilgelik sanıyorsunuz; hâlbuki o, çöküşün en sinsi işaretidir. Ah! Gizlenmiş ama her şeyi ele veren o ilk çatlak!

Ey yöneticiler! Siz yalnızca görüneni izlediniz ama derinde serpilen yıkımı fark etmediniz! Sonuçlara baktınız ama sessizliğin soğukluğunu duymadınız!

Oysa asıl işaret ne kâğıtta yazar, ne de gözle görünür: Çünkü gerçek çöküş, değerlerin sahneden çekilmesiyle başlar! Bir gün bakarsınız—ortada ne vefa kalmış, ne sadakat, ne dostluk, ne sevgi ne de saygı! Hiçbiri ses etmez; ama hepsi birer birer sahneyi usulca terk eder…

Ve işte o an başlar yıkım! Söz hâlâ söylenir belki, ama içi boş; bakış hâlâ sürer, ama ruhtan yoksundur. Çünkü hakiki değerler kaybolduğunda, sessizlik bir işaret değil—bir kıyamet olur!

Ama siz, bu yokluğun bıraktığı izlere kör kaldınız! Eksilenin ne olduğunu sormadınız; bir şeylerin eksildiğini bile hissetmediniz! Ve işte bu yüzden anlayamadınız: çöken duvarlar değil—çekilen yüreklerdi burada! Çünkü sevgi, sadakat ve güven; sessizce geri çekildiğinde, ardında ne iz ne de uyarı bırakır—yalnızca içe çöken bir sessizlik kalır!

Ah! O gün geldiğinde çalınan boru—bir felaketin habercisi değil, çok daha derin bir çöküşün yankısıdır: Çünkü o gün, sevgi sahneden indiğinde, vefa sessizce sırtını döndüğünde, sadakat iz bırakmadan uzaklaştığında gelir! Kıyameti başlatan; dışarıdan gelen bir düşman değil—içeriden çekilen değerlerdir!

O gün geldiğinde… gölgeye itilenler haykıracak! Görmezden geldikleriniz, yüzünüze bile bakmadan geçip gidecek! Ve sadakat sandığınız sessizlik, isyana dönüşecek! İşte o zaman soracağım size: Nerede o kontrol? Nerede inşa ettiğinizi sandığınız güven? Nerede sakladığınız o erdemli yönetim?

Ve işte o zaman… en çok siz yalnız kalacaksınız, ey yöneticiler! Çünkü sadakat korkuyla değil, adaletle yeşerir! Güven baskıyla değil, özveriyle kurulur! Ah! Hiçbir başarı, ezilenlerin sessizliği üzerine uzun süre ayakta kalamaz!

Ama yine de… ah, yine de bir yol kalmıştır belki! Eğer şimdi duyarsanız bu çağrıyı… Eğer içinizde hâlâ titreyen bir kıvılcım varsa… o hâlde bu çöküş kader değil: bir uyanıştır!

O hâlde başlayın! Diriltin şimdi o unutulmuş değerleri! Ayırın adaleti çıkarın gölgesinden!

Ey yöneticiler! Bakmayın yalnızca göreve—bakın yüreğe, bakın vicdana! Çünkü bir kurumun kaderi, yalnızca verilen hükümlerde değil; o hükümleri taşıyan yüreklerdedir!

Ey yöneticiler! Evet! Her zihne güven, her kalbe merhamet, her eyleme adalet, her söze saygı ekilmelidir! Çünkü değer ekilmeyen bir toprak, çürümenin başka adıdır! Gerçek bir ahlâk iklimi, yazılmış kurallarla değil, yaşayan örneklerle, sustuğunda bile adaleti yansıtan bir bakışla ve en önde yürüyen bir erdemle inşa edilir!

Unutmayın! Hesap yalnız sayılarla tutulmaz! Gerçek ölçü, davranışın ardındaki niyettedir!

Ey yöneticiler! O hâlde yetiştirdiğiniz her yüreğe sadece marifet değil, edep ve vicdan da işlenmelidir! Çünkü bilmek yetmez; doğruyu sevmek de gerekir!

Unutmayın! Ahlâk terk edilirse, şirket dediğiniz şey, duvarlarla çevrili bir mezarlığa döner! İnsan kendini unuttuğunda, başkasının acısına körleşir! Sevgi kaybolduğunda ise, en aydınlık koridorlar bile birer yankısız çığlığa dönüşür!

Ey yöneticiler! O hâlde şimdi… durmayın! Görün! Hissedin! Ve nihayet : İnsan kalın! Çünkü bugünün en büyük ihaneti, göz göre göre atlanan vicdan fırsatıdır!

Ve bilin ki: Yarının tek kurtuluşu, bugün yeniden insan olmayı hatırlamaktır! Çünkü sadece değerle kurulan bir gelecek, bu yozlaşmayı aşabilir!

04 Haziran 2025

Çukurambar, Ankara


Yorumlar


bottom of page