top of page

Çünkü Sen, Duymak İstediklerini Değil, Duymaları Gerekeni Söylersin!

Ey aykırı ruh!

Sana ne öğrettiler, biliyor musun?

Dışına dik durursan,

İçindeki yaralardan kurtulursun!

Ama sen anladın ki,

Savaş, dışarda kopmaz —

İçinde bastırılmış bir sesle başlar.

Sakladığın, ama adını bildiğin hâlinle.

Cesaret edemediğin o benle

Yüzleşmektir ilk adım.

Çünkü en derin yara,

Görmezden geldiğin kendindir.

---

Ey kalabalığın içinde kaybolmayan!

Derler ki:

Çoğunluğa sadakat,

Düzene uyum erdemdir.

Ama senin kanatların

Bu duvarlara sığmayacak kadar özgür.

Koptuğunda ihanete düşmedin,

Sadece kendinle yüzleştin.

Ve o yüzleşme,

Başka ruhlarda yankı buldu.

Senin sancınla

Birçok uyku bölündü.

Ve bir yıldız doğdu o gecede —

Parlak, yalnız ve hatırlatan:

Unutulanı, susturulanı…

Hatırlamakla başlar yeniden doğmak.

Koptuğunda ihanete düşmedin,

Sadece kendinle yüzleştin.

Ve bu yük,

Başka ruhlarda yankı buldu.

Senin sancıların,

Onların uyanışı oldu.

Bir yıldız doğdu o gecede,

Yalnız ama yol gösterici.

Unutulanı hatırlattı—

Ve hatırlamak, yeniden doğmaktı.

---

Ey zamanın dışında yürüyen!

Sana “ben oldum” diyerek

Yükselmenin mümkün olduğunu söylediler.

Ama sen öğrendin ki,

Benlik, zamana direnen bir inşadır,

Kök salan, dallanan bir ormandır.

Masumiyetle başlar —

Kör güvenin koynunda filiz verir.

Sonra bir çatlak düşer içe,

Ve ilk “ben varım” deyişin,

Yalnızlığın ta kendisi olur.

Farklılaşmayla biçimlenir —

Aynalarda başkalarını değil,

Kendine ait, kırılmış parçaları aratan...

Ve nihayet kimlikler bütünleşir —

Yaralarını reddetmeden,

Kendi sesinle başkalarının ezgisini dinletir.

---

Ey anlaşılmaktan vazgeçmiş olan!

Sana dediler ki:

Uzak durursan sevilemezsin.

Ama sen zaten hep uzaktaydın —

Çünkü ne zaman yaklaştın,

Gözlerindeki isyan

Onları yakmaya başladı.

Evet! Sen bağ kurmaktan kaçmadın,

Sadece, seni anlamaya gönülsüz olanlara

Kendini feda etmedin.

Çünkü sen öğrendin:

Gerçek bağ, benzemekten değil,

İçten gelen bir sarsıntıdan doğandı.

---

Ey çok sevilen!

Senin suskunluğun,

En gürültülü çığlıktan daha derin.

Konuşmadan anlatır,

Göz göze gelmeden dokunursun.

Ve senin gülüşün —

Bazıları için yağmursuz fırtınadır.

Evet! Varlığın ezber bozar.

Senin olduğun yerde,

Sıradanlık çatırdar.

---

Ey emirle yönlendirilmekten usanan!

Senin aykırılığın,

Bir tepki değil —

İçinden gelen sese sadakat.

İşte bu yüzden seni sevmezler:

Çünkü sen,

Duymak istediklerini değil,

Duymaları gerekeni söylersin.

---

Ey yalnızlığa adım atmış olan!

Sana dediler ki:

“Yalnızsan eksiksin.”

Ama sen eksik değildin —

Fazlaydın onlara.

Onların kalıplarına

Sığmayacak kadar derin.

Üşütecek kadar sıcak.

Ve sen öğrendin:

Yalnızlık, içindeki yankıyı duymanın

En kutsal biçimiydi

Kalabalık seni boğduğunda

Orada kendine söyledin —

Ve orada kendini dinledin

---

Sana “fazla” dediler,

Oysa sen,

Kendine yetmedin.

Sen yadırgandın,

Bakışların anlaşılmaz bulundu.

Ama içindeki yangın yandı durdu.

Ve sen,

Kalabalığa benzememenin bedelini

Bir suskunlukla ödedin.

Ama o suskunluk,

Bir çığlığın en derin hâliydi.

Çünkü sen sustukça,

Karanlık geriye çekildi.

09 Mayıs 2025

Tuzla, İstanbul


Yorumlar


bottom of page