top of page

Çünkü Ben Lider Aramam: Lider Doğururum!

“...Ve hepimizin üzerine ağır bir yılgınlık çöktü. En iyilerimiz bile usandı emeklerinin karşılıksız kalmasından.

Kara bir düzen doğmuştu bir zaman önce burada, umutsuzluk dolu bir inanç eşlik ediyordu ona: ‘Her şey aynı, her şey göstermelik, her şey çoktan tükenmiş!’

Ve tüm yönetim katlarından yankılanıyor buyruk: ‘Çalış, ama düşünme! Sus, ama katlan!’

Elbette işler yapmıştık: ama neden her işimiz değersizleşti, karardı? Ah! Hangi bencil bulutlar çöktü üstümüze?

Evet biliyorduk: Boşunaydı tüm çabalar; emeğimiz küçümsenmişti, liyakat hor görülmüş, kör bir ümit çökmüştü içimizde.

Tükendik zamanla hepimiz; üzerimize yük bindikçe, sessizliğe gömüldük: – evet, hakkımızı dilenen sesimizi bile bizden aldılar!

Tüm yollar kapandı bize, iyimser bakış bile gönlümüzden geri çekildi. Artık herkes burada sadece yapması gerekeni yapmak ister, ama hiç kimse ek sorumluluk almak istemez, gönül hoşluğu ile fedakarlık yapmak istemez!

Ah nerede artık, içinde değer bulacağımız bir ortam böyle çınlıyor yakınmamız – adaletsizliğin bataklığında.

Sahiden, nefes almak için bile istek duymuyoruz burada; belki şimdi ayaktayız hâlâ ve devam ediyoruz gayret tüketmeye – ama ruhsuz kalplerle!”

Bir çalışanın böyle konuştuğunu duydu E1; o aykırı ruhun feryadı E1’in yüreğine işledi ve düşündürdü onu. Kederli ve yorgun dolaştı ortalıkta; ve gördü ki, insanların yüzlerinde yalnızca çaresizlik değil, teslimiyet büyümekteydi.

“Sahiden!” dedi aykırılara: “çok yakında doğacak gülümseyen güneş ama yalnız sabırlı olanların kalbinde. Ah, nasıl da tutuşturacağız onlarla değerlerin ateşini burada!

Ama sakın kendimizi aydınlatmasın sadece ümidimiz bu karanlıkta! Işık tutmalı o en uzak odalara ve daha da uzak umutsuzlara!”

Yüreğindeki bir özlemle uzaklara baktı E1; uzun bir süre ne birisine konuştu ne de kendine mırıldandı, sadece aralarında yürüdü ayak sesleriyle ve konuşmayı unuttu.

Evet! Keskin bakışlar attı aykırılara, gözlerine bakarak aralarında dolandı.

Ve aykırılar nefeslerini tuttular yanında; coşkuyla yeniden konuşacak mı, yoksa onlara uzun uzun baktıktan sonra öfkeyle köpürüp onlardan ümidini kesecek mi diye beklediler kaygıyla.

İşte, E1’in yaptığı konuşmadır bu; ama sesi sanki çok uzaklardan geliyordu aykırıların kulağına.

“Dinleyin beni size olan sevgimle, ey dostlarım, ve yardım edin kendinize, onunla ayağa kalkmak için !

Bir bilinmezliktir henüz sizin için bu aykırılık; değeri ise yüreğimin içinde saklı ve sevgimle tutukludur size, henüz uçamazsınız bilirim umudun üzerinde özgür kanatlarla.

Tüm yeteneklerimi reddederim kendimi diğerlerinden üstün görmemek için. Sıradan bir nefer ve değerlerin bekçisi olurum aranızda, ücra bir yerde bu çürümüş düzenin ortasında.

Pek çok yere girip çıkarım. Çürümüş mekanlarda dolaşırım görkemli başarılarıma sus işareti yaparak: nice liyakatsiz yönetici gösteriş nişaneleriyle ahkam keserken.

Kırık aynalardan bana merakla bakar yenik düşmüş kalpler. Tozlanmış umudun kokusunu solurum onlarla: yaralı yerde yatarken adalet. “Zaten kim ayağa kaldırabilirdi ki” derim, adaleti burada? Ah! Lider olan adaletsizliğe müdahale eden üstün kişi değil midir?

Gece karanlığının sahibi zalim de hep yanı başındadır yaralanmış adaletin, açgözlülük çöker onların gözlerine. Ve bunların yanındadır kayrılan liyakatsiz yöneticiler: salyaları akan itaatin kudurmuşluğu, en berbat bu insanların.

