top of page

Çünkü İçindeki Fırtınayı Dindiremeyen, Başkalarına Ancak Sessizlik Bulaştırır!

Dağın yamacında toplanmışlardı. Bir merak gibi değil, bir suskunluk gibi dizilmişlerdi. Gözleri E2’ye çevriliydi, ama dilleri henüz yola çıkmamıştı.

Ve o anda, içlerinden biri konuştu. Ama bu yalnızca birinin sesi değildi; kalabalığın içindeki bin yankının dile gelişiydi. Rüzgâr onun sözlerini alıp dağa savurdu. Ve o sözler, E2’nin kulağına dokundu:

Ey! Yüreği güneşte yanan! Bize liderlikten söz et! Ama yalnızca yön göstermekten değil, hakikatin dikenli tacını sessizce ve kanayarak giymekten!

Ve E2 durdu. Bakışları ufka demirlendi, ama sesi toprağın kalbine indi. Önce o sorana baktı, sonra yüzünü kalabalığa çevirdi. Bir kişiye bakan gözleri, artık bir topluluk görüyordu. Ve konuştu ama sesi dudaklardan değil, içten, ateşten yükseldi:

Lider mi olmak istiyorsun, ey arayan? O hâlde ilk yemini bana değil, kendi vicdanına et! Çünkü içindeki fırtınayı dindiremeyen, başkalarına ancak sessizlik bulaştırır.

Ah! Nice tahtlar gördüm, temeli çürük sözlerle atılmış! Nice yükler gördüm, daha omuza değmeden yükseldiğini sanan! Ve evet! Yük almadan yükselenin düşüşü, göğe hicranla bakan bir mum gibi olur: Kısa, sessiz ve kül!

Ve sen! Işık mı olmak istedin? Ah! Ne kolay seçtin parlamayı, ne çabuk unuttun karanlığını! Ey gölgesini inkâr eden! Daha kendi gecene dokunmadın ki! Gözlerine bile bakamazken aynada, başkalarına nasıl yol olacaksın? Hayır! Karanlığını tanımadan, ışık olma! Yıldırım gibi geçersin belki, ama ardında yalnızca korku kalır, yol değil!

Ve yine sen! Yol mu göstermek istiyorsun? Ama hâlâ kendi yolunu bana soruyorsun! Ve pusulan, başkalarının bakışında saklı! Ey gerçeği arayan! Senin işaretin, yalnızca sis doğurur! Yol olmadan yön verme! Evet! Ayakların toprağa değmeden yürümeye kalkma! Çünkü yere değmeyen, göğe dokunamaz!

Ve şimdi sana soruyorum! Zafer mi arzuluyorsun? Ama hâlâ yenilgiyi lanetliyorsun! Hayır! Zafer, onurla ıslanmış bir yoldan geçer. Bilmez misin? Onursuz yüreğin giydiği taç, altın görünümlü bir çiçektir. Ama içinde zehir gizlenmiş bir tomurcuk taşır! Ey zirveye susamış olan! Dibini tanımamış bir ruh, zirvenin yalnızlığını taşıyamaz. Hayır! Toprağın acısını bilmeden, göğün şarkısını söyleme!

Ey bozuk bakan! Canını mı sıktım? O hâlde kaçma, iyice yaklaş! Çünkü insanlar, senin yüksekten konuşan aklını değil, yanlarında yanan yüreği takip eder! Lider olmadan önce, kendine insan ol! Evet! Kendinden utanmayanı herkes izler, ama kendini tanımayan, başkalarını ancak kendine benzetir!

Ne dedin? Çok mu seviliyorsun buralarda? Ve bunu mu liderliğe delil sayıyorsun? Ey alkışla sarhoş olan! Kalabalık sevdiğini değil, kendine benzeyeni seçer! Hayır! Kendine yabancı olan, başkalarında yalnızca yansımasını görür, hakikati değil! Dışarıya değil, içine çök! Çünkü en doğru yön, sözlerde değil, sessizliğin en iç noktasında gizlidir!

Ve hâlâ mı diyorsun: İnsanlığı mutlu etmek istiyorum? O hâlde onları mutlu etme, onlara anlam ver! Çünkü mutluluk, arzunun giydiği suskun bir maskedir. Ah! Haz peşinde yürüyen, kendi sesini yitirir! Ey hazla sarılmış yolcu! Kendi anlamını taşımadan, başkalarının yarınlarına yürüyemezsin!

Hâlâ mı lider olmak istiyorsun, bunca sesten sonra? Neden? Kendini gerçekleştirmek mi istiyorsun? Ah! Ben nice yankı duydum “Ben oldum!” diyen, ama içi karanlık mağaralarda çınlayan boşluklardı onlar! Unut şimdi kendini, başkalarını inşa et! Çünkü yalnızca başkalarında var olabilen, gerçekten kendini doğurur.

Ve insanlar sustu. Çünkü E2’nin sözleri, yalnızca kulaklara değil, vicdanlara dokundu. E2, bir adım geri attı. Bir avuç toprağı kaldırdı yere eğilerek ve şöyle dedi:

Bir lider iz bırakmaz, iz olur! O, yöneten değildir; insanlık onuruna dokunan bir yankıdır! Çünkü bir insan, kendini bulan bir liderle yalnızca yol almaz, var olur!

Ve rüzgâr, onun sözlerini dağın öte yanına taşıdı. Ve taşlar bile suskunlaştı. Çünkü artık orada, bir soru değil, can yakıcı bir hakikat yankılanıyordu.

11 Haziran 2025

Kurtköy, İstanbul


Yorumlar


bottom of page