
Oysa Ne Çok Güven Yüklemiştim Bu Yüreklerin Kudretine!
- Ergün Gültekin

- 23 Nis
- 2 dakikada okunur
Ah, daha geçenlerde bu kurumda cesur ve adil kim varsa, şimdiden ümidini yitirip çözülmüş mü?
Oysa ne çok güven yüklemiştim bu yüreklerin kudretine, ne çok emanet bırakmıştım onların omuzlarına!
...
Bu yüreklerin ateşi sönmüş şimdiden – kıvılcım bile değiller! Sadece yorulmuş, yılmış, kabullenmiş, konforuna boyun eğmişler: “gücümüzün sınırını gördük,” diyorlar artık – ve buna da “uyum” adını veriyorlar!
...
Oysa daha geçenlerde görmüştüm kararlı adımlarla yürüdüklerini, sorumluluğun ilk ışığında: ama mücadelenin yükü ağır geldi, şimdi gölge düşürüyorlar kendi cesaretlerine – ve buna da “akıllı olmak” diyorlar!
...
Sahiden, içlerinden biri lider gibi yükseltmişti sesini bir zamanlar, hakkaniyetin sessiz tebessümü değmişti ona: – sonra o da yönünü çevirdi.
Az evvel gördüm onu, iki büklüm – suskun bir kabullenişe değil, baş eğmenin konforuna doğru sürünürken!
...
Eskiden atılgan zihinler ve genç aykırılar gibi dolanırlardı değerlerin ve emeğin etrafında. Birkaç darbe yediler, birkaç kez tökezlediler: ve hemen çözüldüler – pasif, suskun ve uysalca eğilmiş olup çıktılar, buna da “sabırlı olmak” diyorlar şimdi!
...
Yok sayılmaları mı sarstı onları bu kadar, yoksa görmezden gelinen emekleri mi çözdü inançlarını? Bekledi mi çabaları, görmeyen gözlerden bir karşılık, bir işaret, bir gerçek takdir sesi?
Yoksa daha sinsi bir şey mi işlendi içlerine: hak etmedikleri bir yükselişin tatlı vaadi mi düşürüldü önlerine, eskiden erişmek istemedikleri mevkilere giden yollar mı süslendi gözlerinde?
Ve böylece, alın teriyle varacakları doruğu bırakıp, kendilerine sunulan terfiyi mi seçtiler; buna da “hak etmek” mi dediler!
...
Sahiden, kendi yürüyüşleriyle varacakları bir zirveyi terk edip, kendilerine sunulan kolay bir çıkışı mı seçtiler – ve buna da “başarı” mı dediler!
Ah, ne çabuk değiştirdiler ölçülerini: zorluğun ateşini bırakıp kolayın gölgesine sığındılar, yükselişin bedelini değil, unvanın serinliğini seçtiler!
...
Evet! Hep azdır içlerinde sabır taşıyan irade ve umut bulunanlar; yürekleri de dirençlidir bunların. Geri kalanlarsa savrulandır.
Geri kalanlar: bunlar her zaman büyük çoğunluktur, o pasifler, o sessiz kabullenenler, o yönsüz kalabalıklar – savrulandır bunların tümü!
Onlar neye kapılsalar onun suretini alırlar: güç görünce eğilir, kolay görünce koşarlar; ölçüleri yoktur, yalnızca kazanımları vardır!
...
Benim gibi biri, karşılarına dikilip hakikati hatırlatacaktır onlara: yani ilk gördükleri acımasız bir utanç ve hayal kırıklığı olacaktır – çünkü maskeleri düşecek, kendilerini kendilerine gösterecek o çıplak ayna!
...
Ama yine de konuşacak bazıları – “doğru yolda olan bizleriz!” diyecekler kendilerine: fazlasıyla beklenti dolu, fazlasıyla bağımlılık, fazlasıyla ölçüsüz bir bağlılıkla dolu, kırılgan bir sürü
Ah! Kalabalığın uğultusunu hakikat sanacaklar, kendi yankılarını doğruluk diye yüceltecekler!
Benim gibi biri, bu sürüye yormamalı dilini; vasat, amorf ve sıradanların değişken doğasını iyi bilen, güvenmemeli bu tuhaf çıkışlara!
Ah! Başka türlü olabilseler, elbette başka türlü konuşurdum.
...
Yarım kalan inançlar ve inanılmayan değerler çökertecektir geriye kalan ne varsa. Evet! Kurumsal değerlerin ortamdan çekilmesi, – ne var şaşılacak bunda!
İyiler mi? Uzaklaşıp giderler ardına bile bakmadan. Hepsi sanır ki gidenler bir eksiklikten uyum sağlayamaz; oysa çoğu kendisine inanan başka bir çağrıya doğru yönelir.
Etik değerlerin sesi fısıldar onlara: En güzel şekilde ayrıl da iyiyi bu yeni kapıda büyüt!”
...
Evet! Orada yetenekli aykırıların bağlılığını, ortada görülmeyen değerler kandırıp çözer, sessizce ve geri dönülmez biçimde.
Bırak gitsinler ve ayrılsınlar, ey kurumsal ilke ve değerler! En iyisi sen, hakikatle geç yüreklerinden, es bu düzenin arasından.
Ey etik değerler: sahici olan yürüsün de ayrılsın seninle; çürümüş olan ise çöksün kendi ağırlığı altında ve silinsin kendi yolunda!
23 Nisan 2026
Kavaklıdere, Ankara
Liderlik Okulu – Güz Dönemi Eğitim #17



Yorumlar