top of page

Yoksa Bir Vazgeçişle, Kendini Küçümseme Hakikatini Mi Kabul Ediyorsun?

İşte bu yüzden sesim sana yöneliyor: ey aykırı güzel, kalk! Kalk, çünkü sızlanan çürür; umudu olan ise kalkarak yürür.

Ah! Gölgene de yapışıp sızlanma artık; kalkışın seni değil, korkuya sinmiş olanları utanca boğsun!

Evet! Hiç titremeyen diz sıçrayabilir mi?

Ey korkak tavşan! Neden terk ediyorsun? İnandıkların senin, göğü yaran yıldırımın kardeşi değil mi?

Terk edişin zincir olduğunu bilmiyor musun, zaferin de kılıç olduğunu?

Uzaklaştığında yalnız düşmanına değil, ruhuna da teslim olmuyor musun?

O halde söyle: neden hâlâ kaçıyorsun?

Hah! Savaşmak mı istemiyorsun artık? O zaman hazır ol: Çok düşmanın olacak bu dünyada! Evet, hedef olacaksın, çıplak ve parlak bir hedef.

Ah! Kolay yolu mu seçmek istiyorsun? Göğe bakıp hiçbir şeye dokunmadan ve tatmin içinde ölmek mi, dedin sen?

Hayır! O vazgeçiş erdem değildir; o, yok oluştur.

Yanlışı kökünden sökmek mi istedin yoksa — taş duvarlar üstüne devrilmeden?

Yoksa yüreğinin öğrettikleriyle mi çıkacaksın meydana? Görünen değerlerini kırmadan, ve içindeki görünmeyen gururdan kurtulmadan...

Ha! Adaletsizlikle savaşmak kolay değildir — kan kokar, gölgeye çağırır.

Cevap ver: gerçekten bu kadar gururlu musun?

Ne! Buradaki her yanlışı sen mi düzelteceksin? Omuzlarına aldığın yükü “insan olmanın yükü” sanarak...

Doğruyu aradığını söylüyorsun; peki ya burada doğru seni aramazsa ne olacak?

Yoksa bir vazgeçişle kendini küçümseme hakikatini mi kabul ediyorsun? Ah! Neden beklemiyorsun da göğün yıkılışını kendi gözlerinle görmek istemiyorsun?

Ey titreyen diz! Duraksadığını gördüm. Hayır, bu bir tereddüt olmasın, bir nefes almak olsun.

Hayır, milyon kere hayır! Düşmek utanç değildir; asıl utanç hiç düşmemektir. Evet, evet! Yere düşmeyi de hor görme; çünkü düşmeyen, yerden kalkmayı bilmez!

Ey sevilen, şimdi söyle bana: seni diz çöktüren dağın büyüklüğü mü, yoksa kendi korkun mu?

Ey yaralı! Acın seni yakıyor, öyle mi? Daha da acısın ki unutma!

Ama neden ondan kaçıyorsun ki. Soylu bir ruh, acıyla yoğrulmaz mı? Kırık cam hem keser hem de ışığı bin parçaya bölmez mi?

Evet! Yaran onların bildiklerinden daha değerlidir. Öyleyse acın seni yaksın, ama ışığını söndürmesin!

Ve işte bu yüzden sana buyuruyorum: ayağa kalk! Gölgeni ardında bırak da zincirleri ayak seslerinle parçala.

Her adımın toprakta bir yara olsun, ama yaran bir tohum doğursun.

Ey buruk yürek! Korkunu da ardında bırak, çünkü korkun seni arar ama sen ona yüzünü dönme.

Ah! İnanmaz mısın hiç, senin ektiğin tohumlar bir gün başkalarının ekini besleyecek diye.

Sen ey yürüyen ruh, yüce amacınla yüksel! Yürüyüşün senin onurun olsun; inandıkların ise senin kutsal göğün!

Ey çok sevilen! Kendini neden hor görüyorsun? O yalanı soyup çıplak gerçeği göstermez mi?

Acıyan kalp daha güçlü atmaz mı, evet, acıyan ruh daha kudretli yürümez mi?

Evet! Kim çok yandıysa, o daha çok direnir ateşe. Cevap ver: sen acıyı ateşin kılacak mısın?

Ne! Takdir mi bekledin, avuçtaki bir hediye gibi? Ne gülünç bir hayaldir bu!

Şimdi sorarım sana, ey sevilen: anlayış mı istiyorsun onlardan? Gerçekten mi? Ha, ha! Söyle, gerçekten hazır mısın üzülmeye?

...

Ey bozuk bakan! Yalnızlığa mı kaçıyorsun? Hayır! Uzaklaşmak seni avutmaz, çünkü haklı olan yalnızlık çelik döven ocaktır. Ve mücadele etmeden yalnız kalan, sadece kendi mutsuzluğu ile savaşandır!

Ah! Değerlerin senin kırbacınsa, -yalnız seni kanatan, ama seni ileri sürükleyen- o vakit sana buyuruyorum: al şu yarayı, tut şu bıçağa!


Gururunu avucuna al da sonra kendine sakla. Çünkü umut, kırılan taşın içindedir.

Evet! Kendine konuş ve öfkeyle bağır şimdi - bir gün hakikati yüzlere haykırmak için...

Büyük işler bedel ister, ha! — kanla, kükreyen çığlıkla, küle dönüşerek...

Budala olma! Acını mı büyütüyorsun, yoksa hırsını mı? Ah! Bilmiyor musun, köpürmüş duygunun seni gömeceğini, azminin seni dirilteceğini?

Pes mi edeceksin yoksa, kendi adını kendi mezar taşına yazarak?

Hayır! Tutkunu ateşe at da büyüdükçe iyiliği büyütsün! Ve unutma: ateşe atılmayan amaç, duman olup göğe savrulur!

Ey utanmaktan korkan! Neden yüzünü eğiyorsun? Utanç senin değil, hakikati küçümseyenindir.

Ah! Yüzünü göğe kaldır ki maskeler paramparça olsun. Sen utandır ki, yanlışlar kendi gülüşlerinde boğulsun.

Şimdi söyle, ey sevilen: savaşmaya ve kendi hakikatini göğe yazmaya cesaretin var mı?

Ey ağlayan! Ne için ağlıyorsun? Kendine mi, yanlış konuşana mı?

Hah! O halde ağla! Hakikate ağla! Ağla ki düşmanına merhamet etsin, ağla ki kötüleri affetsin!

Ah! Bir yanlışa ağlayan, bir umudu sevindirmez mi?

Ne! Kendini mi sevmiyorsun yoksa? Hayır! Kibrini esirgeme kendinden!

Evet! Senin inancın kendi varoluşunun manasıysa herkesi utandır, çünkü utanacak olan sana inanmayandır!

18 Eylül 2025

Tuzla, İstanbul


Yorumlar


bottom of page