Adaletsizliğin sıradanlaştığı, bencilliğin kol gezdiği bu ortamda, olup bitene isyan eden cesur kişiyi ararım. Değerlerle yanmış kandiller taşıyarak, tüm idealleri sergileyeyim diye ve bunlarla başkalarına lider olmanın mümkün olduğunu göstereyim diye.

Hiç de zorunda değilim dediğimiz, bir başkası yapsın diye beklediğimiz işleri tamamladığımda öfke bir lanet gibi yayılır aykırılığımın üzerine: evet! hoşlanmaz bu düzen bir iddia ve gayrete sahip olan kişiden ve potansiyelini büyük bir kabiliyetle kullanandan

Ancak, daha da korkunç olur sonuçlar: ben yeniden örnek olma misyonumu yüklenip başkalarına lider olmanın mümkün olmayı gösterdiğimde, evet, ben bu sinsi kötülerin içinde, yapayalnız kalmaya cesaret gösterdiğimde.

Farklılıklara ve farklı düşüncelere değer vererek, evet aykırılarla böyle tartışarak en güzeline ulaşmak isterim, hala değerini anlayan var mı diye.

Onları şaşırtan şey gerçekleşir en sonunda.

Bilginin olanı tanımladığını, düşünmenin ise -bir performans yaratarak- sunulan bilginin ötesine ulaştırdığını fark ettiklerinde. Göğüslerini yumruklarlar, böğüren boğa gibi: bunun üzerine başımı dönüp gülümserim

Yeni düşüncelerin geliştirilmesi farklılıklarımız sayesinde gerçekleşense, o zaman söylenen hiçbir söz boğulmamalıdır! diye seslenirim, kim köpürüyorsa söylemlerime.

Ve tekrar bağırırım onlara da belki sınırları zorlayan olurum, söylemem gerekeni ihmal etmeden: "Bir ideali gerçekleştirmek için bile olsa takipçisi olmayan bir kişi lider değildir!"

Bu sırada çirkin bir gerçek konuşur utanç aynalarında: ve önlerine bir hakikati fırlatır: Doğru veya yanlış, iyi veya kötü olan bir amacın peşinde ömür tüketirken, gönüllü takipçileri olan kişi liderdir!

Ve tüm genç nesiler, aykırı yürekler güler karşımda onlarla; alay ederler hallerine.

Evet! Benim söylediklerim uyandırmaz zavallı zalimleri, ne var ki gençlerin kahkahası utandırır.

Daha yaşanabilir bir dünya için çevresinde huzur ve esenlik yurdu inşa etmek istemeyeni, istemiyordu gençler! "

Böyle anlattı E1, sonra da sustu. Ama en sevdiği aykırı hemen doğruldu, E1’in elini tuttu ve dedi ki:

“Bizzat senin varlığın cevap verir liderliğe, ey E1! Sen değil misin, geçerli olanın önüne geçip olması gerekeni yürüyüşe dönüştüren?

Sen değil misin, korkunun hüküm sürdüğü yerde aklı ve cesareti ayağa kaldıran? Sahiden, senin sözlerin yüksekten gelen emir değildir — yol açar; senin yaptığın yönetmek değildir — doğurmaktır.

Sen değil misin, liderliği bir makamdan indirip herkesin içine eken? Ve sen değil misin, değerlerini saklamayan, onları yaşayan ve çoğaltan?

Korku ile itaat bekleyenler varken, sen değil misin zihinlerde gönüllü yürüyüş başlatan: zira insanlar seni takip etmez — kendilerini takip ederler seninle birlikte!

Sahiden, sevginin olmadığı yerde hüküm kuranlar tükenirken, sen sevgiden düzen kurmak isteyen değil misin: adaletle, merhametle ve cesaretle?

Bilginin en yüksek zirvelerinde tevazu ile oturan ama en zor anda ilk doğrulan değil misin? Evet! Susturulan akıl çürür diyerek herkese söz veren, söylenen değil, yaşanan büyür diyen sen değil misin?

Ve yine evet! Kendini üstün görmeyen ama her kendini beğenene üstten bakıp küçümseyen değil misin? Sen, evet sen! Yolu gösteren değil, yolu mümkün kılan değil misin?


Bunun üzerine E1 doğruldu. Ve gözlerini kısıp tebessümle konuştu:

“Pekâlâ! Belli ki öğrenmişsin kavramları. Bu da son sözüm olsun sana, ey sevilen. Kim benimle yürümek isterse, kendisi için yürüsün! Çünkü ben lider aramam: Lider doğururum!”

10 Nisan 2026

Torbalı, İzmir

Liderlik Okulu – Güz Dönemi Eğitim #5


Yorumlar


bottom of page