top of page

Çünkü Üstün İnsan, Gücü Tuttuğunda Değil, Hırslarını Terk Ettiğinde Ortaya Çıkar!

Yanında otururken, birden unutulmuş olanları hatırladım: Burada erdem dedikleri, çoğu zaman korkunun terbiyesiydi; ahlâk dedikleri ise çoğunluğun alışkanlığı. Ve o, -kendini yüceltmek için- yozlaşmadan uzak durmayı doğru sanmıştı, oysa neyi yücelttiğini bile bilmeden iyi olanı kimseye anlatamamıştı.

Derin bir nefes aldım ve sonrasında ayağa kalkarak genç kıza seslendim:

"Ey sevimli su kuşu! Görüyorum ki sen, uyumlu olmayı yetkinliğinle değil, bozulma korkusuyla seçtin. Sen, adapte olmayı öğrendin ama iyiyi büyütmek için çile çekmek gerektiğini öğrenemedin. Sen, yürüdün ama nereye gittiğini kimseye öğretemedin."

Ve sonra içimi çekerek ekledim:

“Ey, aykırı benzerim! Ben sana yeni bir ölçü getirmiyorum. Hayır, ben onların yanlış bildiklerini, iki elimle yere vurup kırmaya geldim. Çünkü hakikat, giydirilerek değil, kırılarak ortaya çıkar. Çünkü erdem, herkesin övdüğü değil, kimsenin kaldıramadığıdır. Evet! Onların duymak istemedikleridir!”

Sonra parmağımla kalbini işaret ederek sevgimle tekrar seslendim,

“Şimdi sana soruyorum, ey mutsuz ruh:

• Cömertlik mi, yoksa dîğemgârlık mı?

• Adalet mi, yoksa hakkaniyet mi?

• Cesaret mi, yoksa akıl mı?

• Güç mü, yoksa haklılık mı?”

Cevabı vermesine izin bile vermeden, mırıldanarak aykırı gençliğime şunları söyledim:

...

Cömertlik mi?

Cömert olan verir çünkü taşıyamaz artık; elinde fazlalık vardır, utanır vermemekten.

Dîğemgâr olan verir çünkü yanar içinde;

kendisinden eksiltmek onun varoluş biçimidir.

Biri sevgiyle süsler boşaltımını,

öteki sessizce çoğalır başkasında.

Ey insan!

Verdiğinle övünüyorsan, henüz hiçbir şey vermemişsindir.

Adalet mi?

Adalet terazidir - ama terazinin kefesi bile eşit durmaz rüzgârda.

Hakkaniyet, teraziyi kırmaktır bazen.

Adil olan “hak etti” der;

hakkaniyetli olan “ihtiyacı vardı” der.

Ey insan!

Hangisi Tanrı’nın soluğuysa içinde, sen onu seç!

Cesaret mi?

Cesaret, aptallığın kahraman maskesidir çoğu kez.

Öne atılmak mı? Sürü de öne atılır uçuruma...

Akıl ise yönü sorar önce: “Nereye?”

Cesur olan yürür ateşe,

Akıllı olan ise yakmakla değil, ateşi kullanmakla meşguldür.

Güç mü?

Güç bağırır. Çünkü içi boştur.

Haklı olan ise gerektiğinde susmasını bilendir.

Çünkü sessizliğinde bile yankı vardır.

Güç hükmeder - ama zincir ister.

Haklılık özgürdür - ve bu yüzden hep yalnız ve tek başına kalır.

Hız mı?

Ne fayda hızlı olmaktan, yol yanlışsa?

Oysa çeviklik,

yön değiştirme erdemi değil midir?

Evet! Yoluna âşık olanlar sapamaz - ama yönünü bilen, her zaman yolunu bulur.

Ey ömür yolunda koşan!

Dur ve dön, çünkü hızlı yaşamınla yoldan çıktın bile!

Pişmanlık mı?

Pişman olan hâlâ geçmişi dövmeye çalışır.

Barışık olan ise geçmişi cebine koyar,

Islık çalarak yoluna bakar.

Evet! Pişmanlık zincirdir, barışıklık ise anahtar.

Tercih yap!

Sen neyle yaşamak istersin: hâlâ kendini mi suçlayacaksın, yoksa neşeyle yola mı düşeceksin?

Başarı mı?

Başarı, hedefe varmak için her yolu meşrulaştırır - çünkü sonuçla yıkanmak ister.

Basiret ise bazı yolları reddeder;

çünkü temiz kalmak, varmak kadar değerlidir.

Ey insan!

Sen zafer mi istiyorsun, yoksa kendine bakınca gözlerini utançla kaçırmamayı mı?

Ödün mü vermek?

Kendini geri çekmek, sadece başkasına yer açmak değildir;

bazen silinmektir.

Fedakârlık ise bilerek ve isteyerek çizgide kalmaktır.

Canını yakarak köprü olmaktır başkasının geçişine.

Biri istemeyerek silinir,

öteki isteyerek iz bırakır.

Tevazu mu?

Unutma! Küçük görünmek için eğilenler, büyüklük oyunundadır hâlâ.

Oysa alçakgönüllülük, eğildiğinde bile yücedir;

çünkü eğilmek zorunda değildir.

Biri rol yapar,

öteki var olur.

Doğruluk mu?

Doğruluk, hakikati giydirir - çünkü çıplak gerçeğe herkes bakamaz.

Dürüstlükse gerçeği soyar;

utanmayanlar baksın diyedir bu çıplaklık.

Doğru olan, hakikati dışarıda taşır;

dürüst olan, onu kendi kemiğine kazır.

Ey insan!

Doğru söz kulağa gelir,

ama dürüst söz kalbi deler.

Hangisini duyacak cesaretin var?

İyimserlik mi, umut mu?

İyimser olan, karanlığa bakıp “bir gün aydınlanır” der;

umutlu olan, o karanlıkta yürümeye cesaret eder.

İyimserlik, bekleyenin zırhıdır;

umut, yürüyenin yüküdür.

Ey insan!

Gözlerini kısmakla değil,

adım atmakla ışığa yaklaşılır.

Tolerans mı?

Katlanmak değildir erdem;

katlanmak acıtır, birikir, taşar.

Hoşgörü ise anlar ve dinler.

Biri pasif susuş,

öteki aktif kabul.

Ey insan!

Sevdiğini katlanarak değil, hissederek sev.

Vefa mı, sevgi mi?

Vefa, bir hatırlayıştır - bir zamanlar verilmiş bir sözün yankısıdır.

Sevgi ise hafızasızdır;

çünkü ne verdim diye sorar, ne de ne alacağım diye düşünür.

Vefalı olan geçmişe sadıktır,

seven ise şimdide yanar gelecek için.

Ey insan!

Vefa, yerine getirilmiş bir vaattir.

Ama sevgi...

O, hiçbir vaat olmadan kendini feda edebilendir.

Merhamet mi?

Acıya bakıp gözyaşı dökmek kolaydır.

Ama şefkat, o acının eline dokunmadan

kalbine değebilmektir.

Merhamet tanır,

şefkat ise iyileştirerek taşır.

İnanç mı, bilgelik mi?

İnanç, bilmeden bağlanmaktır;

bilgelik ise bilmediklerine ulaşmaktır.

İnanç rahatlatır - çünkü soru sormaz.

Bilgelik rahatsız eder - çünkü hiçbir cevabı yeterli bulmaz.

Ey insan!

İnanç seni avutabilir,

ama yalnız hikmet seni uyandırabilir.

Sakinlik mi, soğukkanlılık mı?

Sakin kalmak, fırtınanın içinde merkez olmaktır - hareketin ortasında bile sarsılmamaktır.

Soğukkanlılık ise köpüren duyguyu susturmaktır - gülümseyerek kıpırdamamaktır.

Sakin olan hisseder ama taşmaz,

soğukkanlı olan hissi öldürür ve harekete geçer.

Ey insan!

Biri ruhun dinginliğidir,

öteki duyguları dizginlemektir.

Hangisinde yaşarsan ona ihtiyacın vardır.

Gurur mu?

Bağırarak var olma çabasıdır.

Haysiyet ise sessizliğin içinde dik durmaktır.

Gurur, gösteri ister.

Haysiyet, tanınmasa da duruşunu terk etmez.

...

Ve sen, ey herşeyden çok sevilen!

Sahip olduklarınla değil,

Vazgeçebildiklerinle yükselmelisin!


Çünkü üstün insan,

Gücü tuttuğunda değil,

Hırslarını terk ettiğinde ortaya çıkar!

11 Nisan 2025

Kartepe, İzmit


Yorumlar


bottom of page